Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
261
 

Desen dantel olimpiyatında

Desen dantel olimpiyatında
 

Şehir envai çeşit renkte kurdelalarla süslenmişti. Kırmızılar, maviler, morlar…..

Kendini bir masal aleminde hissetmek işten bile değildi.

Bu kurdelalardan  oluşan gökkuşağının üzerine binip de,

bir uçtan diğer uca kaymamak delilikti.

 Elma şekerciler, pamuk şekerciler, patlak  mısırcılar

Ellerinde balonlarla , görülmemiş oyuncaklar

çocuklar, büyükler hepsi aynı yaşta..

Yüzlerinde gülümseme, dillerinde elma şekeri  tadı

 Her yerde bir yaygara, bir telaş

sanırdın ki bir festival, kutlama…

 

Beklenilen anı duyan herkes, tanıklık etmek için işini gücünü bırakmış şehir meydanına toplanmıştı.

Hala da dört bir koldan çıkıp, akın akın geliyorlardı.

Halkı etkilemek için bütün imkânlar seferber

lazer gösterisi için son hazırlıklarda tamamdı.

Kırmızı renkli halı rulosu, vilayet konağının basamaklarından zıplayarak inerken

bu cümbüşten nasibini almanın verdiği şevkle gururlanıyordu.

 

Herkesin kafasında bir imge..

Hiç görmemişlerdi yüzünü. Nasıl biriydi bilmiyorlardı. Sadece fısıltı gazetesi…

 Efsaneleşen bir idoldü onlar için. Her gün yeni bir haber, yeni bir masal ve bundan nemalanmak isteyen gruplar.

Fabrikalar buradan gelecek görüntülerle üretime başlamak için pusudaydı.

Kupalar, tabaklar, tişörtler….

Eee ne de olsa ; “mesele paraysa akan sular durur” du!

Şimdiden adını sokaklara, binalara v.s. vermek için bütün yazışmaları tamamlamışlardı.

Geriye bir tek şey kalmıştı . Onu görmek…!

Herkes ama herkes nefesini tutmuş, aracın gelmesini bekliyordu.

Ne de olsa medar-ı iftiharlarıydı canım…!

 

Uzakta , rampadan inen bir limuzin belirdi..

Limuzin fikri Belediye Başkanından çıkmıştı.

Şanlarına  yakışsın diye..

Bir çocuğun dikkatini çekti önce araç.

-Hey, bakın! Geliyor, geliyor..!

Bütün bakışlar o yöne çevrildi aniden.

“Evet, evet, O !”

Kalp krizi geçirenler oldu bu heyecana dayanamadığından…

Neyse ki  ambulanslar  hazırdı, hastaneler alarmdaydı da kazasız ,belasız atlatıldı.

 

Limuzin, gelmek için değil de  gelmemek için uğraşırken ağır çekimde

toplaşan kalabalık donmuş, olacakları izliyordu.

Sanki bir asır süren bekleyişten sonra 

Kırmızı halının tam ucunda duran limuzinin kapısı açıldı.

Gökyüzü sustu.

Yeryüzü sustu.

Havada uçan kuş dondu, kaldı.

Bir ayak çıktı önce, sonra diğer ayak. Bu anların her karesini beyinlerine kaydediyorlardı.

Beklenen kişi , kilolarının verdiği ağırlıktan olacak yürümekte zorlanıyordu ama yine de ürkek değildi hareketleri.

Sanki bütün yürüyüşlerini kırmızı halıda yapmıştı mübarek!

Ayak bilekleri incecikti. Aşağıdan yukarıya ilerledikçe, ince bileklere inat, kap kalın ve kısacık bacaklar…

En ilgi çeken yeri, çok oturmaktan olacak,yastık şekline gelmiş kalçalarıydı…!

Yürüdükçe bir o yana, bir bu yana sallanıyor; gözlerde onlarla birlikte tik tak tik tak hareket ediyordu. Öyle yumuşak ve şişkinceydiler ki sanki kaz tüyünden yapılmış sanırdın. Kafanı koysan hemen uyuyasın gelirdi rahatlıkla. Bakarlarken bile ,izleyicilerin bir kısmı horlamaya başlamıştı şimdiden. Horlama sesleri ortalığı inletmeye başlayınca , görevliler uyuyanları oradan sessizce uzaklaştırdılar ..

 Göğüsleri  ise , rahatlık timsali kalçalardan sonra hiç yokmuş gibiydiler. İnsan gözünü hemen başka bir yere kaydırmak istiyordu.

Bakışlar yüzünde…

Merak, merak, merak.

Aman tanrım nasıl bir şeydi bu duygu böyle!

Desen’ in, adı Desen’ di ; evden  dışarıya nadir çıkmanın verdiği bir şeydi sanırım ,

süt beyaz, neredeyse kireç rengi bir benze sahip olması.

 

İncecik dudaklar,

 Çengel gibi bir burun

Başına tezat büyükçe bir kulak.

 İki iğne deliği göz.

Kaş, kirpik bile denemeyecek üç beş tüy.

Ya o en önemli organı ellerine ne demeli!

Unutulmaz onlar, unutulmaz!

Canım o kadar uzun kolların bitişiğindeki eller unutulur mu?!

En güzel yeri elleriydi.

Bu kadar uyumsuz vücutta o eller…

Hiçbir yerine bakmadan ellerine bakıp aşık olabilirdin. O kadar çok dantel örmekten olacak, her gün ellerin çalışması onları iyice şekillendirmişti.

Bembeyaz arada bir pembeleşen elleri hep okşama isteği uyandırıyordu insanda.

Komşuları Ayşe Teyze keşfetmişti Desen’ i . Küçüklüğünden beri tanırdı onu.

Susmak bilmeyen ağlamalarından birinde şekere batırılmış emzik, diş kaşıma oyuncağı,  havuç v.s. kâr etmeyince, Desen’ de annesinin  elindeki tığı sıkıca tutunca yapılacak bir şey kalmamıştı.

 İşte o ilk tanışış…!

Bir daha kimse ayıramamıştı ikisini.

Kundakta başlamış bir sevda, bir beşik kertmesi…!

Gel  zaman git zaman, Desen’ in parmakları günler geçtikçe öyle bir hızlandı ki dantelleri ördükçe el hareketleri seçilemez olmuştu.

Buna şahit sadece üç kişi vardı:

Her zaman penceresine konan, karşılarındaki apartmanda oturan Ahmet’in güvercini ; Sıska

Kedisi ; Tığ İşi

Komşuları ; Şaşkın Ayşe Teyze.

Ayşe teyzenin şaşkınlığı da Desen’in ellerinin hızından kaynaklanıyordu. Onları gördükten sonra yüzündeki  o şaşkın ifade dondu kaldı. Çözebilene aşk olsun!

Kadın o kadar şaşırmıştı ki bu olaya gözlerine inanamadığından kimseye anlatamıyordu. 

-“Hayal miydi, gerçek miydi?”

Şaşkın Ayşe Teyze anlamak istiyordu

Anlamak ve de paylaşmak.

Önce birkaç deney yaptı çaktırmadan…

Kalınlı inceli ipler, değişik tığlar denediler, sonuç hep aynıydı. Desen’ in başarısı…

Bir keresinde örümcek ağıyla ördüler, diğer sefer sicimlerle…

Hiç zorlanmıyordu parmaklar, durmuyor da ip bitmeden.

Bunu artık sadece kendilerinin bilmesini değil

başarılarının görülmesini, karşılık bulmasını istiyorlardı.

İkisi de hırslandılar, birbirini körüklüyorlardı bu konuda.

Ayşe teyzenin konuşmadan bir anı geçmezdi.  Bu ününü de boşuna yapmamıştı

Bir şey duymaya görsün bu kulaklar,  duydukları anında dilinden dökülür,dilden dile bütün ülkeyi dolaşırdı.

Başkalarının konuştukça dilleri yorulurdu, Ayşe Teyze’nin ise konuşmadıkça…!

Bir keresinde on dakika konuşmamak zorunda kalmıştı. İçinde bir balon var misali şişmeye başlamıştı,  çevresindeki herkes korkmuştu patlayacak diye. İlk kelimeyle de o şişkinlik yavaş yavaş sönmüştü.

-+Eee zamanıydı artık Desen için bütün hünerlerini göstermenin.

Ayşe Teyze her yerde anlatmaya başladı. Kulaktan kulağa yayılıyordu  Desen’ in ünü .

Bir tek şey kalıyordu: İspat!

Zincirler birbirine eklene eklene , insanlar konuşa konuşa , en yüksek makamlara gitti bu sesler.

Onlar da boş durur mu !

Önceleri önemsemediler

Sonra halktaki heyecan onlara da bulaştı

Bulaşa bulaşa anlıyacağınız

Araştırdılar , araştırdılar..

Uluslararası Dantel Örgütü’ ne başvurdular. Bir takım kurmak istiyorlardı, şartlarını öğrendiler. Yalnız bu takım tek kişiden oluşacaktı, o da malum.

Artık her şey yerli yerine oturuyordu. İlk önce sporcularını halkla tanıştırma, daha sonra da Olimpiyatlara hazırlık.

Çok uzundu yolları, çok!

İşte şehrin bugünkü renkliliğinin nedeni de bu tanışma faslıydı.

Desen’i çok iyi karşıladılar doğrusu. Yalnız hep evinde tığ ve ipleriyle baş başa olduğundan dışarıda tutuk oluyordu. Onu da çözdüler.

Evinin kopyasını yaptılar rahat çalışması için.

Her yere onu da götürüyorlardı, kopya evin içinde yapıyordu Desen bütün çalışmalarını..

Yoğun tempoda geçen zamanların sonunda müsabaka günü geldi çattı.

 

 Katılan ülkelerden dantel sporcuları; hemen hepsi çocukluğundan aşık olmuşlardı tığlarına. Birbirlerinin dilinden anlamasalar da gözleriyle konuşuyorlardı. 

İkişer ikişer ringe çıkmaya başladılar. 10’ ar dakikalık 3 müsabaka…Yarı final.. Sonra da final…

30 ülkeden 2’ şerli 3’erli gruplar halinde yarıştılar.

 Finale ise  Desen ve uzak doğu ülkelerinden bir yarışmacı kaldı.

İlk on dakika geçti...Sonuç; Desen başarısı

İkinci  on dakika geçti… Sonuç; yine Desen

Üçüncü on dakikaya geçildiğinde , alışılmadık bir şey oldu!

Desen ‘ in gözleri çevrede aranıyordu. Miyavlamalar kesilince yokluğunu fark etti. Kedisi Tığ İşi yoktu!

O olmadan hiç bir şey yapamazdı. Hep yanındaydı küçüklüğünden beri.  Bütün yaptığı dantellere  patileri ve miyavlamalarıyla eşlik etmişti.

Desen’ in parmakları kıpırdayamıyordu. Serçe parmağı biraz oynar gibi oldu. Hayır olmuyordu, olmuyordu. Birden “ Tığ İşi, Tığ İşi” diye bağırmaya başladı. Gözlerinden damlalar pıtır pıtır dökülüyordu.  Elleri tutmuyor ama, ayakları tutuyordu ..Tepinmeye başladı. Sinir krizi geçiriyordu. Sağlık ekibi koşturdu . Desen’i bağlamak zorunda kaldılar. İğneler vurdular.

Müsabakayı hükmen diğer taraf kazanmıştı. Bunu sakladılar Desen’ den. Duyduğunda kafayı yedi. Hem müsabakadan, hem de Tığ İşi’nden olmuştu.  Tedavi olmak üzere akıl hastanesine yattı. Kendini uzun süre toparlayamadı. Uzun bir zaman günleri ağlamakla geçti .

Bir daha eline tığ falan almadı…  

Uzaktan görse köşe bucak kaçtıııı…Kaçtııı….Kaçtııı…. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlginç... Gerçekten oldukça ilginç ve tığ işi gibi de emek ürünü bir öykü. "Tığ işi" oldukça "geçmiş zaman işi" olsa da " yoğun emek işi", o nedenle Desen'e saygı duydum. Çıkarsamalarım oldu tabii ki öykünüzden kendimce: (1) Kişiye değil, emeğine, ürününe bak! (2) Çağımızın pazarlama ve PR anlayışına ters düşse de "Cazgıra değil, asıl işi yapana bak!"(3)Ne olduğundan çok maalesef nasıl algılandığın daha önemli (4) Ne kadar anlı şanlı olsalar da, başarı konusunda başkalarınınkinden çok kişinin kendi objektif kararın daha önemli olmalı! Kendi kendine torpilin yararı da zararı da sadece kendine! Jürisel torpilin zararı ise başkalarına!Paylaşımınıza teşekkürler, ,çten selam ve sevgilerle...

Ersin Kabaoglu 
 28.01.2012 19:35
Cevap :
Blog yazmak kadar, metaforun bol olduğu fantastik öykü denemelerim de henüz çok yeni. Anlamlı yorumunuza çok teşekkür ediyorum  30.01.2012 9:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 56
Toplam yorum
: 351
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 469
Kayıt tarihi
: 04.01.12
 
 

Kendinin farkında olmakla başlar herşey.  Akar giderken birşeyler insan tutunmak ister hayata. Bu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster