Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ekim '10

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
758
 

Dumlupınar denizaltısında gibiyiz

Dumlupınar denizaltısında gibiyiz
 

Obama'nın atalarının günümüz versiyonu; Afrika'dan bir Kral.


1953 yılının Nisan ayının 3. gününü 4. gününe bağlayan gece batan Dumlupınar denizaltısında, 3 gün kurtarılma ümidi ile bekleyen, 3. gün sonunda kurtarılmalarının mümkün olmadığını öğrenince, “Vatan sağ olsun” sözleri ile sona eren bekleyişin kahramanı denizcilerle özdeş bir duygunun dışa vurumudur bu. 

Kime aittir bu duygular? 

Tutuksuz yargılanmalarını sağlamaya yetecek gücü verebilecek bir orduya sahip olmayan; Ali Sirmen’in “Kendilerine yapılan haksızlığı, sağır duvarlara umarsızca haykıranlar” diye nitelediği kişilerden birisinin; Mustafa Balbay’ın duygularıdır bu! 

Aslında, kendisi gibi Silivri’de, Hasdal’da bulunan geminin diğer tayfalarının ortak duygularını umarsızca haykırmaktadır Balbay. 

Hak, hukuk ve adaletin tecellisi doğrultusunda yol alınmakta olduğu söylenirken, “Derin devlet unsurları” ile “Devletini derinden sevenlerin” bir tutulduğu hissi veren, “Yargısız infaz” mertebesinde kuşkular yaratan sürecin kimi sanıklarının ortak duyguları.  

Medeniyet ilâhi bir lütuf değildir; olsa olsa doğanın sunuluşu bir lütuftur. 

Bireyin, bedenî tüketim iştahına yetecek üretimi gerçekleşebilmesi için gereken fiziki faaliyetlerine, zihinsel üretim gücünün de eklenmesi, diğer canlılarla fark yaratan aklın gelişimini sağlamış; aklın üretip topluma sunduğu, toplumun da geleceğe aktardığı bilgiler nitel, nicel ve türel üretim sürecini artan bir ivmeyle geliştirerek bugünlere taşımıştır.  

Bu birikimi kullanabilme mertebesi de sosyal yaşamda ve tüm bilim alanlarında çağlar ve toplumlar arasında büyük farklar yaratmıştır.  

“Modern Hukuk” da ileri medeniyetin ürünü bir bilim alanıdır. İlâhlara atfedilen adaleti sağlayıcı kurallardan mesnetlense de (Hukuk Hak’tan türese de) beşeridir. Günümüzde demokratik toplumların iradi temsilcilerinin toplanarak ürettiği kurallar bütünüdür Hukuk. Akıldan uzaklaştıkça, demokrasiden ve ortak değerlerden uzaklaşıp bireyselleşir, bireyselleştikçe keyfileşir, keyfileştikçe zalimleşir. Çağın gerisine doğru ilerler. Ama tarihteki örneklerinden bilinir ki; çağdaşlarının icat edip kullanmaya başladığı, bilgi birikim ve aktarım ürünlerini üreten Matbaa’yı, en fazla 233 yıl erteleyebilir. 

Kitabı yasaklar. Kitabı yasaklayamazsa yazarını yasaklar. Adaleti sağlama iddiası ile yola çıksa da zor kullanarak, kendince ıslah etmeye kalkar. Ama kavrayamasa da “en ilkel Hukuk anlayışının etkin olduğu günden bu yana, insanlık tarih boyunca zorbaları hep tasfiye etmiştir.” Tasfiye aracı olarak da beşeriyet en son (tren zannedenler de vardır.) demokrasi ve seçimleri icat etmiştir. Her ne kadar, 1789’dan bu güne (İnsanlık tarihinde bir dönüm noktası olan Fransız İhtilal’inin gerçekleştiği yıl.) 233 yıl geçmemişse de, (Demek ki ironik olarak en kötü ihtimal 2022.) şaşkın beşer, kendini “Hak” yerine koyarak hak çiğneyenleri de, hak yiyenleri de, demokrasi vasıtası ile tasfiye etmeyi becerebilecektir.  

“1494'te Nahmes kardeşlerin Osmanlı ülkesindeki ilk basımevini kurmalarından, 1727'de İstanbul'da ilk Türkçe baskı yapan makinenin çalışmaya başlamasına değin geçen yaklaşık 233 yıl içinde, gayrimüslim Osmanlı yurttaşları veya yabancı misyonlarca işletmeye açılan basımevi sayısının 37 olduğu sanılmaktadır. Ancak bu basımevlerinde herhangi bir Türkçe metin basılmamıştır.  

Bunda en önemli etkenin, Osmanlı ülkesinde yaşamını "yazıcılıkla” kazanan on binlerce kişinin direnişi olduğu öne sürülür. Öte yandan yazıcılar dinî metinler de yazmakta olduklarından, şeyhülislâmlık ve medreselerce de korunmakta idi.” (Musevi asıllı Osmanlı yurttaşları David ve Samuel Nahmes kardeşler, 1494'te ilk basımevini kurdular. Osmanlı ülkesinde kurulan bu ilk basımevinde baskısı yapılan ilk kitap da Musa'nın Beş Kitap'ıdır.) (Kaynak:Tekniker matbaası web sayfası) 

Sembolik de olsa Obama; “Kendilerine yapılan haksızlığı, sağır duvarlara umarsızca haykıran” ataları Kunta Kinte'lerin yüzü suyu (Ter ve Göz yaşları) hürmetine, Demokrasi abidesi olarak, işte tam da orada duruyor. 

Beşer suskun kalsa bile, vicdanlar Dumlupınar Denizaltısı’nın mürettebatı ile birlikte haykırıyor;  

“Vatan sağ olsun.” Tabii ki Demokrasi de var olsun. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 813
Kayıt tarihi
: 23.07.09
 
 

1957 Konya-Ereğli doğumluyum. 1960 dan bugüne İstanbul'da yaşamaktayım. İnşaat Mühendisiyim. 2 kı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster