Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Aralık '11

 
Kategori
Dil Eğitimi
Okunma Sayısı
365
 

Dilde birliktir dirliğin temeli

Dilde birliktir dirliğin temeli
 

Bu resim google görseller bölümünden alınmıştır.


VII. BÖLÜM

Tüm dünyada kullanan nüfus sayısı oranına göre 5. inci sırada bulunan Türkçeyi, daha çok ilgi gören aktif diller arasına sokabilmenin çözüm yolları mutlaka aranmalıdır. Ankara Üniversitesi bünyesinde yabancı öğrencilere Türkçe öğreten TÖMER, yaygın örgütlenmesiyle sadece dilimizi yabancılara öğretmekle kalmıyor, Türk Kültürünün taşıyıcısı olmanın yanı sıra, yabancılarınTürk ve Türkiye dostu olmalarını sağlıyor. Yurt dışında Türkçe eğitimi veren bazı Türk okulları benzer işlev görüyor olsa da, devletin izlediği Milli Kültür Politikalarına karşı duruşları, halkın nazarındaki itibarlarını gözden düşürmüştür. Dünyanın çeşitli Üniversitelerinde kurulması düşünülen Türk Dili ve Edebiyatı Bölümlerinin, nitelikli öğretim elemanları ve eğitim – öğretim materyalleri ile desteklenmesi, Hükümetlerin Türk kültürüne yapacağı en önemli hizmetlerden biridir. Dilimizi konuşanların dünyada yaygınlaşması, Türkiye ve Türk insanının saygınlığının artmasına ve tarihten kaynaklanan olumsuz imajın silinmesine yardımcı olmakla kalmayıp, Türk dostlarının çoğalması anlamına da gelecektir. Yabancılardan Türk dostu kazanmanın en doğru yolu, kültürümüzü yakından tanımalarına yardımcı olacak düzeyde, Türkçe öğrenmelerine fırsat yaratmaktan geçer diye düşünüyorum.

Mümkün olursa, sözcüklerin dile kazandırılmasında yukarıda adı geçen kişi ve kurumlar arasında koordinasyon kurulmalı, sözcük türetme ve tanıtım faaliyetlerine katkı ve katılımları sağlanmalıdır. Yeni sözcükleri dile kazandırma ve tutunmasında, dilin strüktürel yapısı ve sosyal etkileşimden çok daha öte, örgütlenmiş Halkla İlişkiler kurumu ve yönteminin sistematik sürekliliğini ve geri dönüşümü sağlayan dinamizmini göz ardı edemeyiz.

Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu üyeleri, İktidar ve muhalefet partileri Genel Başkanları, Parlamenterler ve grup sözcülerinin basın kuruluşlarına yapacakları açıklamalar, verecekleri demeçler, basın toplantıları, basın bildirileri, basın konferansları gibi tanıtım etkinliklerinden kitle iletişim araçlarına yansıyacak haberler, bu kişi ve makamların sözlerini sürekli gündeme taşıyacaktır. TBMM’de yapacakları konuşmaların TV’den canlı yayınlanması vesilesiyle de parlamenterler sürekli halkın gözü önündedirler. Dolayısıyla milletvekilleri, siyasiler, bakanlar ve üst düzey bürokratların ağzından telâffuz edilecek yeni türetilen sözcükler, ülke geneli tarafından duyulup, halkın belleğine kalıcı olarak girecektir. Bu bağlamda merhum Bülent Ecevit’in Kıbrıs Barış Hareketi sırasında basın mensuplarına yaptığı canlı basın açıklaması sırasında, ilk kez kullandığı “olanak”, ”olasılık” gibi bazı sözcükler o tarihten beri dilimize girmiş olup, güncelliğini hâlâ sürdürmektedir. Kıbrıs Barış Hareketi haberinin toplumu ilgilendiren içeriği nedeniyle herkes tarafından ilgiliyle izlenmesi, sözcüklerin herkes tarafından benimsenip kabul görmesini sağlamıştır. Kitlelerin Kıbrıs Çıkarması haberine odaklandığı bir sırada açıklamanın yapılması, sözcüklerin tanıtımda zamanlamanın ne kadar önemli ve etkili olduğunun en önemli göstergesi ve ilgi çekici örneğidir. Bu sözcüklerin üretilmesi ve tutunmasındaki başarı, merhum Ecevit’in siyasi kişiliğinin yanında, dilbilimine duyduğu ilginin yanında, şairliğinin ve gazeteciliğinin de rolü olduğu yadsınamaz. Keza merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın “İcraatın İçinden” aylık sunum programında orta gelir grubunu kastederek, “ortadirek” demesi Türkçeye yeni bir sözcük kazandırmış ise de, öz Türkçe “dönüşüm” sözcüğü yerine yabancı kökenli “transformasyon” kelimesini kullanarak, farkında olmadan ana diline ihanet etmiştir.

Sözcüklerin ilk söyleyeni olan medyatik kişilerin ağzından çıkıp, çeşitli Kitle İletişim Araçlarında yer alması, daha geniş yığınlara ulaşmasını sağlayan zincirleme bir iletişim yansımasıdır. Bu zincirin halkaları arasında daha önce adi geçen kişi ve kurumlar yer almaktadır. Söz gelimi, bir öğretmenin bireysel kelime haznesine girmiş yeni bir sözcüğü, girdiği sınıflarda dillendirmesi, zincirleme yansımanın bir diğer pozitif sonucudur. Topluma mal edilmesi ise, öğrenmenin en basit şekli olan sosyal etkileşimden geçer. Sosyal öğrenme bireylerin çevresiyle kuracağı yüz yüze ilişkilere dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla fısıltı gazetesi sayesinde yeni sözcüklerin ağızdan kulağa aktarılarak yaygınlaşması, bireysel ilişkilerle gelişen basit fakat etkili bir tanıtım şeklidir. B.Ecevit örneğinde görüldüğü gibi, ünlü kişilerin ağzından çıkan yeni türetilen bir sözcüğün, siyasal sistem içinde kurgulanmış çeşitli etkileşim mekanizmaları aracılığıyla (Radyo, televizyon v.b) herkes tarafından algılanıp kullanılması, toplumun hafızasına yerleşmesine neden olacaktır. Dile girmeye aday sözcüklerin iletişim araçlarında sıklıkla kullanılması, sözcükleri dile kazandırmanın bir başka yoludur.

Hazır söz türetilen kelimelerin tanıtımından açılmışken, edebiyatçı Nurullah Atacı anmadan geçemeyiz. Türettiği 2000 sözcükten sadece 400 tanesini dile kazandırması, çok büyük bir başarıdır. Dili bir uygarlık sorunu olarak ele alan Ataç, türettiği sözcükleri devrik tümceler içinde kendine özgü kullanış biçimiyle tanıtmıştır. Atacı Akbaba dergisinde okuyanların, genellikle daha önce sözünü ettiğimiz entelektüel çevreler olması, sözcükleri dile kazandırmada çok etkili olmuştur, Bu dergi Nurullah Atac'ın ürettiği sözcüklerin tanıtımda, kitle iletişim aracı rolünü üstlenmiştir.

Ana dilini kullanan herkes, vatandaşlık kimliğinin öncelikli belirleyicisi olan dilini koruyup geliştirmekle kendini yükümlü hissetmelidir. Konuşabildiği halde bir Almanın Fransızca, bir İngiliz’in Almanca konuşmaması dikkate değer bir örnek olup, ulusal kimliğin belirlenmesinde dilin ne kadar önemsendiğini göstermesi bakımından da ilgi çekicidir. Buna en güzel örnek, mükemmel İngilizce konuşabildiği halde, Joachim Löw’ün Türkiye-Almanya futbol karşılaşması sonrası gazetecilere yapacağı açıklamayı İngilizce yerine, Almanca yapmak istemesidir. Dilin birliği, ülkenin dirliği demektir.

Toplumun bütün kesimlerinde yazılıp dillendirilen yeni sözcüklerin, geniş kitleler tarafından duyularak veya okunarak algılanması, akustik imajının zihindeki tasavvuru işaretlediğinin göstergesidir. Bireysel örneklerin istatistik sayımı sonucu, anket verilerinin toplumun yarıdan fazlasını göstermesi, sözcüklerin toplumun belleğine girdiğinin bilimsel kanıtıdır. Bireysel olarak kullanmasak da, çoğunluk tarafından kabul gören yeni sözcükler, dilin organizmasına girmiş kabul edilmelidir. Yukarıda isimleri ve unvanları belirtilen kişi ve kurumların aracılığıyla, yeni sözcüklerin toplumun büyük çoğunluğu tarafından benimsenip kullanılması, sözcüklerin toplum tarafından içselleştirildiğinin belirtisidir. Toplumun ve yukarıda adı geçen çevrelerin kullanımıyla sözcükler, uzmanlarınca hazırlanacak sözlük ve imla kılavuzlarındaki yerini alarak, onay ve tescil işlemi yapılmış olacaktır. Bu onay işleminin tamamlanmasından sonra yeni kelimeler, sözlüklerde anlam içerikleriyle yer alıp, toplumun ortak malı olmayı hak etmiş olurlar.

Türkçenin söz dağarcığına girmeyi başaramayan “blog” sözcüğü ise, toplumun dil duygusu (Sprachgefühl) tarafından itilmiş, yani benimsenmeyip ret edildiği anlamına gelmektedir. Zorlama ile bir dile yeni bir sözcük sokma çabaları, boşuna zaman harcamaktan başka bir şey değildir. Dil, zora prim vermeyen özgür ve özgün, dinamik bir organizmadır. Organ naklinde olduğu gibi, doku uyuşmazlığı olmazsa, dil denilen canlı organizmaya yeni kelime nakli yapmak da olası değildir.

 

 

İstanbul, 12 Aralık 2011 Pazartesi

 

Massenkommunikationsmittel – kitle iletişim aracı

Sprachgefühl – dil duygusu

Kaynakça:

1.) http://www.sorubak.com/blog/iletisim-nedir-tanimiornekleri.html

2.) Öztürk, E. Nedim, Türkiye Tanıtma Sempozyumu, 16-17 Mayıs 1989- Ankara, T.C. Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, İSBN- 975-19-0132-4, Kurtuluş Ofset Basımevi – 1989 Ankara, s. 2-3

3.) Kazancı, Metin: Halkla İlişkiler, Kurumsal ve Sorgulamaya İlişkin Sorunlar, Savaş Yayınevi: Zafer Çarşısı No: 14 – Yenişehir-Ankara, 2. Baskı, Olgaç Matbaası – 1982, s.33

4.) Sarıtaş Mehmet, Türkiye’nin Tanıtılması, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 991, Tanıtım Eserleri Dizisi: 13, ISBN 975-0274-7/Kültür ve Turizm Bakanlığı, 1988, Onay:08.07.1988tarih ve 928.1.2855 sayı. Birinci Baskı. Baskı sayısı 5.000/Semih Ofset – Ankara s. 29

5.)Sabuncuoğlu, Zeyyat, İşletmelerde Halkla İlişkiler, Uludağ Üniversitesi İ.İ.B Fakültesi İşletme Bölümü, Bursa 1992 s.36

6.) Tortop Nuri, Halkla İlişkiler, İlk – San Matbaası Lmt. Şti. Tel:0312 301632- 1978/ Ankara, s.7

7.)http://www.dildernegi.org.tr/TR/Default.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF4376734BED947CDE

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Selamlar, toplum bilimi açısından dili özümsemeye yorumlamaya çalıştığımda, dilin; sosyal, edebi, hukuki, ticari, diplomasi ve bilimsel kullanımlarının olduğunu; bilimsel, diplomatik ve ticari kullanımları olmayan dillerin orta vadede tüketeneceğini algıladım. konuya bu açıdan yaklaşımınızın çok özetini merek ediyorum. Selamlar...

Kadri KANPAK 
 12.12.2011 22:27
Cevap :
Sn Kanpak, güzel sorunuzla yazmama fırsat yaratan yeni ufuklar açıyorsunuz. Dilde bağımsızlığı milli bir sorumluluk anlayışı ile değerlendiren herkes, sizin de belirlediğiniz hukuk, ticari ve diplomasi gibi çeşitli alanlarda gösterilecek çabalar, Türkçeyi diğer diller arasında öne çıkaracaktır. Kısaca şunu söylemek istiyorum. Şovenizme karşı biri olmakla birlikte, dilde milliyetçiliğin kültürel bağımsızlıkla eş değer olduğunu düşünüyor, birey olarak hepimizin dilimize sahip çıkmamız gerektiğine inanıyorum. Ancak o zaman diğer dillerin etkilerinden dilimizi koruyabileceğimize inanıyorum. Avrupadaki ulus devlet bireyleri, kendi ana dillerini koruma adına taviz vermiyorsa, biz de diğer emperyalist güçlerin dillerine karşı taviz vermemeliyiz. Bunu da dilimizi kullanarak ve işleyerek yapmalıyız. O zaman dünyada beşinci en çok kullanılan dil olmanın yanında, ticari, siyasi, diplomasi ve her alanda kullanılan dil olma başarısını gösterebiliriz diye düşünüyor, selam ve saygılar sunuyorum  13.12.2011 12:12
 

Dillerin gelişmesi, işlenmesi ve Türkçe'nin serüveni konusunda çok önemli şeyler söylüyorsunuz... bir dil dışardan gelen sözcüklere karşı "nötr" davranıyor. Ta ki, yeni bir sözcük onun yerini alıncaya kadar... "Tayyare" bilirsiniz Ziya Gökalp'in uydurduğu bir sözcüktür... "Uçak" onun yerini alınca, unutulmuştur. "Blog"un yerini alacak sözcük bulununca o da unutulacaktır... Sistem böyle çalışıyor gibi görünüyor.

Erdal Ceyhan 
 12.12.2011 20:42
Cevap :
Sn Ceylan, yazdığım bölümlerde en çarpıcı özeti vurguladınız. Dile yeni sözcükler kazandırırken, bazı sözcükler de kendiliğinden kullanımdan kalkacak. Bütün dillerin doğal seyri bu şekilde devam ederek sürüp gidecek. Dil, her ne kadar dışardan gelen etkilere nötr davranıyor olsa da, gelecek her etkiyi de içine sindirmeden hemen kabul edemiyor. Dilin kendi sistematiği, iç dinamikleri bu yenlikleri özümseycerek yapıda olması gerekir. Ses ve sentaks bakımından. Yabancı dillerden gelen dayatmaları kabul eder, iç dinamikleri onlara göre kurgulamaya kalkarsak, o zaman disimilasyona uğramaya mahküm oluruz. Bu da başka kültürlere bağımlılığı doğurur. Değerli katkılarınızdan dolayı teşekkür ediyor, şükran duygularımla birlikte tarihte özgür bir ülkenin özgür dilini kullanan bireyleri olmaktan onur duyuyorum. Selam ve saygılarla.   13.12.2011 11:32
 

90'lı yıllarda,savaştan kaçırılıp ülkemize konuk edilen 1200 kişilik Bosna'lı üniversite öğrencilerini Gazi Üniversitesi kampuslerinde konuk etmiştik.Bu vesileyle zorunlu olarak Gazi TÖMER'i kurmuştuk ve aktif görevler almıştım.Kısa sürede Türkçeyi öğrenen gençler bugün ülkelerinde önemli mevkilerdeler ve dilimizi yaşatıyorlar...TÖMER 'in ve (Ege Üniv )TÜDAV'ın başarıları artarak sürüyor...TDK'nın daha aktif olarak illerde şubeler kurmasını istedik ;ama maalesef Ankara'dan dışarı çıkamadılar...Dil,konuştukça yaşar...Saygılarımla...

Mesut Selek 
 12.12.2011 12:56
Cevap :
Sn. Selek, somut örneklerle yazdıklarımı onaylayıp desteklemenizden onurlandım. Dil bilimiyle başlayan yazımı sözcüklerin tanıtımına aktarınca, önümüze geniş Tanıtma ve Halkla İlişkiler alanı açıldı. Bu geniş bakış açısından seçtiğim bazı özel başlıklara değinmekle yetindim. Oysa her paragraf kendi içinde açıklamayı gerektiren çok geniş bir alanı kapsar. Dilin bizzatihi kendisinin bir tanıtma ve tanıma aracı olması özelliğine değinince, savlarımı yaşadığınız çok güzel örneklerle desteklediniz. Dilimizin yabancılar tarafından yaygın kullanımı, türkçe öğreten bu kurumların yaygın örgütlenmesine bağlıdır. TÜDAV'ın varlığından sayenizde haberdar oldum. TDK'nın Türkiye sathında örgütlenmesi konusundaki fikrinizi gönülden destekliyorum. Halkın ağızında üreyip kullanıma giremeyen o kadar yeni sözcük var ki, bu sözcükler dil uzmanlarının araştırmasını ve kullanıma sunulmasını bekliyor. "Diller konuştukça yaşar." harika tespitinize bende, "Dostluk, yazıştıkça ve konuştukça pekişir." diyorum.  13.12.2011 12:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 178
Toplam mesaj
: 65
Ort. okunma sayısı
: 1133
Kayıt tarihi
: 09.12.07
 
 

Rize merkez ilçeye bağlı Yiğitler Köyünde doğdum. Lise bitinceye kadar ilk gençlik yıllarımı geçird..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster