Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Şubat '11

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
3305
 

Eğitim sisteminin bürokratik yapısı, okul yönetimi ve eğitimin niteliği

Eğitim faaliyeti okullarda resmi bir program doğrultusunda yapılmakta. Programlı öğretimle programsız öğretimin birbirinden farkı üzerinde uzun uzadıya durmaya gerek olmasa gerek. Eğitim konusunda yazılmış herhangi bir kitaba bakıldığında çağdaş eğitim faaliyetlerinin programlı olmasının vazgeçilmez bir ön koşul olduğu rahatlıkla görülebilir. Eğitim faaliyeti kültürleme, öğretme, yetiştirme, geliştirme, bilgilendirme, beceri kazandırma anlamında insanlığın var olduğu andan itibaren devam eden bir etkinliktir. Geçmişte de ilkel veya farklı bir yaşam formu içinde, toplu halde yaşayan insanlar arasında eğitim faaliyeti vardı. Okuma yazmanın herkes için zorunlu bir gereksinim olma durumu da çok uzun bir geçmişe dayanmamaktadır. Endüstri inkılâbı ile birlikte ortaya çıkan fabrika türü işletme ve makineleşmenin yaygınlaşması okuma yazmanın toplumsal bir ihtiyaç olmasını bir kaç yüzyıl önce getirmiştir denebilir. 

Günümüzde de okullar olmaksızın insanın toplumsallaşması, temel ihtiyaçlarını karşılaması, yaşamını sürdürmesi mümkün olabilir. Anne-babalar, aileler çocuklarına temel bir takım eğitsel faaliyetleri, becerileri, bilgileri kazandırabilir. Ancak yapılacak bu faaliyet okulda yapılmakta olan programlı eğitimin yerini tutmayacaktır. Programlı eğitim kavramı okul, plan, ders, ölçme-değerlendirme, pekiştirme ve benzeri birçok kavramı da gerektirmektedir. Tüm bu kavramlar sistemli bir çalışmayı çağrıştırır. Programlı eğitim öğretim faaliyetleri ile programsız arasında sistemlilik ve gelişigüzellik yönüyle önemli farklılıklar vardır. 

Planlı, programlı ve sistemli eğitim faaliyeti okullarda yapılır. Bu nedenle okullar eğitim sistemi içinde can alıcı bir öneme sahiptir. Okullar eğitim hizmetinin sunulduğu, toplumun eğitim ihtiyacının sistemli, planlı, programlı bir şekilde karşılandığı yerlerdir. Bu yönüyle eğitim sistemine dair yapılacak değerlendirmeler de okula bakılarak yapılmalıdır. Eğitim sisteminin var oluş nedeni olan eğitim faaliyetlerinin bizzat yapıldığı yerler olan okullar eğitim sisteminin de en önemli parçası olması gerekir. 

Okullar sistem içinde önemli bir yere sahip olması gerekirken mevcut durumun böyle olmadığını söylemek yanlış olmaz. 

Sistem içinde bulunan parçalardan hangisinin ne derece önemli olduğunu belirlerken bir takım kriterlerin kullanılması söz konusudur. Sistem küçük küçük parçalardan oluşmuş büyük bir bütündür. Bu durumda hangi parça daha önemlidir değerlendirmesini yaparken sistemin işlevini ön plana almak gerekir. Eğitim sistemi, eğitim üretmek için var olduğuna göre eğitim üretiminin ve bu işlevin yerine getirildiği yerlerin de en önemli konumda olması gerekir. Eğitimin üretim yeri ise okullar olduğuna göre okullar eğitim sistemi içinde en önemli yere sahip olması gerekir. 

Eğitim sistemimiz içinde mevcut parçaların önem sırası konusunda açık bir hüküm, düzenleme bulunmamakla birlikte uygulamalara, sistemin işleyiş şekline bakıldığında bakanlık merkezinin önemli bir konuma sahip olduğu görülmektedir. Eğitim sistemi içinde bakanlığın bu önemli konumu eğitime dair kararların alınması, eğitim sisteminin yönetilmesi, eğitime dair her türlü insan ve madde kaynaklarının bakanlık merkez teşkilatının yetkisinde olmasından kaynaklanmaktadır. Eğitim sisteminin yapılanmasında merkeziyetçi bir anlayışın hâkim olması nedeniyle merkez teşkilatı eğitime dair düzenlemelerde güçlü bir konumda yer almaktadır. Merkezde yetki sahibi olanların anlayışları eğitim sisteminin baştan aşağı şekillenmesinde önemli bir etkiye sahiptir. Önem sıralamasında da yukarıdan aşağıya doğru hiyerarşik bir düzenin olduğu görülmektedir. Bu yönüyle eğitim sistemimiz içinde her ne kadar eğitim işlevinin bizzat yapıldığı yerler okullar olsa da önem açısından en alt sırada yine okullar yer almaktadır. Bu durum eğitim sistemini eğitim öğretim faaliyetlerine odaklanmış bir yapı olmaktan çıkarıp bürokratik bir yapıya dönüştürmektedir. 

Eğitim sisteminin bürokratik yapıya dönüşmesi eğitim öğretim faaliyetlerinden çok bürokratik işlevlerin öncelenmesi sonucunu doğurmaktadır. Eğitim sistemimiz içinde bir çok işin kâğıt üstünde kalması, eğitim sistemi içinde yer alanların bir şekilde yönetim kademelerine geçme çabası içinde olması, merkez teşkilatındaki bir takım birimlere geçme uğraşı içinde olunmasının temelinde hep bürokratik yapıya dönüşmüş eğitim sistemi içinde güce sahip olma, kaynaklara hükmetme, sistemin ürünlerinden daha fazla yararlanma, daha fazla yetki ve imkânlar elde etme, daha az teknik düzeyde işlerle uğraşma, daha fazla rahat etme düşüncesinin olduğu söylenebilir. Okullar sistemin en alt basamağında olduğu için sorunlarla sürekli karşı karşıya kalındığı halde çözüme katkı yapmanın da en zor olduğu, kaynaklara en son ulaşıldığı, karar almak yerine alınan kararların uygulayıcısı konumunda bulunulduğu yerler haline dönüşmüş durumdadır. Bu nedenle okullarla üst birimler arasında bir yabancılaşmanın yaşandığı söylenebilir. 

Eğitim sisteminin bürokratik yapıya dönüştüğünün bir göstergesi olarak, üst yönetimlerin okullarda yapılan işlere sınavlardaki başarı durumu çerçevesinde bakmalarını gösterebiliriz. Okullarda yapılan eğitim öğretim faaliyetinin niteliğinden çok niceliğine öncelik verilmesi, eğitim öğretimi salt personel atama, yönetici atama, diploma verme, devam takip işlemlerinin yapılması, kayıtların sistemli bir şekilde tutulması olarak görmek bürokratik görüntünün birer delili olarak sayılabilir. 

Öğrencilerin elde ettikleri niteliklerin düzeyine ilişkin, öğrencilerin gösterdikleri davranışların niteliğine ilişkin, sınıflarda yapılan öğrenme öğretme faaliyetlerinin niteliğine ilişkin yani öğrencinin bizzat kendisine yönelik yapılan faaliyetlerin niteliğine dair bir değerlendirme yapılamamaktadır. Oysa eğitim öğretimde nitelik oluşturulacaksa bu ancak öğrencinin edindiği niteliklerde ortaya çıkabilir. Öğrencinin sahip olduğu nitelikler eğitimin niteliğinin bir göstergesidir. Eğitim sisteminin içinde yer alan öğrenciler bilgi, beceri ve yetenekleri ölçüsünde bir yönlendirmeden yoksun olarak sadece sınavlarda elde edecekleri puanlara göre yerleşecekleri okullara göre bir gelecek oluşturmaya çalışıyorlar. Bu çalışmayı yaparken de okulda edinilen bilgi, beceri ve yeteneklerle kalınmıyor. Dershaneler, özel dersler aracılığı ile yani okul dışı alanlarda edindikleri ile sınavlara hazırlanarak geleceklerini planlıyorlar. Bir bakıma okullar öğrencilere geleceklerini planlamada yardımcı olmaktan çok uzak bir konumda bulunuyor. Bu durum da eğitim sistemimizin bürokratik görünümünün bir başka göstergesidir. 

Okullarda yapılan eğitim öğretimin niteliğine yönelik bir değerlendirme, eğitim öğretimin öğrenciye kazandırdığı bilgi, beceri ve yeteneklere yönelik bir değerlendirme yani eğitim öğretime odaklanmış bir değerlendirme okullarda yapılmıyor. Okullar sadece okul müdürlerinin gözetim ve denetimine bırakılmış bir durumda. Okulların bağlı bulunduğu üst birimler olan il/ilçe milli eğitim müdürlüklerinin okullara yönelik yukarıda dile getirilen çerçevede bir değerlendirmeyi yaptığını, yapabileceğini söylemek için eğitim sisteminden, sistemin işleyişinden habersiz olmak gerekir. Eğitim öğretimin bizzat yapıldığı yerler olan sınıflarda neler yapıldığından hemen hiç kimsenin haberinin olmadığını söylemek yanlış olmaz. Zira eğitim öğretim faaliyetinin yapıldığı yerler olan sınıflara girip değerlendirme yapan, yapabilen yeterlikte yetişmiş eleman neredeyse yok denecek düzeyde. Okulların sınıflarında neler yapıldığına dair üst sistemin bir ilgisinin olduğunu söylemek de oldukça zor. Sınıf içi eğitim öğretim faaliyetlerinin niteliğine ilişkin bir değerlendirme yapılmaksızın rutin denetim faaliyetlerine yönelik bir takım işler yapılmıyor değil. Ancak bu çalışmalar eğitim öğretimin niteliğine yönelik değerlendirme yapmayı sağlayacak verileri sağlamaktan çok uzak. Öncelikle sınıf denetimi yapan denetim elemanlarının bu işi nasıl ve ne düzeyde yaptığını dikkate alan bir sistemden söz etmek mümkün değil. Birileri sınıflara girip bir takım gözlemler, değerlendirmeler yapıyor. Ancak üst sistemlerde sınıflarda yapılan bu değerlendirme ve gözlem çalışmalarını ciddiye alan bir bakış açısı, düzenleme, uygulama yok. Okullarda, sınıflarda yapılan çalışmalar sadece raporlarda kalıyor. Eğitimin niteliğine yönelik olarak değerlendirmede bir veri olarak bunlar dikkate alınmadığı için yapılıp yapılmadığının çok da bir anlamı olmuyor. Bu durum da eğitim sisteminin bürokratik yapıya dönüştüğünün bir başka göstergesi. 

Okullarda, sınıflarda yapılan işler konusunda öğretmenlere güvenmek de bir bakış açısı olabilir. Yani öğretmen olmuş birisine sınıfta güvenmeyecekseniz neden onu görevlendiriyorsunuz denebilir. Ancak eğitim faaliyetinin planlı, programlı, sistemli olması konusunda en başta dile getirilen hususlar hatırlanacak olursa eğitim öğretim sadece bir kişinin eline bırakılamayacak kadar kapsamlı, karmaşık, farklı alanlarla ilişkili bir faaliyet olduğunun dikkate alınması gerekmektedir. Bu durumda zaten yetişme süreci tartışmalı öğretmenleri sınıf içi eğitim öğretim faaliyetleri konusunda tek yetkili durumunda görmek, gözlem ve değerlendirmeye tabi tutmaksızın her yönüyle onları yetkin görmek eğitim öğretim faaliyetlerinin programlılık, sistemlilik ve planlılık gibi kendine özgü yapısına da uygun düşmeyecektir. 

Okulların yönetiminden sorumlu olan kişiler olan müdürler, okulların işlerini doğrudan yönlendirme yetkisine sahip olan il/ilçe milli eğitim müdürleri eğitim öğretimin niteliğini değerlendirebilecek becerileri kazandıran bir eğitim-yetiştirme sürecinden geçmeksizin bulundukları makamlarda görev yapıyorlar. Yani okul veya eğitim yöneticiliğine yönelik bir yetiştirme/değerlendirme sisteminin olmaması eğitim öğretim faaliyetlerine yönelik bir değerlendirme yapılmaksızın eğitim sisteminin kendi kendine işleyip gitmesi sonucunu doğurmaktadır. Aynı zamanda da okul veya eğitim yöneticilerinin yapması gereken rutin işlerden zaman bulup da sınıflarda yapılan eğitim öğretime odaklanabilmelerini beklemek de ayrı bir sorundur. Bu yetersizlikler ve sorunlar sistemin bürokratik bir yapıya dönüşmesine neden olmaktadır. 

Eğitim sisteminde okulların sahip olduğu önemli işlevden hareketle okulu daha önceleyen bir yapılanmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Okul, sadece birkaç kişinin yapacağı subjektif değerlendirmelerle değil ilgili tüm tarafların katılımı ile yönetildiği zaman eğitim sisteminde niteliğe yönelik değerlendirmeler de daha sağlıklı bir şekilde yapılabilecektir. 

 

Ali Hikmet Demir 

ahdiron4@hotmail.com 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 141
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1115
Kayıt tarihi
: 26.09.08
 
 

Öğretmen olarak başladığım meslek hayatıma yönetim ve denetim konusunda aldığım yeni eğitimler so..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster