Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Kasım '10

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
530
 

Depresyondayım...

Depresyondayım...
 

BEKLE...


Gece sevdiğim bir kitabı okuyarak uykum gelene kadar uzanıyorum. Uykuya rahatça geçiyorum ve bir süredir olduğu gibi uykumun olmadık bir yerinde sabah olmuşçasına uyanıyorum. Bu durum uykusuzluğun bir çeşidi ve bu uykusuzluk ta depresyonun bir belirtisi biliyorum. Sürekli ötelediğim ve kabullenmekten kaçındığım teşhisimi bu yüzden daha çok düşünür oldum. Sabahları dinlenmiş değil, uykuyla uyanıklık arası cebelleştiğim zorlu düşüncelerin yorgunu olarak kalkıyorum yataktan. Sıcak yorganın altından yere uzattığım ayaklarım bazen terliklerime, bazen de soğuk döşemeye değiyor ve o uykulu kadın yerini günün rutin koşturmacasına hazırlanan enerjik bir yaratığa bırakıyor hızla.

Giydiği kıyafetleri özenli ve şık genellikle, saçları pek söz dinlemediğinden dağınık(ama laf aramızda bu hali de yakışıyor kerataya)mutlaka yapılan makyaj yüzünü renklendiriyor hafifçe ve enerjik kızımız güne hazır. Böyle olabildiğim için ve gün içinde ufak tefek te olsa hoşuma giden şeylere doyasıya gülebildiğim için belki de yanılıyorum depresyon teşhisimde ama bazen konuşmalarıma ve olaylara bakış açıma dikkat eden arkadaşlarım benim için endişeleniyorlar. "Dikkatli ol" uyarıları geliyor alakasız kişilerden.

Oysaki ufacık şeyler gülümsetir beni ve mutlu olmam işten bile değildir genellikle. Havadaki ılık bir esintinin, yerdeki kurumuş söğüt yapraklarının, pamuk gibi bulutlardan çıkardığım garip anlamların, güzel pişirilmiş bir kahvenin, yediğim yemeğin ve sağlıklı aldığım her nefesin hakkını veririm sonuna kadar. Beni mutsuz eden şeyi ya da kişiyi biliyorum hem bilicimde hem de bilinçaltımda; yapamadığımsa onu hayatımdan hastalıklı bir parça gibi kesip atamamam. Ya da bu hastalığı tedavi edememem.

Yürütmeyi başaramadığımı kabul edememek mi, resmen bitirmeye kalkıştığımda suya atacağım taşın meydana getireceği halkaların nerelere ulaşacağını bilememenin kaygısı mı, bir kez karar verdikten sonra devamına ait belirsizliğin büyüklüğü mü beni durduran bilmiyorum.

Defalarca yapılan konuşmalar ve sanki toparlanır gibi olan bir ilişki ama sürekli aynı yerde takılıp kalmak aslında. Çözümsüzlüğü kabullenmek mümkün mü? Bununla daha ne kadar zaman yaşayabilirim/z. Uzun soluklu ilişkilerde sevginin yıprandığını ve özellikle hayata dair düşüncelerde ciddi farklılaşmaların yaşanabileceğini yaşayarak öğreniyorum. Daha iyi olabileceğimize dair umudum yok. Ama sadece ben ya da o değiliz ki sorun, sorumlu olduğumuz başka hayatlar var. Geleceğini hazırlamak zorunda olduğumuz çok sevgili bir varlık. Salt onun uğruna katlanılması gereken bir zorunluluk artık birlikteliğimiz. Ve ne acıdır ki ikimizde bunu açık sözlülükle itiraf etmiş bulunuyoruz.

Bu kadar açık konuşmak ve soruna adını koymak ne yazık ki çözüme kavuşturmuyor. Sadece çekilen sıkıntıyı artıran yeni bir bilinç yaratıyor. Üzerime yapışıp kalan, çıkarıp atmayı başaramadığım, sevmediğim bir elbise gibi yaşadığım her şey. Sanki üzerimde durdukça tenime ve oradan da gözeneklerimden tüm hücrelerime işleyip zehirliyor varlığıyla beni. Çaresizlik ve bunu kendime yakıştıramamak duyguları içimde çelişiyor sürekli. Neyi, kimi bekliyorum diye soruyorum kendime sık sık. Ve kızıyorum en çok ta bu korkaklığıma.

Ama bir ses te bekle diyor içimden. Zamanı gelince her şey kendiliğinden çözülecek diyor. Bu ses gerçek mi? Kendimi kandırdığım kocaman bir yalan mı yoksa?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili düş sokağı sakini,yazdığınız cevap ta beni gülümsetti.Hatta bunları yazarken bile suratımda aptalca bir gülümseme var,diyecektim ki odaya giren bir veli sayesinde dağıldı şuan.Anı anına yazıyorum,canlı yayın gibi,kusuruma bakmayın.Şimdi size bir itirafta bulunacam,ama bana kızmayın ne olur.Bu yazıdaki yorumların ilkini ben yazmadım.Bunun nasıl olduğunu uzun uzun anlatmaktansa,sizden af dilemeyi tercih ediyorum.Aslında benim hiçbir suçum yok.Ama ihmalim var.Olay şu;benim Antakya'da meyhane işleten bir dayım var.O gün yanına oturmuş ilgili yazınızı okuyordum.O da yazıyı okudu ve çok beğendi.Birşeyler yazmak istedi.Kendisi MB'den falan anlamaz.Kıramadım ve onun söylediği şekilde yazdım.Sonrasında size saygısızlık yaptığımı düşünüp,pişman olsam da,bunu bir türlü söyleyemedim. şimdi onu da üye yaptım,gerçi çok kötü şeyler de yazmamış,az önce okuyunca fark ettim.Umarım bu itirafı yapmakla hata yapmamışımdır ve yine umarım ki özrüm kabahatimden büyük değildir.Kalpten özür dilerim.sayg

die stimme des mondes 
 10.01.2011 13:09
Cevap :
Yazıya ve yoruma dönüp baktım bence de hiç fena yazmamış beyefendi:)Aslında beğenmekle kalmayıp bir de paylaşmanız yazımı, beni olsa olsa mutlu eder. Teşekkürler. MB yeni bir okur kazandı bu sayede üstelik. Daha ne olsun:) Özre gerek yok, sevgi ve saygıyla...  10.01.2011 15:40
 

John lennon'un bir sözü geldi aklıma ."Hayat, siz planlar yaparken akıp giden şeydir." gerçekten de öyle değil mi?Ben yılların kaşarlanmış devlet memuru olarak,zaten plandan başka bir şey yapamam.hayal ederim sadece.bu hayalleri de,statükonun sıkıcılığından,boğuculuğundan kurtulmak için kurarım. Aslında bütün memurlar tutucudur.değişimlere kapalıdır.hayal güçleri kıttır.Mesela ben,yıllardır yanıbaşımda bulunan suriye'ye gidecem der dururum.ama bir türlü oturduğum koltuktan kalkamam.miskinlik mi tembellik mi?yıllar önce eğitime teknoloji girdiği zaman en fazla direnenlerden biri de bendim.Eski yöntemlere çocuğum gibi sarılıyordum.peş peşe yenilik yapıldıkça kendimi çırılçıplak hissediyordum.Şimdi, af dileyerek söylüyorum -eşek gibi- bu zırhı çıkarmak zorunda kaldım.yasaklar,kurallar,tabular,örümcek ağları sarmış her tarafımı.hani hayat kısaydı.demek ki kendimi kandırıyorum.size,yazdıklarınıza ve yaşadıklarınıza çokça saygı duyduğumu belirtmek isterim.

die stimme des mondes 
 05.01.2011 14:28
Cevap :
Sizi okurken gülümsedim. Bana birini(!)hatırlattınız. Yeniliklere karşı direnç göstermek konusunda sizden pek te aşağı kalmam. Ama biraz zorlayınca oluyor deneyerek gördüm. Belki de birileri bizden önce akıl etti diye kızıyoruzdur bu yeniliklere kim bilir? Şu iki adım mesafedeki yerlere kalkıp gidememek nedendir bilmiyorum. Ama uzun zamandır bunu yapmak istiyorsanız hemen bu hafta sonu gerçekleştirin artık, neden olmasın? Anılarınızı bekleyeceğim:) Sevgi ve saygıyla...  07.01.2011 14:18
 

Sizinle aynı kaderi paylaşıyorum.Bitmiş bir beraberliğimi sürdürmek mecburiyetindeyim.Buna siz korkaklık mı diyorsunuz? Hayır!Biz yada ben buna mahcubiyet adını veriyorum.Zamanında evet diye imzaladığım o deftere şimdi çevrenin,dostların ve yılların getirdiği beraberlikler yüzünden ilişkimize nokta koyamıyoruz.İşte bizi Avrupalı insandan ayıran taraf ta bu ya.Söze gelince biz medeni ve hoşgörülü insanlarız.Hepsi palavra!Hiçbir zaman kendimizi aşamıyoruz.Evliysen başkasına çarpıldığın zaman dayın,amcan,teyzen,dostun hep yorum yapar.Hiç kimse benim yüreğimin kıpır kıpır kendini bile sığmadığını hissedemiyorlar.Benim bir kartal,bir baykuş,bir suna,uçup gökyüzünde nara atacak kadar yürekli olduğunu,aşkımı bağırabileceğimi,hiçbir şekilde hissetmediler.Hissettselerde hep bana tavır takındılar.Bu size özel birşey değildir ki...Hepimiz denizdeki vuran büyük dalgalar gibiyiz.Bizim dalgadaki vuruşumuzu ancak sizin gibiler anlayabilir.O dalgaları dinlemek lazım.Saygılarımla…

die stimme des mondes 
 30.12.2010 21:04
Cevap :
Avrupalı ya da Asyalı diye ayırmak istemiyorum insanları, tabi bu kültür farkı çok etkili kabul ediyorum ama; asıl fark hayatın bizi beklemeden olanca hızıyla geçip gittiğini fark edip etmemek meselesi sanırım. Korkakça, MAHCUPÇA, ya da ismi neyse işte memnun olmadığımız düzeni değiştirmek adına harekete geçmemizi engelleyen ve hayatı yaşamaya değil de izlemeye mecbur bırakan bizi, o bağlardan, duygulardan bir kopabilsek...Öylece durup bir şeylerin olmasını bekliyoruz. Pek çok insan bu durumda; itiraf etseler de etmeseler de. Ama zorunluluktan sürdürdüğümüz ilişkilerin meyvesi hiç bir zaman mutluluk olmayacak. Sevgiler...  03.01.2011 8:34
 

Bence duygu dünyasında değil, tamamen gerçek dünyada yaşıyorsunuz.Kendi durumunu bu kadar gerçekçi gören biri bana göre hayalci olamaz.Keşke olsaydınız daha az acı çekerdiniz.Ben dahil birçok insanın içinde olduğu bir ruh durumunu çok içten anlatmışsınız.Allah bütün duyarlı,acı çeken kalplerin yüzüne baksın.Tşk.

die stimme des mondes 
 23.11.2010 12:44
Cevap :
İlginize ve yorumunuza teşekkürler. Gerçekçi olup acı çekmek mi hayalci olup acıdan kaçmak mı dah yeğdir emin değilim. Ama acı kendi içinde çok gerçek bir kavram. Umarım acılar günahlarımıza bedel olur birazcık. Bu durumu yaşayan çok fazla insan olması beni de çok üzüyor ve neden diye sorgulamaya itiyor. Belki de çok fazla sormamak gerek. Hayatı tüm sunduklarıyla, olduğu gibi kabullenebilmek. Cehalet mutluluktur derler ya sanırım doğru. Bilmemek, duymamak, görmemek size mutluluk olarak dönüyorsa ne sakıncası var ki? Sağlık ve mutlulukla kalın. Sevgiler...  23.11.2010 13:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 53
Toplam yorum
: 77
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 455
Kayıt tarihi
: 03.07.09
 
 

Balık burcunun tüm özelliklerini taşıyorum. Duygu dünyasında yaşıyorum. Gerçekler çok ağır geliyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster