Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ağustos '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
103
 

Düşmanım olmadan asla

Beynimizin el verdiğince uzağa ve gözümüzün gördüğünce yakına şöyle bir baktığımızda; savaşın, kanın, nefretin ve şiddetin küresel coğrafyanın tamamını sarmaladığını görürüz.

Verimli verimsiz bütün topraklarda mantar türer gibi “düşman” türemekte ve herkes pozisyonunu, yarattığı düşmana göre şekillendirmektedir.

En güçlü devletten en güçsüzüne kadar hemen hemen bütün devletlerin iç ve dış politikalarında bir tutam düşmanlığı mutlaka serpiştirdiklerini görmek mümkündür. Bu; kimi zaman dış bir güç, kimi zaman bir ülke, kimi zaman etnik bir yapı, kimi zaman bir mezhep, kimi zaman bir din, kimi zamansa bir ideoloji olabilmektedir.

Üstelik bu ‘düşman üretme politikasını’ sadece devlet yönetimlerinde değil; yerel yönetimlerde, partilerde, sendikalarda, spor kulüplerinde kısacası iktidarın, erkin olduğu hayatın birçok alanında görmek olasıdır.

Bir yöneticinin yönetim kademelerinde uzun süre kalabilmesi için yönetilenlerle bir bütün olması doğal bir gerekliliktir. Bu bütünlüğü sağlamanın değişik yolları vardır elbette. İşte bu durumda bütünlük kadar bu bütünlüğü sağlayan harcın ne olduğu da önem kazanmaktadır. Bu harcı oluşturmanın da değişik yöntemleri mevcuttur.

Ya kitlelere, mutlu oldukları, arzuladıkları, tam da istedikleri gibi kusursuz bir ortam ve bu ortama uygun insani bir yaşam kurarsınız. Kolektif emek ve kolektif akılla yarattığınız bu güzel değerler sizi bir arada tutan harcınız olur.

Ya onların yaşadıkları olumsuzluklardan kurtaracak, dünyanın sadece ‘pisliklerden’ oluşmadığını gösterecek insani bir gelecek düşünü inandırıcı bir şekilde onlara sunarsınız. Sizi buluşturan, kaynaştırıp birleştiren harcınız bu düş olur. Ya da…

‘Ya da’ya geçmeden önce bilmek gerekir ki bu yöntemlerin her ikisi de ciddi bir zaman, ciddi bir emek, ciddi bir fedakârlık, ciddi bir birikim ve hatta ciddi bir bedel istemektedir.

Bu iki yolu savunacak bir yüreğiniz, bir yeteneğiniz, bir donanımınız veya toplum gibi bir derdiniz yok ise en kolay yol olan ve “ya da” ile başlayan üçüncü yol can simidiniz olur, kendi “düşmanınızı” yaratırsınız o zaman. Yarattığınız ‘düşmanın’ gerçek bir düşman olduğunu kitlelere inandırırsanız işiniz tümden kolaylaşır, saltanatınız pekişir. Böyle bir durumda kitleler, sizin samimiyetinize, dürüstlülüğünüze, güvenilirliğinize inanmasa da; istedikleri gibi bir yönetici olmasınız da; inandırıldıkları düşmana olan hınçları, kinleri, nefretleri, intikam duyguları sizi birbirinize yakınlaştıran, bütünleştiren harcınız olur. Düşmanınız size, siz düşmanınıza güç katar durursunuz. ‘Düşman kardeşler’ olarak birbirinizden aldığınız devasa güçle kitleniz, sefil olsa da siz saltanatınızın keyfini sürebilirsiniz. Üstelik bunun için de ne düşe, ne akla, ne zamana, ne emeğe ne de bedel ödemeğe ihtiyacınız vardır. Birazcık kurnaz olmanız ve ara sıra düşmanınızla birbirinizi şarj edip kitlenin düşmanlık bilincini canlı tutmanız yeterlidir. Bunca pisliğin ve karanlığın arasında düşmanınıza tutunarak yolunuzu bulursunuz ne de olsa.

Maalesef ki insanlık tarihi boyunca eşitliği, özgürlüğü, kardeşliği, sevgiyi, paylaşmayı, dayanışmayı insanları birbirine kenetleyen bir harç haline getirmeyi kimse başaramamıştır. Kimi iyi niyetli denemeler olmuştur elbet, ama harç istenen kıvama bir türlü getirilememiştir. Bu harcın yapımında bir şeyler hep eksik kalmıştır. Zaten eksik kalan şeyler onların yıkımını getirmiştir.

Günümüzde ise insanlar, günlük yaşam kavgasına öyle kaptırılmışlar ki, düş kuracak ne zamanları ne de güçleri olmaktadır. Zaten düş kurmaya kurmaya düş kurma yeteneklerini de köreltmişlerdir. Yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen insani duyguların yok olmasına izin vermeyip hala gelecek tasavvuru yapanlar ise azınlıkta kaldıklarından, kurdukları düş silik olmakta bu da inandırıcı olmalarını önlemektedir.

Kala kala ellerinde üçüncü yol kalmaktadır. Bu yoldan nemalananlar ise insanların yeniden insani değerlerine kavuşmamaları için zaten ellerinden gelenin fazlasını yapmaktadırlar.

İşte bu yüzden erki elinde bulundurup hayatın bizatihi kendisini yönetenler, insanı insanlaştıracak her şeyden uzak durup, “Düşmanın olmadan asla!” demektedirler. Çünkü “En kestirme yol, en iyi bilinen yoldur” ve en iyi bildikleri ve en başarılı oldukları yol da bu yoldur maalesef.

Fakat unutmamaları gereken bir şey var ki; mayın tarlasında kurdukları bu saltanat, bir bomba olup her an ayaklarının altında infilak edebilir. Düşmanlığın egemen kılındığı böyle bir dünyada her an kendileri de düşman bellenip daha güçlü düşmanlar tarafından ortadan kaldırılabilirler. Yakın tarihimizde bunun sayısız örneklerini çıplak gözle de görmeleri mümkün. Tabii görme yeteneklerini de yitirmedilerse.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 191
Kayıt tarihi
: 10.08.13
 
 

Eğitimci yazar. Ortadoğu, Siyaset ve Eğitim  uzmanlık alanları. Hatay Samandağ'da yaşıyor. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster