Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '16

 
Kategori
Yurtdışı Tatil
Okunma Sayısı
1098
 

Dubrovnik-Mostar-Sarayova (yavaş yavaş ölürler seyahat etmeyenler...)

Dubrovnik-Mostar-Sarayova (yavaş yavaş ölürler seyahat etmeyenler...)
 

Arnavutluk Yollarında...


Bu yazıyı yazmaya oturduğumda aklımdaki ilk cümle Pablo Neruda’ya aitti:                             

“Yavaş yavaş ölürler, seyahat etmeyenler”

Neruda haklı mı bilmiyorum ama bildiğim şey; seyahat ettikçe zihnimin daha çok açıldığı, insanı, doğayı, hayatı daha geniş bir perspektiften algıladığım, başka ülkeler, başka kentler, başka kültürler hakkındaki bilgi dağarcığımın zenginleştiği ve yaşanabilecek güzel ve heyecanlı şeylerin asla ertelenmemesi gerektiği…

Ne kadar ilgi duysam da, yabancı bir ülkenin kültürü, tarihi ve coğrafyası hakkında ezbere bilgi edinmem ve unutmadan aklımda tutmam çok zor oluyor ama bizzat gidip-görünce daha kalıcı ve kayda değer şeyler öğreniyorum.

Mesela; Balkanlar coğrafyasındaki Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nden bahsedeyim:

Ülke, devlet başkanları Tito'nun ölümünden sonra gittikçe artan etnik çekişmeler, ekonomik bunalımlar ve Doğu Avrupa’daki siyasi değişikliklerden de etkilenerek 1980 leri takip eden 20 yıllık kanlı bir iç savaş sürecinden sonra Bosna-Hersek, Hırvatistan, Slovenya, MakedonyaSırbistanKaradağ, Kosova olmak üzere 7 ayrı egemen ülkeye bölünmüş.

İşte 2 yıl önce bu ülkelerden Makedonya’nın Üsküp ve Ohri, Kosova’nın Priştine ve Prizren şehirlerini 10 gün kadar gezme fırsatı bulmuş, hayran kalmış ve bir kez daha buralara gelmek üzere planlar yapmıştık.

İşte bu seyahati geçen ay gerçekleştirdik. Geziye bu defa Üsküp ve Ohri’nin yanı sıra Adriyatik kıyılarını ve Bosna-Hersek’i de dâhil ettik.

İstanbul’dan uçakla geldiğimiz Priştine’de kiraladığımız otomobille başladığımız turun ilk durağı Üsküp, daha sonra Ohri’ydi. 4 gün sonra rotamızı Arnavutluk üzerinden Karadağ’a(Montenegro) çevirdik.

Yorucu ama çok heyecanlı bir yolculukla, birbiriyle kaynaşmış 3 ülke sınırından geçtik. Dantel gibi işlenmiş kıvrım kıvrım Adriyatik kıyılarına doğru yol alırken bize eşlik eden, mavi gök altında billur gibi nehirler ve yemyeşil dağlardı.

Kotor ve Budva başta olmak üzere yeşilin ve mavinin bin bir tonuyla bezenmiş, pırıl pırıl şehirlerden geçerek bir gün batımında, aşağı doğru salınan şehirlerarası yolun sonunda gördüğümüz o ışıl ışıl kent Dubrovnik’ti.

Evet, irili ufaklı adalarıyla, dantel gibi kıyılarıyla, acı dolu geçmişine rağmen dimdik ayakta kalabilen muazzam kalesiyle, Hırvatistan’ın en tarihi ve en turistik liman şehri Dubrovnik ...

https://tr.wikipedia.org/wiki/Dubrovnik)

“Şehri günbatımı renkleri içinde ilk  gördüğüm anda güzelliği karşısında çarpıldım” dersem inanın abartı olmaz.

Hele 2005 yılında Unesco koruması altına alınan şehrin kalbi Old Town (eski şehir) öyle büyüleyiciydi ki, sanki ortaçağdan beri hiç değişmemiş bir kente gelmiş gibiydim.

Adımlanmaktan cilalanmış mermer zeminli dar ve küçük sokaklarına, taş binalarına, yakın zamana kadar savaşlarda korunmak için kullanılan görkemli kalesine ve (Dubrovnik Walls)’de denilen Çin Seddi’ne benzeyen surlarına hayran olmamak mümkün değildi ki...

Şehrin Pile Gate ve Ploce Gate adında iki giriş kapısı bulunuyor. Stradun, şehrin en uzun ve en pırıltılı caddesi.

Onofrio Çeşmeleri, Franciscan Manastırı, Sponza Sarayı, Çan Kulesi ve Orlando Sütunu en turistik noktaları.

Eski limandan kalkan teknelerle şehri denizden seyretmenin keyfine doyum olmuyor.  Ayrıca Old Town’ı tepeden görmek bir ayrıcalık, ancak bunun için teleferiğe binmeniz ama18 euroyu (!) gözden çıkarmanız gerekiyor.

Dubrovnik’te geçirdiğimiz 2 harika günden sonra Hersek’in başkenti Mostar’ a gidebilmek için iki ülke arasındaki sınır çizgisinden dolayı Hırvatistan’dan Bosna&Hersek’e  2 kez çıkış yapmamız gerekti.                                                                                                                                                              

Tarihi dar sokakları, kendine özgü mimarisi ve Osmanlı döneminde inşa edilmiş Mostar Köprüsü’yle mutlaka görmemiz gereken bir şehirdi Mostar, yanılmamışız.

Şehir iç savaşta çok fazla zarar görmüş ama savaştan sonra binalar tamir edilmiş, tarihi eserler yenilenmiş. 

Mostar Köprüsü(https://tr.wikipedia.org/wiki/Mostar)savaş esnasında Hırvatlar tarafından tamamen imha edilmiş.

Savaş bittikten sonra Avrupa Birliği  ABDTürkiyeHollandaİtalya ve Hırvatistan'ın da katkılarıyla beden duvarları ve zemini güçlendirilerek, bir Türk şirketi tarafından aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiş ve Mostar şehri 2005 yılında UNESCO tarafından Dünya Miras Listesine alınmış.

Birkaç saatlik Mostar ziyaretinden sonra bizi bekleyen yer Sarayova’ydı.(https://tr.wikipedia.org/wiki/Saraybosna). 

Mostar’dan 65-70 km.uzaklıktaki Bosna’nın başkenti Sarayova’ya varana dek  doğa bize muazzam bir görsel şölen sundu...

Şehir 400 seneden fazla Osmanlı hâkimiyetinde kalmış. Fatih Sultan Mehmet, at üzerinde çok zorlu yollardan geçerek bu yeşil ve güzel ovayı görünce buraya “Saray gibi ova”demekten kendini alamamış, bu yüzden şehre Sarayova adı verilmiş.

Dolayısıyla çoğu Osmanlı yapısı olan yüz kadar camisi, tarihi çarşısı ve tarihi sokaklarıyla tam bir Osmanlı şehri Sarayova...

Sanırım o yüzden tarihi Başçarşı’da (https://tr.wikipedia.org/wiki/Başçarşı) gezerken kendimi sürekli Türkiye de bir Anadolu kentinde gibi hissettim durdum!..

Belirtmeliyim ki, savaş sırasında sürekli bombalanan, tüm yapıları yerle bir olan ve binlerce insanın hayatını kaybettiği ama şu anda yeniden inşa ve imarı devam eden bir hüzün şehri Sarayova! 

...

2 günlük Sarayova macerasından sonra son durağımız Prizren’e doğru yola çıktığımızda aklımda yine Pablo Neruda’nın sözü vardı; ”Yavaş yavaş ölürler seyahat etmeyenler”

(Gitmek, gezmek ve tanımak istediğim o kadar çok yer var ki, sanırım  yavaş yavaş ölenlerden olmayacağım!..)

Ve yazımı yine Neruda'nın dizeleriyle sonlandıracağım:

Yavaş yavaş ölürler seyahat etmeyenler/Yavaş yavaş ölürler okumayanlar, müzik dinlemeyenler/Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar yavaş yavaş ölürler…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne mutlu size, belli ki çok seyahat edenlerdensiniz :) Ama bir de soru sormadan edemeyeceğim; Çok seyahat edenlerin hızlı öleceğinin bir garantisi var mı? Sadece takılmak istedim. Kendinize çok çok iyi bakın. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 27.08.2016 15:00
Cevap :
İlahi Mustafa Bey..:) Hızlı öleceğimin garantisi yok elbette, ama bu hızla seyahat etmeye devam edersem, ölümü ne düşünecek,ne de bekleyecek zaman bulamayacağım diye umut ediyorum; hani böyle "lay lay lom" gezerken ya da yeni bir gezi planı yaparken, bir gün, bir yerde, ansızın "tak" diye ve de farkında olmadan göçeceğim, inşallahhh!..:) Amaaan ne bileyim öyle işte :)Siz de kendinize iyi bakın, yorum için teşekkürler ve de selamlar...  27.08.2016 23:02
 

Hep gitmeyi dilediğim, andığımda gözyaşlarımı tutamadığım, okuduklarımdan çok etkilendiğim Bosna Hersek ve diğer şehirleri ziyaret etmeniz çok anlamlı olmuş. Hoş anlatımınız ile de çok özel bir anı gezi yazısı okudum, elinize sağlık Fatma Hanım. Neruda'nın sözleri tüm insanlığa verilmiş değerli bir mesaj aslında.. Keyifle okuduğum yazınız için teşekkürler.. Sevgilerimle.

Nermin Ayduran 
 27.08.2016 10:11
Cevap :
Benim için gerçekten unutulmayacak bir gezi oldu Nermin Hanımcığım, umarım siz de bir gün gerçekleştirirsiniz böyle bir seyahati...İlginiz,beğeniniz ve yorumunuz için asıl ben size teşekkür ederim, sevgi ve selamlarımla...   27.08.2016 16:31
 

Ne güzel demiş Pablo N. ;)) demek ki o da tuzu kurulardanmış ;)) babaannem derdi böyle güzel laf edenlere "tuzu kuru" diye;)) Malumunuz seyahat etmek özelikle de farklı farklı kültürler görmek için para denen şeyden lazım;)) bedava seyahat olmuyor ne yazık ki;)) Bense bırakın başka ülkeler başka insanlar görmeyi parasızlıktan evden 2 km öteye gidemiyorum ;)) Pablo'ya selamlar;))

Selda Çakmak 
 27.08.2016 9:37
Cevap :
Çok hoşsunuz Seldacığım, beni güldürdünüz..:)) De bakıyorum, bu vesileyle tuzu kurulara da epey giydirmişsiniz...Şimdiiii...Önyargıyı bir tarafa bırakalım ve duruma bir bakalım; önce çoluk çocuk büyüyecek sonra en az 24 sene çalışıp emekli olacaksınız, sağlığınız da elveriyorsa üşenmeyip aylar öncesinden planlar yapacak, internetten ekonomik uçak, ekonomik otel vs. seçeneklerini değerlendireceksiniz, sonra da güzel güzel gezeceksiniz...Bilmem anlatabildim mi, sevgilerimle Şirin kız..:)  27.08.2016 16:31
 

Hastasıyız dedeeee.... diyordu ya filmde. Ben de sana hastayım kız. Ne güzel geziyorsun. Bense ölüyorum galiba kıçımın üstünde kalakaldığım yerde...

yeşilsoğan 
 26.08.2016 11:45
Cevap :
Hah hayyyy...Ya eveeettt, güzel geziyoM de mi? Ne yapayım, seyahati sevenlere model olmaya çalışıyorum işte..:) Ha söylemesi ayıp, seneye Sicilya biletlerim şimdiden hazır..:)   26.08.2016 15:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 247
Toplam yorum
: 2172
Toplam mesaj
: 113
Ort. okunma sayısı
: 1446
Kayıt tarihi
: 29.01.08
 
 

Antalya ve Akdeniz aşığı bir öğretmenim. Feci duygusal, iflâh olmaz bir romantiğim..:) Bol bol ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster