Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mart '16

 
Kategori
Dünya Kadınlar Günü
Okunma Sayısı
152
 

Dünya Kadınlar Günü 3 – İlahi ve Beşeri Aşk

Dünya Kadınlar Günü 3 – İlahi ve Beşeri Aşk
 

Kalbi aydınlatan Aşk güneşi


Düşünün eşinizi ilk sevdiğiniz, ona sırılsıklam aşık olduğunuz o ilahi anları. O anlarda sanki zaman durmuştu. En küçük bir dokunuş bile sanki size ve kalbinize ilahi bir dokunuştu. Her onu düşünmeniz sizi gülümsetir, kalbinizi taşırırdı. İşte o zamanlarda, cicim aylarında hiçbir şeyi sorun etmez, sorun görmezdiniz.

Görmezdiniz, çünkü sırılsıklam aşıktınız. Sevginizin ışığı tüm gölgeleri aydınlatırdı çünkü. İşte bu yüzden hakikaten seven insan kusur görmez, göremez. Mutasavvıfların, dervişlerin, velilerin ve bilgelerin bahsettikleri her şey de güzellik görmek, olanı olduğu gibi kabul edip sevmek işte budur.

Ancak onların bahsettikleri bizlerin karşı cinse duyduğumuz EROS denilen o aşk değildir elbet. Onlar İlahi, Sonsuz, Mutlak ve Bir olan Allah’a olan aşktan, yani Antik Yunanlıların AGAPE, Yunus Emre’nin IŞK dediği şeyden bahsetmektedirler.

EROS Leyla ise, AGAPE Mevla’dır kısacası. EROS, yani beşeri aşk, ilahi aşkın tatbikidir.

Her iki aşkın da amacı vuslattır yani kavuşmak. EROS bir kadının bir erkekte, bir erkeğin bir kadında aşkı bulması ve onunla fiziken, zihnen, manen bir olmasıdır. Sanki yaradılış ile ortaya çıkan zıtlıkların uzlaşması ve İlahi birlikteliğin beşeri izdüşümüdür.

AGAPE ise Leyla’dan Mevla’ya geçmektir. Yani, çapayı Mutlak, Bir, Bütün ve Tek olan Allah’a atmaktır. Her varlıkta, her olayda, her insanda O’nu görmek, Yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevmektir. İşte bu öyle büyük bir sevgidir ki, öğle güneşi gibi ışığı tüm gölgeleri aydınlatır. Tüm kusurlar ortada kalkar.

Her şeyin sevgi ve ışık olduğu, her olayın kişiyi tekamül ettirmek için olduğu bu dünyada, her şey hayırdır, her şey güzeldir.

Ancak Leyla’dan Mevla’ya geçmek, tüm yaşamı terk edip geride bırakmak değildir. Dağda bir mağarada ermek değildir. Şehrin ortasında, tam da göbeğinde, tüm hayat sınavları, acı ve ıstırapları içinde aşkı bulmaktır. Leyla’yı bırakmadan ama putlaştırmadan Mevla’ya geçmek demektir.

Tüm bunları kısaca hayata dair bazı örneklerle somutlaştıralım isterseniz...

İnsan eşiyle ne yaşıyorsa o anki ruhsal gelişiminde aşması gereken bir basamak için yaşıyordur.

İsterse o kişiyi ve ortamı terk edip gitsin, eğer o sorunu ve imtihanı aşmıyorsa bilsin ki isimler,  kişiler, dekorlar, mekanlar değişecektir ama sınav devam edecektir. Ve sınav öğrenilmedikçe daha zor imtihanlarla kişiyi sınayacaktır; ta ki kişi öğrenene dek.

O yüzden amaç eşlerin aynı yastığı paylaştığı eşini sorgulamak, suçlamak, kopmak olmamalı, tam tersine “bu yaşananlarda bana hayatın mesajı ne?” diye sorup, anlamaya çalışarak o sınavı geçmektir.

İnanın her aşılmayan sınav insana atılıp unutulan bir bumerang gibi beklemediği bir an beklemediği bir şekilde ve zor yerden dönecektir. Çünkü hayat maddesel olandan ötedir.

Görünen görünmeyenden tezahür eder der kadim öğretiler. Hepsi bir sınavdır aslında. Eşler birbirlerinin en zor imtihanıdır, çünkü aradaki duygular ve kırılganlıklar çok güçlüdür. Ama kişi kendini bilir, kırılgan olmaz ve her sorunla yüzleşip, konuşarak, güzellikle sorunları halledebilirse, sadece kendisi değil birlikte tekamül eder ve o evliliği cennete dönüştürür.

Evli kişiler bağımlı değil bağlıdırlar. Tepki değil karşılık verirler hayata ve birbirlerine.

Tek bir hayatları vardır bu bedende ve bu bilinçte ve  bunu bilerek  birbirlerini olabildiğince çok severler, ama birbirlerinin kendileri olmak, hayallerine ulaşmak, kendilerini gerçekleştirmek için özgür de bırakırlar. Hatta hayallerine ulaşmalarında desteklerler.

Engelleri birlikte aşarlar. Ve kendilerini gerçekleştirdikçe hazdan mutluluğa ve sonra da huzura kabul, şefkat, iman ile geçerler. Bu noktada artık Leyla biter, Mevla başlar. Yani Eros’tan Mevla’ya geçilir evlilikte. Eros hala vardır, ama Mevla’ya geçmek ile coşar. Eros’u bırakmak gerekmez.

O yüzden her soruna takılmamalı insan ve sorunları sevdiği ile aşmalı. Ama kırmadan, incitmeden.

Tasavvuf ne diye sormuşlar bir dervişe. Derviş demiş ki “Tasavvuf incitmemek ve incinmemektir”; işte ikili ilişkilerde de budur cevap bence.

Cevap denge ve hatta dinamik dengedir.

Denge hayatın gelgitinde bozulacaktır elbet ama önemli olan dengeleri değişen koşullar karşısında tekrar tesis etmektir. Bu da dinamik denge yasası olarak geçer.

https://twitter.com/Naacel

https://www.facebook.com/public/Kenan-Kolday

https://instagram.com/naacel/

http://naacel.blogspot.co.uk/

http://www.felsefetasi.org/author/kenan-kolday

 

 

İLGİLİ YAZILARIM

Dünya Kadınlar Günü ve Ezoterik açıdan önemli http://blog.milliyet.com.tr/dunya-kadinlar-gunu-ve-ezoterik-acidan-onemi/Blog/?BlogNo=451959

Dünya Kadınlar Günü 1- İnsanlık tarihinde Kadın http://blog.milliyet.com.tr/dunya-kadinlar-gunu-1---insanlik-tarihinde-kadin/Blog/?BlogNo=524765

Dünya Kadınlar Günü 2 – Kadın ve Erkeğin Yaradılış’taki Yeri http://blog.milliyet.com.tr/dunya-kadinlar-gunu-2---kadin-ve-erkegin-yaradilistaki-kozmik-yeri/Blog/?BlogNo=524921

Leyla’dan Mevla’ya http://blog.milliyet.com.tr/leyla-dan-mevla-ya/Blog/?BlogNo=459798

Mevlana’nın başarısında kadının yeri http://blog.milliyet.com.tr/mevlana-nin-basarisinda-kadinin-yeri/Blog/?BlogNo=441377

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 242
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1161
Kayıt tarihi
: 29.10.12
 
 

Çocukluğumdan beri kendimden büyük bir şeyleri arayıp durdum. Ve 1999 yılında yaşadığım şoklar il..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster