Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mart '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
117
 

Eldeki Kader

Kader hepten de insanın ellerine sığabilir olmasa da insan ancak kaderini ele geçirme iradesiyle Tanrı’ya (evrensel oluş bilgisine) yaklaşabiliyor.Hayatın evrensel oluş yasaları olarak görülmüşse kaderin kesin mutlakiyeti vardır; ancak hayatın yaşanılabilir olası kaderlerini seçme, kurgulama ve hatta yeniden tasarlamada insan iradesi de aynı evrensel oluş yasaları (ya da ilahi kader) tarafından yetkilenmiştir.
 
Yetkide yetenekleşmek de hâliyle yetkiyi verenin iltifatına lâyıktır. İnancının bilincinde olan her insan görebilir ki, ahret iltifatı insanın dünya marifetine bağlıdır. Güzellik uğruna çalışmak ve ilim yapmak sanırım bu yüzden Müslümanın gözde ibadetlerinden sayılmıştır.
 
Tanrı inancı olmayan bile ancak kendi seçtiği ve oldurduğu kaderi kadar özgür ruhla yaşayıp da ölebilir. Kim istemez ki ölümün elini özgür bir ruhun kimliğiyle öpmeyi? Kim ister ki hepten kadere tutsak kimliksiz bir ruhun hüznüyle ölmeyi?
 
Hayatın şahsımıza özel ‘kader dansı’ yapan cilvesi gerçekten de yoktur. Hayat ne anlar ne uğraşır böyle öznel oluşumlarla. Hayat kendi yolunda giderken biz taş gibi önüne yattığımızdan olsa gerek bize çarpar da biz o çarpılmayı “kahpe kader” olarak tanımlarız. Bence, bu tanımı insana ancak kendini bilmez bilincinin kader algısı belletebilir; ki o kendini bilmez bilincin yansısı aslında içimizdeki Şeytan’ın masumiyet maskesidir. Yani, kendi kusurlarımızı kadere yüklemek şeytansı bir aldatmadır. Benzetme böyle olsa da tabi ki sorumlu Şeytan değil, düşünmeye yerinen ya da düşünmeyi bilmeyen insan bilincidir. Oldurmaya düşünmeyen bilinç kendinden habersizdir…
 
Kusurlu seçimlerinin nedensel sonuçlarını kader kısmete bağlaması kendini bilmez bilincin çaresizlik avuntusudur. Belki de en büyük kusurumuz kendimizi kusursuz sanmaktır… Tabi ki gerçekten de karşı durulamaz evrensel hayat oluşlarındaki bize dokunan kusurları kader dediğimiz her neyse  onunla açıklamak yanlış bir görü oluşturmaz. Ancak, öylesi durumlar da bizim bilinçsel ve eylemsel kusurumuz sayılamaz.
 
Öyle ki; mutlak biçimde bizim fizik ve zihin gücümüzden hiç etkilenmeden süre gelen ve giden hayat oluşlarıyla hiç tasarlamadığımız biçimde katışırız ki, işte sadece orası insan için çaresiz kaderden sayılır. Gene de kıyamet dışında kalan her “kader” sadece henüz öngörülemeyenle karşılaşma ve katışmanın başlangıç anından ibaret kalır. Bir kez oluşmaya başladıktan sonra kaderin bilgisi de çözülmeye başlar ve insan aklının yetileriyle o kadersel olgu artık değiştirilebilir ve yönetilebilir gerçekliğe dönüşür. 
 
Kader, bu dünyada tek tek herkes için bir hayat tasarımı üreten, hele hele de bu tasarımı yöneten bağımsız bir varoluş gücü asla değildir. Dünyalık ya da ahretlik hiç fark etmez; gerçek kader, insan iradesiyle değişmeye fırsat ve bilgi vermeyen hayat gidişatıdır. İnançlı insan için bile sadece ölümden sonrası insan iradesini hepten sıfırlayan ilahi bir dönüşüm kaderidir. Bu yüzden sadece ahret hâli insanın mutlak kaderi sayılabilir. Ancak şu da bir dinsel bilgi gerçekliğidir ki, insan ahret kaderini dünyalık yaşamıyla belirler; yani, insan yaptığı dünyalık kaderinin nitelik değeriyle ahretlik kaderini hazırlar. Aklı yetmezlerin günahlarından sorumlu tutulmayışı da bu yüzdendir. Çünkü ilahi adalet sadece düşünen akıl ile yaşama fırsatı olanı kaderinden sorumlu tutar…
 
Kader, hayatın ne bir yaptırım gücü ne bir şans kısmet kapısıdır. Evrensel hayat için kader anlamsızdır; çünkü evrensel varoluş bir biçimde başlamıştır ve kıyamete kadar sürmesini sağlayacak kurallı ancak sonsuz biçimli karşıtlık olgularıyla kendiliğinden değişerek ilerlemektedir.  İnsansız kader olmaz. Kader anca insan bilincindeki kavramı kadar anlam yapar. Bizim de kendimize biçtiğimiz kader, evrensel varoluş içinde neden olacağı değişim huzuru kadar anca insan uygarlığı yapar.
 
İnsan düşününce kavramlar değişmese bile farklılaşabiliyor. Müslümanlıktaki kadere iman da her Müslüman’ın ve Müslüman olmayanın kavrayış düşüncesiyle farklılaşabiliyor. Zaten İslamiyet’teki kader esnek bir tanım ve kavrayışa uyarlıdır. Çünkü Allah insana bahşettiği en muhteşem nimet olan akıl yürütme (düşünme) melekesini kaderin başına sararak, “başına gelen her şeyi kaderin marifeti sayma” demek ister gibi; Kuran vahiylerini de “oku” ayetiyle başlatmıştır. Ayrıca, göklerde ve yerlerde insan için hayırlı bilgiler saklı olduğunu, öğrenmenin ve düşünmenin ibadet olduğunu belirtmiştir. Bu yol gidişatınca düşünüldüğü zaman kader kavramı da her insanın yaşamını önceden belirleyen ilahi bir mutlak yazılım (yazgı) olmaktan çıkmaktadır.
 
Dinsel bilgiyle düşünsek bile kaderin insan yaşamını bağlayan bir pranga olmadığını fark edebiliriz. Öyle olaydı mahşer günü kimse hesaba çekilmezdi. Düşünen dindarın ve herhangi birinin kaderi, hayatın henüz çözümlenmemiş bilgilerinden ibarettir.
 
Müslüman’ın kadere imanı, “Allah her şeyi bilir ve görür; hayrın ve şerrin yapıcı sahibidir; ne gelir ve ne giderse Allah’tandır” der. Ancak, hayatın tümünü bağlayan doğum ve ölüm ilmikli “büyük kaderin” türev ürünleri, hayırda ve şerde sonsuz çeşit ve biçimlerle oluşur ki, Müslüman bunların bilgisine erdikçe içlerinden Allah’ı memnun edecek olanı akıl yoluyla belirlemek ve bir bakıma kaderini seçmekle yükümlü tutulmuştur. Cehennem ve cennet ödüllü olan ahret kaderi de bu seçimlerinden kaynaklanan hayır ve şerre bağlanmıştır.
 
Tanrı’ya iman etmiş dindarlar ve kadere inancı olup da Tanrı inancı olmayanlar şimdi burada durup kendilerine sormalıdırlar: Hemen hemen sonsuz oluşlar içinden seçilebilir olmuş bir kaderi suçlamak ne kadar adildir? Allah’a iman etmiş veya etmemiş bir akıl, hayrın ve şerrin nedenlerini hiç düşünmeden önlenemez kaderi saydığında imanını ya da kendini inkâr etmiş olmaz mı?
 
Ben insan olmuşsam, yaşantım mutlak kaderimden olamaz; kader mutlak yaşantım olmuşsa, ben insan olamam. Soru ve sorun gerçekte kaderin ne varlığı ne yokluğuyla ilişkilidir. Canı insan yapan akıl yürütme yetisiyle kısaca sormalıyız: Bende akıl varken kaderin suçu ne? Kader aklımı aşanda benim suçum ne? Biliyorsam bendendir; bilmeye niyetli ve gayretli değilsem gene bendendir; sadece, bilmeye niyet ve gayrette olup da bilemediğimdir kaderden olan. Kader, bilimsel düşünceye rağbet eden gayrete âşıktır.  İşte, bu aşkın hürmetine kader hepten de kaderim değildir……
 
Ancak ve ancak, yapma bozma ve onarma özgürlüğü ve olasılığı tanımayan evrensel hayat geçişleri henüz bilgisel sırrı çözülememiş kaderden sayılabilir. Gerisi insan uygarlığını ya yücelten ya lanetleten kendi emeğimizin eseridir.
 
Muharrem Soyek
 
Tülay EKER bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir resim kitabı gibi hayat. Çizgiler ilahi bir kalemle belirlense de, kullandığımız boyaların rengini biz seçeriz. Yeni dünya yazılarınızı da fırsat buldukça okumak istiyorum.

Çiğdem Timur 
 15.04.2016 11:24
Cevap :
Çok doğru. Kaderin resmettiğini biz boyarız. Renklerin hüznü de mutluluk yansıtması da bizimdir. Hatta ben kaderin hayatı bize çizgileri tam bir resim olarak sunduğunu da sanmıyorum. İlahi kader sanki hayatı nokta nokta bir gergef gibi önümüze sermiş de biz noktaları birleştirerek kendi resmimizi yapmaktayız.  18.04.2016 11:15
 

Önemli bir konu aslında,ama kader konusunda açık ve net bilgi açıklamalarına hiç girmedi din adamları.Her şeyi Allaha havale etme mantığı hep ağır basmıştır;bu kader konusunu da zora sokmuştur;ama Kuran'ın felsefesini iyi anlayıp bilimi,iyilik ve güzelliği derinlemesine tefekkür ederek kader konusunu aklın ve mantığın sınırları içinde değerlendirmek de unutulmamalıdır.Çünkü akıl ve mantık dinidir müslümanlık...Oldukça düşündürücü ve geniş anlamlar yüklü denemeniz Muharrem bey dostum.Elinize sağlık.Selamlar.

Abbas Oğuz 
 27.03.2015 13:48
Cevap :
İnsanın hayatı yönlendirmede kesin hükmü olmuyor. Olsaydı, Tanrı işsiz kalırdı zaten. İnsan iyi ve doğru olanı bilmek ve yapmak için gayrete geçer; gerisi Allah nasıl bilirse elbette... Elbette Allah'ın dediği oluyor da, kul harekete geçmemişse Allah ne desin?  28.03.2015 12:10
 

Kısa öz ama çok derin anlamlar var.

Kerim Korkut 
 24.03.2015 20:18
Cevap :
Anlam, anlayanın ölçüsü kadar derindir. Teşekkürler.  26.03.2015 12:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 367
Toplam yorum
: 2809
Toplam mesaj
: 236
Ort. okunma sayısı
: 1667
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster