Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Aralık '06

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
650
 

Duyarsızlık

Duyarsızlık
 

Bu ülkedeki (Amerika' dan bahsediyorum, hani şu büyük rüyanın ütopik ülkesi olan) insanların duyarsızlığı o kadar fazla ki gözlerinin önünde bir hastalıktan ya da bir sorundan dolayı sıkıntı çeken , iki büklüm olmuş insana –Neyiniz var? ya da 'Bir ihtiyacınız var mı?' dememek için adeta kaçar gibi uzaklaşırlar. ‘‘Aman ha, bana bir sorun ya da zorluk çıkarıp da, rahatımı bozma. Hele şu, hafta sonu tatilimde bunu hiç yapma!’’ derler. Kimisi içinden der, çoğu da yüzünüze ‘‘I’m sorry.’’ (Üzgünüm.) deyiverir. Siz de öyle mahsun mahsun kalırsınız oracıkta. Şevkat ve samimiyet gibi insan olmanın ana öğeleri değerlerden yoksun oldukları için hep bencillikleri ön plana çıkar. Tabii ki ‘‘ Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’’ demekle de yaşam felsefelerini çok güzel özetleyiverirler.

Siz hastayken, kendi dünyanızda hastaliginizla basbasa kalirsiniz. Ancak kendilerini hasta hissettikleri zaman, aniden yaniniza gelip sanki sizin sagliginizla ilgileniyormus gibi gorünüp size ‘‘Geçen gün senin de başın ağrıyor muydu?’’ diye sorarlar. Siz de ‘’Evet.’’ diye karşılıkk verirseniz yandınız. Çünkü eger sizin rahatsizlığınızın belirtileriyle onlarinki ayni ya da benziyorsa, kendilerindeki kiriklik ve hastalik durumunu da size baglayip, dolayli olarak sizi sorumlu tutarlar. İşin garip tarafi, siz, işe gelecek durumda olmadığınız halde gelmişseniz ve kivranip duruyorsaniz masanizda, yaniniza yaklasmamak için ellerinden geleni yaparlar; size cüzzamlı gibi davranirlar. Şevkat ve yakınlık gibi duygular, okyanusun derinliklerinde batık bir gemi gibi terkedilmislerdir kaderlerine. Onları bulmak sadece size kalmistir. Onlar size ihtiyaç duymuyorlarsa, sizden bir menfaatleri yoksa, hastaliktan ölmeniz durumunda bile, ‘‘I’m sorry to hear that.’’ (Duyduguma üzüldüm.) deyip sizin varlığınızın ya da yokluğunuzun, insanlık bağının bir gereği olan sorumluluklarindan sıyrılıverirler. Buna da ‘bireysellik’ derler. Çünkü ‘bencillik’ kelimesi dillerinde yoktur, ama yüreklerinde vardır.

Alp Içöz©1995-2006

JOURNALTA

The Journal of Turkish Americans

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

gozlenimlerim sizinkilerle hemen ayni.Bu gruba turklerde dahil ama bir farkla buraya emekle gecinmek icin gelmisle beyin arasinda tanriya sukur hala fark var.Tabi egitimliler henuz su yuzunde olmadigindan gorunmuyor. Diger gruplara gelince bu tipik bir orta sinif davranisi daha fazla ve azini beklemek mumkun degil. Saglikla kalin.

Newyorker 
 16.01.2007 16:59
Cevap :
Yorumunuz için teşekkür ederim. Benzer gözlemler içinde olmamız haklılığımı gösteriyor. En azından ucundan bir yerden anlaşılmak güzel bir duygu gurbette. Amerika'ya çeşitli şekillerde ve nedenlerle gelen Türklerin %90'ına ne güvenim ne de saygım kaldı. Türkler sanki vahşi ormandan kaçan canlılar gibiler burada. Ne vefa duygusu, ne yardımlaşma, ne de dostluk denen o yüce kavramın anlamına saygı kalmış. O zaman ya buraya gelen Türklerin çoğu çürük ya da bu ülke o insanlarda bir maddeyle karışıyor ve çarçabuk çürüme başlıyor. Eğitimli insanımız, namuslu ve dürüstse, kimbilir nerelerde hangi çileler içinde yaşam mücadelesi veriyor. Ötekilerinden bahsetmeğe zaten değmez. Memnun oldum, cevabınıza. Siz de sağlıkla kalın. Saygılarımla.  17.01.2007 2:13
 

Sözettiğiniz Amerikada hangi sınıftan bunlar?... Örneğin bir zenci mahallesinde... yada bir italyan göçmeni... aynımı?... davranırlar... Rüya ülkesi diye bizim ülkede kimler der o da var unutmadan... Selamlar yaşadığınız yere... Saygılar

Yücel EVRENN 
 06.12.2006 10:52
Cevap :
New York gibi bir şehirde bütün insanlar etnik kökenlerine bakmaksızın aynı 'New York'lu kişiliğine bürünüyorlar. Yeni gelenler birkaç yıl sonra bir sürü acı tecrübeyi ve hayalkırıklığını ard arda yaşayarak kendinden öncekiler gibi pişkin, saldırgan, vahşi New York insanına dönüşüyor. 'Dolar'a ve 'green card' a tapmağa başlıyor. Artık bu yolda herşey mübah hale geliyor. Bu şehirde renkler, ırklar, dinler, milletler aslında hiç farketmez. Tapınak banka, Tanrı patron ve dua 'delicesine çalışmak' olunca dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler peçeteler gibi bir yemek masasında kullanılıp karınlar doyunca çöpe atılıyor. Bu şehirde herkes eşit. Zenginler de yoksullarda paraya klelik yapıyorlar... Amerikan Rüyası, sefil göçmen rüyasına dönüşüyor. Victor Hugo'lar ve Jan Valjan'lar o kadar çok ki.. Hepsi iç içe yaşıyor.  09.12.2006 10:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 108
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 1743
Kayıt tarihi
: 11.11.06
 
 

"İnsan, aslinda gönül gözüyle görmeli dünyayı. Herşey, o iç dünyanin merkez olduğu kişiliğine şek..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster