Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ocak '16

 
Kategori
Dilbilim
Okunma Sayısı
29
 

Düşünmeyi öğretmek

İnsanı öteki yaratıklardan üstün kılan iki önemli yetenekten birinin 
“düşünme”, diğerininse “konuşma” olduğunu biliyoruz.
 
Düşünme ve konuşmada temel araç dil içindeki sözcüklerdir.
 
Sözcükler kendi içlerinde uyumlu, tutarlı bir bütün, bir dizge oluşturarak dili yaratırlar.
 
Dil, sözcükle kurulan bir yapıdır.Dilin temel taşları sözcüklerdir.Bu 
bakımdan sözcük anlamlı ses ve kavram birimi  olarak büyük önem taşır.Sözcük dışında dil sesi ya da kavram düşünülemez.
 
Dil, anlatım sırasında kendini gösterir. Anlatım, tasarlanan bir 
konuyu anadilin düzeni içinde söz ya da yazıyla paylaşmaktır.
 
Dilin birimi sözcük, anlatımın birimi de tümcedir.Sözcükler tümce  içinde değerlenirler.
 
"Dil, kuruluşu ve yerleşmiş ses düzeniyle toplumsal bir kurumdur. 
Anlatım, sözcükler içinden yapılan seçim sonucu  oluşturulan tümceyle ortaya çıkan bireyselliktir.” *
 
Yani anlatım kişiden kişiye değişir. Her anlatım arasında başkalık vardır. Kişinin  kültür düzeyi, yaşama biçimi, toplumsal konumu, beğenileri vb. bu  başkalığı doğurur.
 
Bu kurallar, anadilimizin değişmezlik ekseninde yer almaktadır. 
Dilin değişebilirlik ekseninde ozanların, yazarların, dilbilimcilerin dili işleyip geliştirdiklerini görüyoruz, biliyoruz.
 
Düşünme, tek yönlü, yalınkat bir eylem değildir. Bir eylemler 
bütünüdür.
 
Değişik aşamalarda gerçekleşen birkaç eylemin oluşturduğu karışık bir süreçtir düşünme.
 
Bu karmaşık süreç içinde aşamalı olarak şu eylemlere başvurulur:
 
1.Seçme / Sıralama
2.Ayırma / Sınıflama
3. Karşılaştırma / İlişki Kurma
4.Uslamlama / Yargıya Varma
 
1.Seçme
 
Seçme, nesne, olay, düşünce ya da sorunlar içinden bir konu çıkarmak, konunun özünü kavramak demektir. 
 
Bu bakımdan düşünme sanatında seçme önem taşır.Eğer düşünce, konunun özünü doğru kavramamışsa yanlış temellenmiş olur.
 
Okuma, dinleme ve özlü bir konuşmayı dinleme durumları, seçmeye  uygun durumlardır.
 
Seçmeyi gerçekleştirecek kişi dış evrenden kurtulup  içevrenine dönüp yalnızlığa gereksinme duyar. 
 
Çünkü, 
 
“ Seçmeden beğenme, düşünmeden seçme  ** ”
 
 olamayacağı bir gerçektir.
 
 2.Ayırma
 
Anlam ya da kavramlar, çoğu kez iç içe girmiş, birbirine karışmış durumda bulunurlar.
 
 Örneğin, 
 
göz atmak / göz gezdirmek / bakmak; kulak kabartmak / kulak misafiri olmak / kulak kesilmek / dinlemek; ilerlemek / gelişmek vb.
 
Kavramlar arasındaki anlam karmaşasını ayırma işlemiyle  sonuçlandırabiliriz. Bu işlemi, konuyu oluşturan öğeleri belirleyip ve bunları aralarındaki ilgiye göre öbeklendirerek gerçekleştirebiliriz. 
 
Bu öbekleme işlemi yapılırken bir çözüme ulaşılır. Böylece, kişi, konusunu tanıma ve onu kendi  özünde kavrama olanağını elde eder. 
 
Doğru düşünme için bu gereklidir.
 
Doğru  düşünmede felsefe>düşünme-anadili-bilgi-insanlaşma süreci ilişkisi  belirleyicidir.
 
 
3.Karşılaştırma
 
İki ya da daha çok öğe arasında ortak ve ayırt edici özellikleri ortaya çıkarmak için yapılan çalışmadır. 
 
Öğeler arasında ilişki kurularak ortak ve ayırt edici özellikler belirlenir. 
 
Böylece birleştirici ve ayırt edici yönler doğrultusunda kavramlar adlandırılır. 
 
Örneğin,
 
" ölüm, yaşam" 
 
kavramlarını konu edinen  yazılarda karşıtlıklar işlenir.
 
Hegel, 
 
“Her kavram karşıtıyla var olur.” der.
 
 Kimi kez de ortaklıklar kavramları anlatmada  önem kazanır.
 
Örneğin,
 
iki kişiyi bedensel, tinsel olarak karşılaştırarak ortak ve karşıt yanlarını belirleyebiliriz.
 
4. Uslamlama
 
 
Kavramlar arasında ilgi, ilişki kurarak
 
 karşılaştırma 
 
seçme; 
 
ayırma  süreçleriyle
 
ussal sonuçlar çıkarma işlemi uslamlama / yargıya varma olarak adlandırılır.
 
Örneğin, 
 
“Kişi yurdunu, ulusunu sever.” 
 
yargısına uslamla sonucu  ulaşabilir.
 
Bu uslamlama eleştirel  düşünme yöntemidir. 
 
Bu yöntem  düşüneni bilimsel düşünceye ulaştırır. 
 
Duymak, görmek, merak etmek bu süreçte başarılır. 
 
Uslamla sonucu yargıların oluşmasında çağrışımların etkileri 
büyüktür.
 
Kavramlar, ortak yanlarıyla çağrışımları uyandırmakta, çözümleyici, birleştirici işlemlerle de yargılara ulaştırmaktadır.  
 
Sonuç
 
Düşünme kavramını gerçekleştirmede sıralamaya çalıştığımız 
 
seçme, 
ayırma,
karşılaştırma, 
uslamlama” 
 
süreçleri birbirine bağlı olarak işlerlik kazanmakta, bizleri doğru düşünmeye ulaştırmaktadır.
 
Kısaca:
 
Düşünmek için bilmek gerekiyor. Bu bilgilenme önünde insana ve evrene ilişkin tüm bilgi alanları yükseliyor. 
 
Ne kadar bilgi sahibiysek o kadar düşünme yetisine sahibiz demektir.
 
Öncelikle neleri öğrenmeliyiz. Doğru düşünmek için hangi temel bilgileri edinmeliyiz. 
 
Bilinenle yetinmeyip ötesine geçmek.
 
Bu bilimsel düşünceyle  gerçekleşebilir ancak. 
 
Bu sonsuz bir düşünme sürecidir.
 
Dünya görüşlerini bilim yerine inanca dayayanlar öznel, kişisel bir 
kabullenişe yönelirler.
 
Bilimsel düşüncenin kendini sorgulaması, yanlışlaması inanca dayanan düşüncede yoktur.O sorgulamadan kabullenmiştir.
 
Bugün düşünmeyenin düşünene karşı uyguladığı kıyım insanlaşma 
sürecinde yaşanmıştır, yaşanmaktadır.
 
 “Düşünüyorum, öyleyse varım.”  
 
 Yargısını şöyle tersinden okuyabiliriz: 
 
"Düşünmüyorum, öyleyse yokum."
 
Bu gerçek düşüneni yok etme isteğinin bir kanıtıdır.
 
                                          
 
 
 
  *  Berke VARDAR, Dilbilim Sorunları, Ankara, 1968, s.6
 
 **  A.H.Tanpınar,Yaşadığım Gibi,s.62
 
Şahin ÖZŞAHİN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 958
Toplam yorum
: 307
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 643
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster