Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '06

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
2792
 

Duran Karaca' nın ardından...

Duran Karaca' nın ardından...
 

“ Benim doğduğum köylerde şimal rüzgarları eserdi ” diye başlayan ve …

“ Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin.
Benim doğduğum köyler de güzeldi.
Sen de anlat doğduğun yerleri
Anlat biraz ” diye sona eren Cahit Külebi’ nin ‘ Hikaye ’ şiirine kulak vermiş;

Hasan Hüseyin’ in (Korkmazgil):

“Dağlara, dağlara, dağlara doğru
Çalı çırpı sıla gurbet dağlara doğru
Sarı sıcak ak cibinlik dağlara doğru
Ordu, ordu çekip gider ayçiçekleri
Bakma turaç* bakma bana el gibi

Ben çalmadım bu davulu karaca duran çaldı
Pir Sultan'ı benden aldı kekliği Silifke'den
Boyasını yaman kardı dadal'dan
Telini de yaman gerdi Karacaoğlan'dan
Vurdu mavi, vurdu yıldız, vurdu dağbaşı”

dizelerindeki gibi sahip çıkmıştır doğduğu sarı sıcak topraklara. Uğur Mumcu da “Duran Karaca’nın resimlerinde Çukurova’nın cehennem sıcağı var, akşam serinliği var, halk türküleri gibi sıcacık duygular, deyişler, seslenişler var” diye yazmıştır köşesinde.

Ankara Resim ve Heykel Müzesi kolleksiyonundaki 123x138 cm ebadındaki gece resmi Van Gogh’un ‘yıldızlı gece’ resmini anımsatır bana. Kadınlar dışarıda çadırların etrafında öbek öbek kümelenmiş, yumak biçimindeki yeşil ağacın dallarına beşikler kurulmuş. Bir sessizlik, bin renklilik. Yıldızların mı, ayın mı şavkı vurmakta geceye bilinmez. Bilinen odur ki, en sıcaktan en soğuğa paletin renkleri esirgenmemiş. Karaca’nın resimlerinde engin bir gökyüzünün sihri her daim sarmalar, içine çeker sizi. Rengarenk bulutlar arasından kayan gökyüzü altında uzanan alabildiğine geniş topraklar çekici doğa görünümlerine dönüşür. Orhan Peker’in duyarlı yüreğini Karaca’da da gördüm desem yeridir. Hep de bir içtenlik. Doğrudan Karaca ile konuşmadımsa da sanatçının Peker ile pek çok ortak kaygıyı taşıdığını, hatta bazı konulara her ikisinin de ortak olduğunu görüyoruz. Karaca’nın yavru bir oğlağı kucaklayıp bağrına basan figür resmine bakarken Peker’in ‘Gülibik’ resmindeki horozunu bağrına basan çocuğu hatırlarım. Bu iki koca yürekli adamın duyumsadıkları sevgiyi resmedişleri yine aynı. Bu arada ne güzel tesadüf ki yıllar sonra, Orhan Peker’in resimlediği, Çetin Öner’in yazdığı ‘Gülibik’ kitabının Can-çocuk yayınlarından çıkan yeni baskısına Mezunlar Derneği’ndeki kitabevinde rastladım ve kapaktaki Peker resminden hemen oracıkta tanıyıverdim ‘Gülibik’i. Zira, Beşiktaş Çağdaş’taki retrospektif sergide de vardı ‘Gülibik’.

Bu yıl ikincisi düzenlenen ArtForum Plastik Sanatlar Fuarı’nda ‘Sanatçı Onur Ödülü’ ressam Duran Karaca'ya verildi. Fuar girişi Karaca’nın 4 büyük resmi ile taçlandırılmıştı. İlk resimde, beyaz bulutları sınırlayan mavilerin aksi ırmağa yansımış, ırmağın karşı kıyısındaki boz alanlara karşıt olarak ırmak kenarında kümelenmiş, karalara bürünmüş keçi sürüsü ile siyah leke etkisi yaratılarak siyah-beyaz dengesi kurgulanmıştı. En alttaki toprak parçasında sarıdan turuncuya, hatta ve hatta kırmızıya yaklaşan tonlarla sarı sıcak toprak etkisi verilmişti. Başka bir resimde gündüz çekilmiş, ay yükselmiş, parlak bir yaz gecesi çitlerin arkasında sıralanan atlar bir taraftan dinlenirken bir taraftan da eminim aralarında fısıldaşmakta. Karaca’nın yüreği de onları dinlemekte. Chagall’ın lirik resimlerine benzer bir şiirsel duyarlılık var bu resimlerde. Keçiler, koyunlar, sürüler hiç eksik değil. Ama hep de gizem dolu kara keçiler. Öyle ki, kimi zaman sürüden ayrılan o kara keçiler sanki bir sunağın üzerindeki kürsüye çıkmış, sarı sıcak gökyüzüne diklenmekte. Keklik ve turaç da koşup gelmiş Duran’ın çağrısına. Sonra da hiç eksik olmamış resminden. Biricik oğluna ‘Turaç’ adını verecek kadar etkilemiş Karaca'yı.

Duran Karaca Orhan Peker’in aksine kalın boya dokusu yerine lekeci bir tavır benimsemiş; lekeler içerisinde izleyiciye fırçanın nasıl salındığını gözleme fırsatı vererek sanki sanatının izlerini deşifre etmek istemiştir. Renk aşığı, renk tutkunu Karaca. Başta natürmortları olmak üzere resimlerinde Gauguin'in fov (‘fauve’) renklerine benzer iddialı, keskin kontrast renkleri de belli bir ölçü dahilinde tuvalinden eksik etmez. Güneş altında ayçiçekleri güneşe yüzlerini dönmüş yıldız yıldız parlamakta. Ya elinde karpuz dilimini tutan çocuğa ne demeli. Karpuz diliminin yay formu devam ederek adeta figürün üzerindeki giysinin yaka çizgisini tamamlamakta. Ve o yüzdeki safyürek çocuksu ifade...

1934 Ceyhan doğumlu Duran Karaca henüz lise yıllarındayken sonraki hayatını etkileyecek bir olayla karşılaşır. Çizdiği karakalem resimleri o zamanın prestijli dergisi Varlık’a gönderir. Birkaç ay geçmeden resimler Yaşar Nabi’nin Varlık Dergisi’nde, hem de kapak sayfasında yayınlanır. Her ne kadar lise sonrası Ankara Hukuk Fakültesi’nde bir yıl okuduysa da ‘Varlık’ serüveni ile başlar dönüşü olmayan resim serüveni. Akademi’de (İDGSA) Halil Dikmen ve Cemal Tollu atölyelerinde çalışan sanatçı Yaşar Kemal'in ‘Yusufçuk Yusuf’ adlı romanını, Mahmut Makal'ın ‘Kalkınma Masalı-2’ adlı kitaplarını resimler. 1962 yılında Ankara’da Doğuş sanat galerisinde ilk kişsel sergisini gerçekleştirir. 1971 yılında TRT Resim yarışması başarı ödülünü kazanırken, 1981’de Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği ‘Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’ konulu Resim yarışmasında mansiyon ödülü alır. 1984 yılında Sanat Kurumu tarafından verilen "Yılın Sanatçısı" ödülünü Fethi Arda ile paylaşır. Duran Karaca hayatını sadece resim yaparak kazanan ender sanatçılardan birisidir. Bir söyleşisinde “Biz yaşadığımız topluma, yaşadığımız çevreye ve insana bağlı ressamlarız. … Bir büyük ressamın söylediği gibi, ‘sanat hiçbir zaman doğadan vazgeçmeyecektir.’” diyerek toplumsal gerçekçi çizgide figüratif resimden kopmadan, ama her daim yüreğini koyarak boyar tuvalini. Bir de hiç unutmaz atölyesini ziyarete gelen hemşehrisi ‘Kekeç Memet’in sorusunu: “Sen bunu yapıyon, yapıyon ya Emmoğlu, bi menfaatin va mı?” Unutamaz, çünkü ‘Kekeç Memet’ “sanatın tanımını şıpın işi, os’saat, orada yapıvermiştir”. Ardından buruk bir şekilde rahmetli Orhan Peker’in sorusunu hatırlar: “Duran, sanki bizden isteyen mi var ki resim yapıyoruz?”

Evet, bu resimlerde Karaca yüreğini gördüm Duran’ın; çocuksu, sevgi dolu. Ve bitip tükenmez azmini gördüm. Daha da ötesi resme sevdasını gördüm. Ama bu sevdaya ihanet ettiğini hiç mi hiç görmedim. Sanırım Duran Karaca'nın hayatında hayatından daha değerli iki şey vardı: Resim ve ‘Turaç’.

Bugün (28.11.2006) öğleden sonra 15:45’de, bu ayki yazımı hazırlarken sanki içime doğmuş gibi Nurol Sanat Galerisi yöneticisi Yüksel Maden’den gelen mesajla irkildim, yutkundum; kelimelerim düğümlendi. Biraz öncesine kadar hasta olmasına rağmen hayatta olan Duran Karaca, artık aramızda yoktu. Muhtemel bu gece yıldızların arasından bize ışık saçacak. Morları, mavileri, sarıları yakacak!. Seni de çok özleyeceğiz Karaca. ‘Karadır bahtım kara’. Büyük usta Duran Karaca'ya saygılarımla...

Alaattin BENDER

http://www.alaattinbender.com/

Turaç*:Soyu tükenmekte olan, Toroslar bölgesinde de rastlanan Sülüngiller familyasından bir kuş türü.

Kaynakça:

-Nurol Sanat Galerisi tarafından yayınlanan 2002 tarihli Duran Karaca sergi kataloğu.

-Sanat Yapım tarafından yayınlanan, Önder Şenyapılı tarafından yazılan 1989 tarihli “Benim Sanatçılarım” kitabı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 8785
Kayıt tarihi
: 21.11.06
 
 

1990-1994 yılları arasında T.M.O. Plastik Sanatlar Atölyesi'nde Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster