Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '17

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
411
 

Eleştiri denen şey !..

Türk millet olarak eleştiriye bayılıyoruz.

Konu ne olursa olsun, hemen herkesin mutlaka söyleyecek bir sözü var.

Hele hele kahvelerde yahut bir araya gelinen yerlerde.

Bu da genelde hep eleştiri ağırlıklı oluyor.

Peki, başkalarını eleştirirken, kendi özeleştirimizi yeterince yapıyor muyuz?

Nerede…İşte ona evet demek mümkün değil.

Hani bir söz var, herkes evinin önünü temizlese, mahalle temiz olur diye.

Eleştiri ve üretim konusunda ülkemde geldiğimiz nokta da aynen öyle.

Ben derim ki ; Herkes kendi işini en iyi şekilde yapsa, başkalarının eleştirmesine hiç gerek kalmayacak ve enerjimizi boş yere tüketmemiş olacağız.

Yine aynı şekilde, herkes gücü oranında bir şeyler üretse ya da yapsa, niye işinizi doğru yapmıyorsunuz diye eleştirecek kimse kalmaz.

Bizdeki en büyük yanlış, kendi yapmadıklarımızı, yanlışları başkalarından istememiz, beklememiz.

Gel o zaman bu yanlışı seninle düzeltmeye başlayalım dediğinizde, kafalar dank ediyor ama bugüne kadar bu yaklaşımı sergileyeni çok gördük desek yalan olur...

Eleştiri yapmaya bayılıyoruz. Ama iş kendimize geldiğinde, yani birisi bizi eleştirdiğinde, zıvanadan çıkıyoruz. Saldırıya kadar gidiyor. Bu hakkı kendinizde nasıl buluyorsunuz diye uzun uzadıya nutuklar atıyoruz. Karşı tarafa söz hakkı dahi verilmiyor. Genelde de eleştirinin içeriğinden çok, üsluba takılıyoruz. Sonunda uzlaşı noktasına gelindiğinde ise söyledikleriniz doğru ama söyleme tarzınız çok yanlış diye başlayan yeni bir tartışmaya yelken açılıyor...

Aslında, eleştiri dünyanın en zor işi.

Eleştirmek için her şeyden önce bilgi, donanım, özgüven ve cesaret gerekir.

Pek çok millet, bırakın eleştiriyi, konuşmamak için bahane ararken, bizim böylesine bir eleştirel yapıya sahip olmamız, üzülecek değil tam tersine sevinecek bir durum.

Ama altını doldurmak kaydıyla...

Eğitimde, sık sık eleştirel düşünceden söz edilir ama bunu köreltmek için elimizden geleni yaparız. Dikkat ederseniz, eğitim sınıfları yükseldikçe konuşkanlık ve eleştirel düşünce giderek azalır. Ta ki mezun oluncaya kadar...

Sonra tekrar başlar, hayata atıldığımızda, işyerinde, askerde, partide, dernekte yeniden frenlenir. Eleştirinin özgürce kullanıldığı tek alan ise ev, alışveriş, iş takibi, spor ya da siyaset gibi genel alanlar. Hele hele sporda.. Ortam müsaitse, at atabildiğin, yüklen yüklenebildiğin kadar...

Eleştiri, hele hele haksız ve yersiz eleştiriler, sadece karşı tarafı allak bullak etmekle kalmıyor, yapanı da yoruyor, geriyor, dengesini altüst ediyor.

Bunu anladığımızda ise iş işten çoktan geçmiş oluyor.

İşte bu yüzden, doğru zamanda ve dozunda yapılan eleştirileri sonuna kadar destekliyorum ama yersiz ve densiz eleştirilere de bir o kadar karşıyım.

Eleştiri dediğin yıkıcı değil, yapıcı olmalı...

Ve eninde sonunda bunu da öğreneceğiz...

Özetin özeti: Tüm enerjimizi eleştiriye harcadığımız için  özeleştiriye ve üretime gücümüz ve zamanımız kalmıyor...

ozcanvural33@hotmail.com

 

 

ERIC VAN BUYTEN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 375
Toplam yorum
: 217
Toplam mesaj
: 30
Ort. okunma sayısı
: 1055
Kayıt tarihi
: 24.07.06
 
 

1933 Kayseri'de doğdum. Kayseri Lisesi Ankara Veteriner Fakültesi, İstanbul Üniversitesi Diş Heki..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster