Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '20

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
35
 

Dünya Savaşı Z

Bir Virüs Filmi: Dünya Savaşı Z

 

Zombi filmlerin kurguları üç aşağı beş yukarı birbirine benzer. Farklılıklar alt metinlerde kendini hissettirir. Zombileşen insanların gösterdiği refleks öldürmekten çok dönüştürmeye dayanır. Açlığını bastırmak için insanlara saldırsa da insanları ısırdıktan sonra serbest bırakmaktadır. Arka planda yamyamlaşan zombilerin akıllıca hareket ettiğini anlarız. Yoksa ısırdığı insanları neden serbest bıraksınlar. Tabii bazı filmlerde birbirlerini yediklerini de görürüz. Ancak daha çok hastalığa yakalanmamış insanlara bir saldırı içine girerler. Tabii bunların bir mantığı yok. Yönetmenlerde filmin akışını bozmak için buna bir anlam yüklemezler. Klasikleşen anlayışı farklı kurgularla devam ettirirler. Önemli olan panik ve kaos ortamı oluşturmak ve kurtarıcıların devreye girmesidir. Kurtarıcılarla beraber siyasi düşüncelerin alt yapısının temeli ya atılır ya da atılan temellere yeni tuğlalar eklenir.

Zombi kavramı Woodoo inancın bir uzantısı olsa da zombiler yeniden dirilmiyor, insanlar dönüşmektedir. Hislerini kaybetmekte, beyin düşünce yeteneğini yetirerek sadece yaşama sağlamak için bedeni ayakta tutan yiyecek peşine düşmeyi emir etmektedir. Yani insandaki irade, şuur ve akıl yetileri kaybolmaktadır. İşte burada Woodoo inancı girmektedir. Büyücüler yaptıkları karışımlarla insanları köleleştirmektedir. Bu köleleştirmekte insanların hislerinin ve düşüncelerinin elinden alınması, bedenin verilen talimatlarla isteneni karşı koymadan yerine getirmesidir. Woodoo inancından iradesi ve hisleri elinde alınan insanlar, başkaları tarafından kontrol edilebilmektedir. Sinemanın esinlediği bu inançtan yola çıksa da zombiler kontrol edilememektedir ve öldürülmeleri gerekmektedir. Woodoo büyücülerin zombileştirdikleri ise köle olarak hayatlarına devam etmektedir ve köleleri kontrol etmek için en iyi yoldur.

Bilimkurgu sineması insanlığın ya da dünyanın yok oluşuna dair bir teorisi insanların zombileşmesidir. Dayanağı da filme göre tabiat anadır. Tabiat ana hem acımasız hem merhametlidir. Hem zehri hem ilacı kendi içinde barındırır. Yeter ki bilim bunu görebilsin. Tabiat ananın insandan intikam alışı da insanların tabiatta yaptıklarının karşılığıdır. Bu durumda insanın çaresiz kalmaması ve mücadele etmesi gerekir. Bu insanın tabiat anaya meydan okumasıdır. Açıklaması da tabiat ananın sırlarının çözülmesidir. Yani insanoğlu tabiat ananın yapıp ettiklerini bilmektedir ve insan tabiat anadan her zaman üstündür. Madem her şeyin var oluşu tabiat anada gizlidir, o zaman yok oluşun önüne de geçilebilir.

Filmin kurtarıcı bilim adamın virüsün kaynağını bulmak için yola çıkan heyetteki askerlere açıklamasını böyle okumak gerekir. Onlar anlamasa da, kafaları karışsa da bilimin adamın kendine olan öz güveni bunu gösterir. Bilimin adamının zombilere yem edilmeyip, aptalca ölmesi de uyarı niteliğinde olsa gerek.

Virüsün kaynağını bulmak adına çıkan yolculuk bize dünya siyasetinin panoramasını sunmaktadır. Amerika’yı merkeze alan film, önce dostu Güney Kore’ye gider. Virüsün kaynağını bulmak için. Aradıklarını bulamazlar ama Kuzey Kore için söylenenler ise acımasızcadır. Koreli yönetim halkın bütün dişlerini sökmüştür. Birbirlerinin ısırmasınlar. Dişleri olmayan insan ısıramaz ama aynı zamanda konuşamazda. Burada anlamamız gereken, Kuzey Korelilerin dilsiz oldukları, yönetime dair sessiz, çaresiz oldukları ve zulüm gördükleridir. Yönetimin acımasız ve zalim olduğunu anlarız. Onları farklı yollar kurtarmanın peşine düşmektense halkı rızası dışında, özgür iradelerini yok ederek, onlara sormadan istediğini yapmasıdır. İkinci ilginç bir konu ise filmde bile Kuzey Kore’de olup bitenler hakkında bilgi alamayışları. Bu da ülkenin kendini dünyaya kapattığını göstermektedir ve filmde bunu vurgulamaktadır.

Üzerinde durulması gereken son durak İsrail’e gidiştir. İsraillerin virüsü önceden bilmesi ve önlemler alması Amerikalıları şaşırtmaktadır. Aslında şaşıran Amerikalılar gibi görünse de asıl şaşıran seyircidir. İsrail bütün ırklara kapısını açmış ve onları korumaktadır. Yine İsrail’in ne kadar akıllı bir yönetim tarafından idare edildiğini de görüyoruz. On kişilik karar mekanizmasının vurgulanması İsraillerin ne kadar temkinli ve dikkatli olduklarını kendilerini korumak ve varlıklarını devam ettirmek adına her şeyi en detayına kadar araştırdıklarını ve şüphe ile hareket ettiklerini anlatmaktadır.

Virüsün İsrailler tarafından bilinmesi sanki Amerikalılara atılan bir gol gibi görünebilir. Amerikalılar bunu bilmezken ve bilirken Amerikalılara söylememelerinin bir bedeli olmalıdır. Bu bedelin işareti de çok geçmeden görüyoruz. Tabii arada Araplara, Filistinlilere kucak açan, sahiplenen İsrailleri yine yok edecek olan, başlarına bela açacak olanların Filistinliler olduğunu Arapların şarkı söyleyerek zombileri galeyana getirip surdan içeri girmelerine neden olmasıdır. Mesaj açıktır; koruduğun Araplar, Filistinliler her zaman başına bela olacaktır, bela getirecektir. Amerikalılar ilk uyarıları böylece yapmış olurlar.

İkincisinde de Amerikalıyı koruyan İsrailli askerlerden kadın askerin ısırılması ve kolunun kesilmesidir. Kolunun kesilmesi İsraillere gözdağıdır, ne kadar akıllı olursanız ve tedbirinizi alırsanız da biz olmadan sizin bir geleceğiniz yoktur. Ancak biz sizi her şart ve durumda kurtarabiliriz. Ceza olarak da sağ kol kesilir. Zaten kolu kesilen İsrail askeri çok uysallaşır ve Amerikalının emrine girer, peşinden sesini çıkarmadan gider. İsraillin varlığı her zaman Amerika’ya borçlu olduğu hatırlatılır.

Her filmde olduğu gibi ailesine düşkün; karısına aşık, çocuklarıyla arkadaş gibi olan sevecen bir baba kendini dünyanın geleceği için sevdiklerini geride bırakmayı göze alarak, ölüme gider. Duygusallığın dozunu yükseltmek ve Amerikalının dünyanın geleceği için yaptığı fedakârlığı anlamamız için de kameraya ailesini sevdiğini söylememiz istenir. Amerikalılar dünyanın geleceği için kendilerini seve seve feda ettiklerini, edeceklerini ve yaptıkları her şey dünyanın geleceği için olduğunu bize klişe sloganla vurgularlar. Bizde duygusal moda girerek yapılan fedakârlığın büyüklüğü karşısında duygusallaşırız.

İsmi üzerinde “Dünya Savaşı” dünyaya Amerika’nın kendini dolaylı olarak anlatması ve misyonunu göstermesidir.

 

Osman Tatlı

osmantatli@gmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 89
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 329
Kayıt tarihi
: 02.08.14
 
 

2004 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Üniversite yılla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster