Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Temmuz '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1190
 

Eeee Keziban?

Eeee Keziban?
 

Keziban, 21 yaşında... Evleneli henüz 2 ay oldu. Düğününden sonra onu ilk defa bugün gördüm. Kapım çalındı. İçeri gelmesini söylediğimde yüzünde muzip bir gülümsemeyle eşikte beliriverdi. Hızlı ama küçük adımlarla yanıma yaklaştı. Kollarını boynuma dolayarak sımsıkı sarıldı bana. Hatta minicik görüntüsünden beklenmeyecek kuvvette bir sarılıştı bu. İlkokulu henüz bitirmişken tanımıştım onu. Yıllardır da sürekli bana muayeneye gelirlerdi ailece. Gözümün önünde büyüdü o da, diğerleri gibi...


Bu sefer genç bir kadın olarak karşımdaydı. Küçük ama biçimli gözleri pırıl pırıl parlıyordu. "Hadi otur bakalım" dedim..."Anlat! Nasılsın?" Karşımdaki koltuğa oturdu. Ellerini kucağında birleştirdi.Gülümserken, koyu buğday teninde bembeyaz dişleri dikkatimi çekiyordu. "İyiyim Yeşim Ablacığım" dedi. Biraz ailesinden, kardeşlerinden bahsettik. Sıra evliliğine geldi."Mutlu musun?" diye sordum. 3 yıldır tanışıyorlarmış. Son 1 yıldır da nişanlılarmış. Belediyede temizlik işçisiymiş kocası. Anlatırken yüzündeki heyecan o kadar rahat farkediliyor ki...


Bir süre sonra hem hekim, hem de bir abla olarak önemli bulduğum bir konuya getirdim lafı "Korunuyor musunuz?Aman dikkatli olun!". Başında eğreti gibi duran başörtüsünün omzuna sarkan uçlarından biriyle oynamaya başladı. "Abla ben düşük yaptım" dedi. Biraz üzgün ve mahcup anlatmaya başladı. Evlendikten 1 ay sonra hamile olduğunu farketmiş. Ondan bir süre sonra düşük yapmış. Üzerine bir de küretaj olmuş. Daha çok genç olduklarını , neden çocuk sahibi olmak konusunda bu kadar acele ettiklerini sordum. Alnı kırıştı birden ...Önce "evde canım sıkılıyor, o yüzden hemen istedim" dedi. "Bu seni oyalayacak bir şey değil ki. Bahsettiğimiz bir insan , hem de sana uzun yıllar ihtiyaç duyacak bir insan. Bu sorumluluğa hazır mısın?" diye çıkıştığımda, gözlerini yerde sabit bir noktaya dikerek ağzındaki baklayı çıkardı. "Herkes soruyor bir şey var mı diye?" dedi. Daha evleneli 2 ay olmuşken bir takım meraklı kadınların tacizine uğruyordu bir şekilde." Kısır mı?" diye soruyorlarmış, sadece 2 aydır evliyken! Kadın olmayı sadece çocuk doğurmakla bir tutan ve kendi bildiklerinin en doğru olduğunu zannedip, küçücük kadınları yanlış yönlendiren meraklı ve çok bilmiş kadınlar topluluğu!


Dimdik gözlerinin içine baktım. "Bak Keziban. Sen henüz çok gençsin. Sevdiğin erkekle evlenmişsin. Bu yaşlarınız da bir daha yaşanmayacak. Şöyle hiç olmazsa 3-4 sene evliliğin tadını çıkartın. Tak kocanı koluna, sinemaya gidin, yüzün, piknik yapın, gezin tozun. Çocuk da zamanı geldiğinde olur, ne aceleniz var? Hem bu arada birbirinizi de daha iyi tanırsınız." dedim." Haklısın ablacığım" dedi. Sonra anlattı, kocası da benim gibi söylemiş."Sen kulak asma onlara" demiş. Ama sanırım Keziban ailelerin, bitmek tükenmek bilmeyen sorularından bunaldığı için bir an önce çocuk sahibi olarak bu konuyu kesin olarak bitirmeye çalışıyordu. Aslında değişen bir şey olmayacaktı ki... Bu seferde ikinci çocuğu ne zaman yapacakları konusunda sıkıştırıp duracaklardı.


"Benim artık gitmem lazım" diyerek ayağa kalktı. Tekrar sımsıkı kucakladı beni. "Benim iyiliğim için söylediğin herşey için çok teşekkür ederim" dedi gene pırıl pırıl gözleriyle. "Bu kızın ne kadar aydınlık bir yüzü var" diye düşündüm. "Baktıkça insanın içine huzur veren bir sakinlikte". Söylediklerimi eşiyle de konuşup bir karara varacaklarını söyledi. Kapıdan çıkarken tekrar dönerek gülümsedi ve "Hoşçakal" dedi...


Arkasından uzun süre baktım. Daha kendisi yenice yetişkin olmaya başlamış küçücük bir kız uzaklaşıyordu yanımdan. Bilinmezliklerle dolu bir dünyaya adım atmış, el yordamı kendi için en doğru yolu arıyordu. Kendisi için uygun olan yol, her zaman akıl verenlerin yollarıyla paralel olmayacaktı. Çocuğunun ne zaman doğacağına ve hatta kaç çocuk yapacaklarına "çok bilmiş kadınlar heyeti" karar verecekti. Çünkü, onlar da bir zamanlar Keziban'ın yaşındayken aynı yollardan geçmişlerdi. Hep onlara da ne yapmaları gerektiği söylenmişti. Yaşamını Keziban dışında herkes , kendince şekillendirmeye çalışacaktı. Ailesi, kayınvalidesi, komşuları... Keziban da bir kaç çocuk, bir sürü sorumluluk ve hayatın tüm yüklerini omuzlarına yüklendikten sonra, yeni evlenen genç kadınlara, bıkmadan usanmadan aynı soruyu soracaktı:"Eeee bebek ne zaman?"









Önerilerim devam ediyor:

Sevgili Celal Çelik’in 29/08/2006 tarihli yazısı: “Gidememek”

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=5433



Sevgili S.Uslu’nun 13/01/2007 tarihli yazısı: “Evde Kalmış Kızlar Jenerasyonu”

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=21031






Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

karşısındakilere karşı koyamayacak kadar çocuk, diğer taraf zamanında kendi yaşadıklarından ders çıkaramayacak kadar saf yada cahil. Bir çok sorun hep gelip sonunda eğitimsizliğe dayanıyor. Yüreğinize sağlık:) Sevgiler

Haşim Arıkan 
 22.07.2007 14:29
Cevap :
Küçük yaşta yapılan evlilikler ve ailelerin çevrenin baskısı birleştiğinde ortaya böyle vahim bir tablo çıkıyor. Sorunu hepimiz tespit etmişken çözüm için ne yapılabileceği konusundaki önerilerimiz yetersiz kalıyor ne yazık ki... Çok teşekkür ederim Haşim Bey. Sevgilerimle...  22.07.2007 19:00
 

Hala var günümüzde böyle şeyler maalesef. Annem evlendiğinde 20 yaşındaymış. "Yazık bu kız evde kalacak" dermiş o çok bildik kadınlar (Tesadüftür, annemin adı da Kezban). Durum şimdi de çok farklı değil. Mesela yeni evli bir akrabam, kayınvalidesinin çocuk diretmeleri karşısında doktora gidince, rahminden kaynaklı bir sorunu olduğunu öğrendi. Gerçek şuydu ki, çocuk sahibi olma ihtimali yok denecek kadar düşük. Şimdi kayınvalidenin çenesini bir göreceksin!

Nazan Adıgüzel Köseoğlu 
 19.07.2007 10:04
Cevap :
Eee tabii hele de annelerimizin gençlik zamanlarında 20 yaş evde kalmış olarak nitelendirilir. Benim annemi de çabuk serpildi başına bir hal gelmesin diye 15 yaşındayken mahkeme kararıyla yaşını 1 yaş büyütüp zorla evlendirmişler. 15 yaş, çocuk yani... Senin akraban durumunda da bir çok kadın var. Ve bu sağlık sorununu her zaman yetersizlik olarak düşünüp ezikliğini yaşayacak, yaşatacaklar çünkü... Öptüm Nazancığım:)  19.07.2007 11:34
 

Sevgili Yeşim Eğer çoçuk yapmak konusunda halkımız bilinçlendirilmediği sürece böyle devam eder, bakamayacak çocuk, düşük çocuk, ölü çocuk, hep olacak,ama kime anlatmalı bilemiyorum sevgi ve saygılarımla

Mehmet EREN 
 19.07.2007 1:40
Cevap :
Şöyle olacak: Öncelikle insanlar birbirlerinin hayatlarına burunlarını sokmayacak. Karşıdakinin fikirlerine saygı duymayı bilecek. Bir de gözünü kulağını açıp, kendini bilinçlendirecek. Haa zor mu? hem de çok zor. Selamlar Mehmet Bey. Çok teşekkürler...  19.07.2007 11:01
 

Ne güzel anlatmişsın olayı. Umarım yaşamın tadını çıkarır ondan sonra çocuk sahibi olur Kezban. İnanır mısın genel yapı bu bizim ülkemizde. Eğitimlisi de eğitimsizi için de evlilik=çocuk gibi bir koşullanma mevcut. Özellikle eğitimli, kültürlü erkeklerden- elki de aile büyüklerinin torun sevdası yüzünden- bu tür yaklaşımlar görmek bazen çok hayal kırıklıkları yaratabiliyor. Bu nedenle Kezban'ın eşini çok takdir ettim. Dostlukla, sevgiyle esen kalın. ezgi umut

Ezgi Umut 
 18.07.2007 21:03
Cevap :
Keziban hiç olmazsa eşi açısından şanslı... O da aynı düzene ayak uydurabilir ve karısını hırpalayabilirdi. Çocuğu da evli olmanın şartı kabul edenler ve belki de evliliğin sigortası gibi düşünenler olduğu müddetçe , bu durumun düzelmesi biraz zor görünüyor. Katkın için çok sağol Ezgi...Sevgilerimle...  19.07.2007 10:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 1402
Toplam mesaj
: 249
Ort. okunma sayısı
: 1627
Kayıt tarihi
: 04.10.06
 
 

30 yıldır Antalya'da yaşıyorum. Akdeniz Üniv. Tıp Fakültesi mezunuyum. "Tıbbiyeden her şey çıkar, ar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster