Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Eylül '06

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
1885
 

Düşüncelerimiz ve biz

Düşüncelerimiz ve biz
 

Bazen anladığınızı zannettiğiniz düşünce, söz, ilgi paylaşım ve olaylar sizin hiç de anladığınız gibi değildir. Yaşam sanatı, incelik ister, varoluşunuzun amacını bulabilme yolunda ilerlerken, karşınıza çıkanların sizin bilgeliğinize katkısı olacağını bilirseniz negatif pozitif diye ayırmaz ardında olanı görürsünüz. Gerçek olan ötelerde bir yerde bütünlüğün ışığı vardır... Bu ışık sizin yüreğinizde, özlemini taşıdığınız kendi vizyonunuzdur.

Bu vizyonunuzu gerçeğe taşıyacak olanlar, yine sizin yaşamınıza bir şekilde düşüncelerinizle çektiklerinizdir... Çekim gücü evrensel prensiplere dayanır, manyetik bir enerji ile ortak aurada buluşur, düşünceler yoğunlaşır ve sonunda birleşir...

Siz yaşamınızdaki değişikliklerin farkına varmazsanız, ya da farkında olup ilgili davranmazsanız oluşum gecikir, ama asla kaybolmaz zira evrene yükselen hiç bir düşünce kaybolmaz... Işık hızından daha hızlı hareket etmesi özelliğine sahip olan düşünceler okyanusu müthiş bir güce sahiptir siz kontrol etmezseniz, o sizi kontrol etmeye başlayacaktır...

Nasıl mı? Siz bu gücü güclendiren, arttıran bir varlıksınız.Evrene ulaşan düşünceleriniz, negatif, pozitif ayrıcalığı tanımadan size istediğinizi verir ve kuvvetine bağlı olarak hareket eder. Eğer siz bir olayı, zihninizde inanarak resimlerseniz anlık gelişme içine girecektir. İlk ''başla'' emrini veren sizsiniz... Bunun ne kadar gerçek olduğunu, denemeler yaparak bulabilirsiniz... Siz ''Düşünce gücünü kullanmaya başladım'' veya ''Ben uğraşıyorum, uğraşıyorum ama kullanamıyorum '' dediğinizde de aslında, kullanıyordunuz...

Şu an bu yazıyı okurken de kullanıyorsunuz. Düşünmeden durabilirmisiniz? Düşündüğünüz her şey er ya da geç yaşamınızda gerçekleşiyor. Kısaca evrenden inandığınız oranda ve belirlemediğiniz zamanda, size yansıma yapıyor... Yaşamınıza kısa bir hayal yolculuğu yapın, bugüne kadar yaşadıklarınıza. Olumlu, olumsuz herşeyi bir kez gözden geçirin eğer anımsamıyorsanız. ''yok ben bu düşünceyi aklımdan bile geçirmedim'' diyorsanız yanılıyorsunuz, beyin hızlı işleyen işlev gösteren bir organdır siz bir film izlerken, kitap okurken bilinciniz kayıt yapmaktadır. Zaten, hafıza denilen de kayıt bölgesidir. Beyin yapısından burada söz etmiyeceğim tümü bilimsel terimlere dayalı olduğu için, uzmanların bilgisinden yararlanmak gerekebilir.

Bu konuda çok fazla kaynak olmasına, okunmasına rağmen yine de belli düzeye kadar algılanmaktadır...
Oysa üzerinde durup deneyimlemek gerekmektedir. Bu ise Geştaltci yaklaşımla olur. Geştalt kısaca ''anlam bilim ve bütünlük psikolojisidir. ''

''Geştalt yaklaşımı hem bir yaşam felsefesi hem de bir terapi ekolüdür. Geştalt yaklaşımı kişinin yargılamadan, suçlamadan, utanmadan, korkmadan ve endişelenmeden kendisiyle ve çevresiyle bütünleşebilmesine, bütünleşerek büyümesine büyüdükçe büyük bir dünyada olduğu gibi varolmasına olanak tanıyan hümanist bir bakış açısına sahiptir.
Geştalt yaklaşımı Dr Fritz Perls in kurduğu bir sağaltım yöntemidir Uzak doğu felsefesi Zen ile benzerlikler taşımaktadır.

Şu an'a kadar okuduklarınızı basit dille anlatmaya çalıştım .
Kısaca Düşünce'den eylem'e geçiş için biraz daha çalışmak, olmazsa olmazları öğrenmek gerekiyor.

Gördüğünüz gibi düşünce gücü o kadar kolay terbiye edilemiyor biz, siz, herkes her an düşünce okyanusunun içindeyiz, sizden evrene, evrenden insanlara, çocuklara, diğer canlılara ve değişim dönüşüm halinde dolanıp duruyor... Peki ne yapmamız gerekir diyorsanız, mümkün olduğu kadar gerçekleştirmek istediğiniz konuyu bir müddet kendi zihninizde saklamanız gerekmektedir zira size gelecek bir olumsuz eleştiri, sizi bir an düşündürebilir ve eğer bu düşünceleri kesmeyi bilmiyorsanız, isteğinizin olma ihtimali ve kuvvetli olan bir isteğiniz gerçekleşmeyebilir ve siz ''o kadar da bilinçli bir adım attım, herşeyi düzenli yaptım, pozitif düşündüm neden olmuyor'' diye düşündüğünüzde bilin ki sebebi sadece kendinizsiniz! Zira düşünce bir inanç sistemi gibi gözükse de bilimin henüz keşfedemediği beyinin gizemlerinden biri de budur. Tıpkı plesebo etkisi gibi aşağıdaki alıntı yine benim anlatımlarıma bir örnek teşkil ediyor...

("Çoğumuz plesebo denilen, ilaç olmadığı halde hastaya ilaçmış gibi verilen boş hapların etkisini biliriz. Aktif hiçbir özelliği olmayan bu boş hapların, yapılan deneylerde hastalar üzerinde çoğu kez kesin etkiler yaptığı görülmüştür. Hastalıkları ortadan kaldırmada inancın gücünü öğrenen Norman Cousin, "İnançlar her zaman sadece gerekli değildir. İnanç, aynı şekilde her zaman iyileştiricidir", şeklinde bir sonuca ulaşmıştı. Kanayan ülseri olan bir grup hasta üzerinde, çarpıcı sonuçlar veren bir plesebo çalışması yapılmıştır. Hastalar iki ayrı gruba bölündüler. Birinci gruba, hastalığı kesinlikle iyileştirecek yeni bir ilaç verildiği açıklandı. İkinci gruptakilere etkileri hakkında çok az şey bilinen bir ilacın kendilerine denenmek üzere verildiğini söylediler. İlk grupta hastaların % 70'inde önemli oranda bir iyileşme görüldü, ikinci grupta bu oran sadece % 25 idi. Her iki gruba da tıbben hiçbir özelliği olmayan boş ilaçlar verilmişti. Aradaki tek fark inanç sistemlerinin kabulüydü. Zararlı etkileri bilinen ilaçların verildiği insanlar üzerinde yapılan çalışmalar daha da çarpıcıdır. Bu hastalara zararlı ilaçların kendilerinde olumlu sonuçlar vereceği söylendiğinde; gerçekten onlar üzerinde bu ilaçların neden olduğu hiçbir hastalığa raslanmamıştır. Dr. Andrew Weil de çalışmalarında uyuşturucunun hemen hemen uyuşturucu kullananın beklentileriyle aynı etkiler gösterdiğini bulmuştur. O, bir doz antifamin verilen bir kişinin kendisini yatışmış ya da barbiturate verilen kişinin kendisini uyarılmış hissedebileceğini keşfetti. Weil, "İlaçların sihiri içeriğinde değil, ilaçları kullananın zihninde yatar" şeklinde bir sonuca ulaştı. Tüm bu örneklerde sabit olan şey sonuçların en çok inanç tarafından etkilenmesidir." )

İşte ,olaylarınızda psikolojik olarak inanmanızla orantılı, başarılarınız, düşüncelerinizin gerçekleşmesi mümkündür...
Belki gelecek yüzyıllarda beyinde bu düşünce gücünün gizemi çözülebilecektir. İnternette gezinirken rastladığım oldukça bilgi dolu bir sitede resimleriyle anlatılmış sinir hücrelerinin çalışmasının kısa bir bölümünü sizlere aktarmak istiyorum:

''..Sinir hücreleri arasında sinaps denen geçiş bölgeleri vardır. Buralar, hücreden hücreye bilgi (elektriksel sinyal) geçişinin olduğu yerlerdir. Elektriksel ve kimyasal olarak iki tip sinaps düşünebiliriz. Klasik anlamda bir kimyasal sinaps, sinir hücresinin ürettiği sinyali o hücreden diğerlerine taşıyan aksonun dallarından birinin uç kısmı ile, alıcı hücrenin etrafındaki hücre zarının birbirleriyle yaklaşması sonucu meydana gelir. Evet, gerçekten de hücreler birbirlerine gerçek anlamda temas etmezler. Sadece, çok ince bir aralık bırakacak şekilde yaklaşırlar. Hücrelerin etrafını kaplayan hücre zarı, bu sinaps alanlarında hafif değişiklikler gösterir. Bu değişiklikler, sinapslardan sinyal iletiminin sağlanabilmesi için gereklidir.

Kimyasal bir sinapsta, sinyalin bir hücreden diğerine geçişi, nörotransmitter olarak adlandırılan ileti maddeleri aracılığıyla olur. Bu ileti maddeleri, iletinin geldiği kaynak (presinaptik= sinaps öncesi) hücrenin aksonunun ucundan salgılanır. Bu salgılanma, elektriksel uyarının aksonun ucuna gelmesi sayesinde olur. Salgılanan bu ileti maddeleri, sinapsı oluşturan o iki hücre arasındaki ince aralığa salgılanmaktadır. Bu salgılanmayı takiben, çok hızlı bir şekilde, bu ileti maddeleri, karşıdaki hedef (postsinaptik= sinaps sonrası) hücrenin zarı üzerindeki uygun algaç (reseptör) moleküllerine bağlanırlar. İşte bu bağlanma, sebep olduğu çeşitli kimyasal olaylar sonucu, yeni hücrede bir elektriksel sinyalin doğmasına sebep olur. Çeşitli sinapslardan gelen verilerin toplanması veya bir sinapstan ardı ardına birkaç sinyalin yeni hücreye geçirilmesi ise, yüksek bir elektriksel potansiyel doğurur. Bu potansiyel, aksiyon potansiyeli adını alır ve işte bu potansiyel, diğer hücrelere aktarılmak üzere, akson vasıtasıyla gönderilen elektriksel sinyalin ta kendisidir.)
Kimbilir belki de bu elektiriksel sinyal çevreye,evrene,her yere düşünceyle birlikte yayılmaktadır .''

Aslında şu an herkes tüm bilinçlerle bütünleşmenin farkındalığı yaşayabilir Haydi o halde değişim ve dönüşüm zamanı...

İlgi nerede ise enerji oradadır.
Size iyi araştırmalar...

Yasemin GÜNER

Resim :thisislondon.handbag.com
Yararlanılan Kaynak : bkz :sinancanan.net
.fobi.org.uk/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 113
Toplam yorum
: 183
Toplam mesaj
: 48
Ort. okunma sayısı
: 5150
Kayıt tarihi
: 11.09.06
 
 

Kişisel gelişimde, düşüncelerin kullanımını sanat gibi gördüğümden, 1986yılından itibaren çok sevdiğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster