Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Kasım '10

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
5409
 

Ders çalışmayı erteleme

Ders çalışmayı erteleme
 

derste uyuyan çocuk


Öğrenmenin önündeki engellerden en önemlilerinden biri de ders çalışmayı ertelemektir. Bu bir tür hastalıktır. Hastalık bahane üretmeyle kendisini gösterir. Bu hastalıktan kurtulamayan öğrencilerin sonu, sınav kaybetmeyle sonuçlanır.
Ders çalışmak istemeyen her öğrenci kendine bahaneler üretir. Bu bahaneler sıradan bahaneler olup öğrenciyi ders çalışma masasına bir türlü oturtmaz. Öğrenci bütün cesaretini toplayıp ders çalışma masasına otursa bile onu orada rahat bırakmazlar.

Bu sorunu yaşayan öğrenciler ders çalışmaya ilişkin değişik düşünce ve inançlara sahipler. Bu inançlar şöyle özetlenebilir:

—Ders çalışma çok önemli bir faaliyettir. Bu nedenle önce diğer önemsiz ve ufak – tefek (!) problemleri halledip sonra çalışmaya başlamalıyım.”

— Şu anda çalışma isteği bir türlü gelmiyor. Biraz istek geldikten sonra hemen çalışmaya başlayacağım.”
— Çalışmaya başlamadan önce kafam rahat olmalı: (Karnın tok, zinde, maç ve spor programlarının tamamlandığı, tüm telefon görüşmelerinin bitirildiği vb…) Bunların halledilmediği bir zaman ve sessiz bir ortam sağlanamadığı sürece ders çalışmak verimli olmaz düşüncesi.
—Çalışmak zor, sıkıcı ve yorucu bir faaliyettir.
—Çalışsam da sınavda başarılı olamıyorum.

Bu durumlarda sürekli ders çalışma ertelenir. Böyle yapıldığında çalışılması gereken konular bir dağ gibi büyür. Bu dağı delebilmeyi ise ancak Ferhat becerebilir!

Faydalı bir çalışmaya girişmek için en iyi vakit “bugün” hatta “şimdi” dir. Şunu bilmeliyiz ki, ertelemek, zaman yiyerek beslenen ve bizim düşmanımız olan bir canavardır.

Atalarımız “sayılı günler çabuk geçer ” der. Fakat bizler günleri sayısız, hatta sonsuz gibi görürüz. Bu gün olmazsa yarın olur diye her günün işini yarına erteleriz. İnsanoğlu, önünde sayısız gibi duran günlere güvenerek işlerini, görevlerini, çalışmalarını erteliyor, sonraya bırakıyor. “acelesi yok daha vaktimiz var” diyor. Yarınlar geçtiğinde ise hedefe ramak kala iflas etmiş tüccar gibi meteliksiz kalıyor.

“Gafil insanlar, hayırlı bir iş için, ‘bugün dursun yarın başlarım’ der ve böylece kendini aldatır durur. Bilmez ki, bugün dünün yarınıdır; bugün ne yapmıştır ki, yarın ne yapsın?” (Muhammed Parisa)

Erteleme mazeretleri:
-Daha sınava çok var, sonra çalışırım.
-Haftaya çalışırım.
-Sabah erken kalkar çalışırım.
-Yarın çalışırım.
-Şu dizi de bitsin hele, acele etmeye gerek yok.
-Şu maçı bitireyim, yorumlarını da izleyeyim, sonra çalışırım.

Onu tanıyor musunuz?

O, Cuma günü okuldan gelirken önceki haftalardan eksik kalan derslerini tamamlamak ve hafta içindeki sınavlara hazırlanmak için karar vermişti. Bu nedenle Cuma akşam üstünü ve geceyi çok iyi geçirdi. Evde müzik dinledi, TV seyretti ve geç saatte yattı. Cumartesi de arkadaşlarıyla beraber oldu. Evin içinde gezindi, zamanın nasıl akıp gittiğini fark etmedi bile. Ders çalışmadığı için zaman zaman biraz rahatsızlık duyduğu oldu; ancak içinden gelen bu huzursuzluğu: “Önümde koskoca bir pazar var.” diyerek bastırdı.

Pazar sabahı 08.30’da uyandı. Önce güzel bir tatil kahvaltısı yaptı. Gazeteleri okuyup (veya çizgi film seyredip) çalışmaya karar verdi. Gazeteler bittiğinde 10.30 olmuştu. TV’deki sabah filmine bir göz atıp çalışma odasına geçmek istedi. Fakat film öyle güzel ve heyecanlıydı ki önünde koskoca bir pazar gününün olduğunu düşünerek bu filmi de izlemesinde bir sakınca olmadığına karar verdi.

Film bittiğinde saat 12.30’du ve hafta içi günlerde bu saatte yemek yemeye alışmış olduğu için karnı açıktı. Annesinin özenle hazırladığı yemekleri yiyip evdekilerle sohbet ettikten sonra çalışma odasına yöneldi. Fakat bu sırada TV’den naklen yayın programı başlamış ve haftanın en önemli maçı ekrana gelmişti. Bu maçı seyretmek için insanların birbirini çiğneyip dünyanın parasını verdiklerini düşününce, ayağına kadar gelen bu maçı seyretmemenin büyük kayıp olacağını düşündü. Maç biter bitmez sıkı bir şekilde çalışmaya karar vererek maçı izlemeye koyuldu.

“Naklen yayın bitip O’nun kafası spor olayları ile doluyken, annesi çayı hazırladığını duyurdu. O çayı içip derse geçmenin daha doğru olacağına karar verdi. Çay bittiğinde O’nun üzerine bir ağırlık çökmüştü. Haftanın yorgunluğu, maçın gerginliği ve çayla birlikte yenenler O’nu gevşetmişti. O, bu yorgunlukla “Nasıl olsa verimli çalışamam” diye düşündü ve dinlendikten sonra çalışmaya karar verdi.

Saat 18.00 sıralarında O, içinde huzursuzluğu bastırmaya gayret ederek uyandığında, çalışma masasına yönelirken televizyonda en sevdiği dizilerden birinin başladığını duydu. Derse bundan sonra başlamaya ve sadece en önemli iki dersi çalışmaya karar vererek TV’deki diziyi seyretti. Dizi bittiğinde akşam yemeği saati gelmişti. Yemeği yedikten sonra ise onca yükün altına girmek için vakit çok geçti. Çünkü o zaman haftaya uykusuz ve yorgun başlayacaktı. Bu nedenle O, kendi kendine şöyle dedi. “Bu gün çalışamadım; ama söz yarın çalışacağım.” Ve yarı sıkıntılı, yarı huzurlu odasının yolunu tuttu. Ancak çalışmak için değil, uyumak için.

Şimdi size bir sorumuz var:

Öykümüzde yer alan O’nu tanıyor musunuz? Bu soru şöyle de sorulabilir: O’nu tanımayan var mı? Herkesin içinde O’ndan bir parça yok mu? Önce istediğini yapmak isteyen, sonra kendisinden isteneni yapmaya yönelen ve bu nedenle sorumluluğunu erteleyen; ders çalışmaya çok önem veren ve bu nedenle önce aradaki ayrıntıları ortadan kaldırıp ders çalışmak için kendisine kesintisiz bir zaman çıkartmaya çalışan; ancak bu zamanı hiç bulamayan ve bütün süreyi daha az önemli işlerde veya kendisine haz verecek etkinliklerde kullanarak geçiren, aklından ders çalışması gerektiğini de bütünüyle çıkaramadığı için kendisine zevk verecek olanları yaparken de kendisini huzursuz hisseden hepimiz O’nunla zaman zaman karşılaşıyor muyuz?

Şimdi O’nu Tanıyoruz! (Final’den)

“Eğer hemen değilse ne zaman” düsturunu ve “başlamak bitirmenin yarısıdır” sözünü unutmayalım.
“Ertelemek yaşamı kaçırmaktır.”
Sürekli olarak size yararı olacak işleri yapmaktan kaçınmanın kısa dönemdeki avantajlarına değil, o işi yapmanın uzun dönemli avantajlarına daha fazla ağırlık verdiğiniz zaman erteleme hastalığından kurtulursunuz.

Azimle düzenli çalıştıkça hiçbir şeyin ters gitmeyeceğini görecek, kendi becerinize inanıp güveneceksiniz. Ne yapılacağı ve nasıl yapılacağı konusunda tereddüt etmeyecek emin adımlarla hedefe ulaşacaksınız.

İsmet Yalçınkaya

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 137
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 1467
Kayıt tarihi
: 23.06.08
 
 

1963 yılı Trabzon Of doğumluyu. Emekli Öğretmenim Eğitimle ilgili konulara ilgim uzun yıllar önce..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster