Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ağustos '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
862
 

En uzak mesafe

En uzak mesafe
 

SU YÜCEL' DEN BİR ÇALIŞMA


En uzak mesafe

Ne Afrika’dır

Ne Çin.

Ne Hindistan,

Ne seyyareler,

Ne de yıldızlar geceleri

ışıldayan,

En uzak mesafe iki kafa

arasındaki mesafedir

Birbirini anlamayan .

Can Yücel, 1926 - İstanbul doğumlu.. Cumhuriyetin ünlü Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in oğlu…

Ankara DTCF ve ardından Cambridge ‘ de Latince ve Yunanca okur.. O yıllarda çeşitli elçiliklerde çevirmenlik, Londra’da BBC’ nin Türkçe bölümünde spikerlik yapar..

Askerliğini de Kore’ de yapar Can Baba . 1958’ de askerden döndüğünde Bodrum’da kısa süren turist rehberliğinin ardından bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını İstanbul’da sürdürür.

Güler Yücel ile 1956 yılında evlenirler. Bir yaşam boyu süren bu evlilikte her türlü sıkıntıya göğüs geren, desteğini, emeğini, dostluğunu hiç esirgemeyen değerli Güler Hanımın payının çok büyük olduğu aşikar... Onca sıkıntı, hapisler, baskılar başka türlü nasıl göğüslenir ki . Üç çocukları var. Güzel , Su ve Hasan Yücel..

Su Yücel’in bana göre çok başarılı resim çalışmalarını geçmiş yıllarda izleme olanağı bulmuştum .

Uzun zaman Kuzguncuk’ taki mütevazi evlerinde sürdürdüler yaşamlarını . Kuzguncuk Sahili, İsmet Baba’ nın yeri nerdeyse aslında Can Baba’ nındı. Onu görmeye , sohbetini dinlemeye gelen çok olurdu. Daha sonraki yıllarda Datça’ya taşındılar . Leman ve Öküz dergilerinde yazıları ve şiirleri yayımlanırdı, kaçırmak istemezdim, izlemeye çalışırdım .

12 Ağustos 1999 gecesi vefat eden Can Baba vasiyeti üzerine, çok sevdiği günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça’ya defnedildi ..

***

Can Yücel, 1945 - 1965 yılları arasında Yenilikler, Beraber, Seçilmiş Hikayeler, Dost, Sosyal Adalet, Şiir Sanatı, Dönem, Ant, İmece ve Papirüs adlı dergilerde yazdı.

Daha sonraları Yeni Dergi, Birikim, Sanat Emeği, Yazko Edebiyat ve Yeni Düşün dergilerinde yayımladığı şiir, yazı ve çeviri şiirleri ile tanınan Yücel, 1965`ten sonra siyasal konularda da ürün verdi.

1962' de İngiltere’deyken, 1709 yılından kalma, Latin harfleriyle taş baskısı olarak basılmış bir Türkçe dilbilgisi kitabı bulması geniş yankı uyandırmış o yıllarda. Ancak konuyla ilgili daha fazla bilgi edinemedim ne yazık ki. .

12 Mart 1971 döneminde Che Guevara ve Mao’dan çeviriler yaptığı gerekçesiyle 15 yıl hapse mahkum oldu. 1974’de çıkarılan genel afla dışarı çıktı. Dışarı çıkışının ardından hapiste yazdığı “ Bir Siyasinin Şiirleri “ adlı kitabı yayımlanır.

***

BİR SEN EKSİKTİN AYIŞIĞI

Bileklerimizi morartmış yeni Alman kelepçeleri,

Otobüsün kaloriferleri bozuldu Kaman'dan sonra

Sekiz saat oluyor karbonatlı bir çay bile içemedik,

Başımızda pirensip sahibi bir başçavuş.

Niğde üzerinden Adana Cezaevine gidiyoruz...

Bir sen eksiktin ayışığı

Gümüş bir tüy dikmek için manzaraya!

***

12 Eylül 1980 sonrasında müstehcen olduğu iddiasıyla “Rengahenk” adlı kitabı toplatıldı. Başka hiçbir konuda asla yapmayacağım bir övünme ile bu güzel kitabın adıma imzalı bir nüshasına sahip olduğumu söylemek isterim.
Sevgi adamıdır Can Baba.. Ailesine duyduğu sevgi de şiirlerinde dile gelir. ‘Hayatta Ben En çok Babamı Sevdim’, ‘Küçük Kızım Su’ya’, ‘Güzel’e', ‘Yeni Hasan’a Yolluk’ bunlardan bazıları.

Can Yücel’ in unutulmaması gereken çok önemli bir çalışma alanı da çevirileridir. Lorca, Shakespeare, Brecht…1959'da ilk baskısı yayımlanan ‘Her Boydan’ adlı kitabında dünya şairlerinin şiirlerini serbest ama çok başarılı bir biçimde Türkçeye çevirmiştir.….

Kendi anlatımı ile yaşamından bir bölüm ..

“NASIL GOL ATACAĞIM HALA RÜYAMA GİRER

İlkokul üçteyim. Küçücük çocuk. Boğaziçi okulunda okurdum. Evden yolladılar. Yatılı yollandım. Hem aynı şehirde oturacaksın, hem de okula yatılı yollanacaksın. Çok bozuldum, çok üzüldüm. Evde ikiz kardeşimle kavga ediyorum diye yollandım.

Benimsemedim. Herşeyi benimsemediğim gibi… Futbol vardı, futbol oynuyordum. İyi bir futbolcu olacaktım. Nasıl gol atacağım hala rüyama girer… Zaten şiirde de hep nasıl gol atacağımın peşindeyim ya!

Ankara’da Taşmektep. Ahır gibi… Futbol da yok. Üstelik vekil oğlusun. Hiç sevmedim…

Ortaokul bitti, Atatürk Lisesi. Aynı numara orayı da sevmedim. Klasik şube harikaydı. Harika kadro, Nurullah Ataç, Cevdet Kudret ders veriyor. Nazım okuyoruz. Dünya edebiyatını tanıyoruz. Latince öğreniyoruz. Sekiz öğrenciyiz. Gazi Yaşargil de orada. Gazi çok çalışkan, bize karışmaz.

Orada komün kurduk, harçlıklarımızı komüne verip para biriktiriyoruz. Dışarı gitmek için.

Sonra tüm topladığımızı Gazi’ciğimize verdik, onu dışarı yolladık.

Ben babama hep posta koyuyorum. Tek parti numarası vardı ya. Utanıyorum senden derdim. O da niye utanıyorsun diye çıldırıyordu. Arabasına binmezdim. Öyle bir gerginlik işte. Sonunda beni Cambridge’e postaladılar. Bu da çılgınlık. Ben Dil Tarih Fakültesi’nde Almanca öğrenmiştim. Alman edebiyatını biliyorum, İngilizce bilmiyorum. Niye yolluyorsunuz beni Cambridge’e. Çılgınlık işte! Züppelik işte!

CAMBRİDGE’DE BERTRAND RUSSEL DERSE GELİR

Cambridge’de Allah muhafaza kuş gibiyim. Ben de hayatta kuş gibiliğe razı değilimdir. Bütün katolik papaz çocukları benim Latince’nin on mislini biliyor. Ben de kafayı modern tarihe taktım. Bertrand Russel derse gelir… Ama hem kuş gibiliğe hem ukala İngiliz numaralarına yokum…

Ayrıldım Linkfield’a gittim. Bülent, Rahşan orada. Ali Neyzi, Yavuz Bayraktar orada. Havuzlu, tenis kortlu, lüks evlerde oturuyorlar, ama yemek yiyecek paramız yok.

Londa’da resim tarihi öğrenmek için ‘Court of Institute of Art’a gidiyorum. Orada bizim ressamları buldum. Avni, Bedri Rahmi’ler, Selim, Şadi Çalık, İlhan Koman. Orada hem eğlendik hem öğrendik…Arada şişeye giriyoruz.

İlk şiirimi on yaşında yazdım. Yuvada bir çocuk öldü. Çok üzüldüm, arkasından şiir yazdım. Ben mümkün olduğu kadar aile içinde yaşadım. Bütün serseriliğime rağmen aile köklerimi kaybetmedim. Aile değil sade, arkadaşlarım için de böyledir.” (1 )

***

ENVER GÖKÇE’ YE

Sene 1966

Kayınvalidenin evinde oturuyoruz Kınalı’ da

Gözü yaşlı bir sonbahar günü

Güler sökük dikiyor pencerenin önünde

Ben odanın gerisinde masa başında

Hatırımda kalmamış kimden

Çeviri yapıyorum harıl harıl

Telifini parça – buçuk alacağımı bile bile ..

Yau diye seslendi Güler

Bir adam geçti önümüzden. Tam bir eski tüfek..

Bu kadar olur ama !...

Demeğe kalmadı zır kapı !

Gittim açtım.

Karşımda bizim Enver !.

(“Rengahenk” den )

(1 ) http://www.datcainfo.net/can_yucel.htm

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

izmir'de üniversite hastanesinde yattı son günlerinde..kimseyi kabul etmiyormuş dediler..yoldan döndük..sonra da öldüğünü söylediler..o an biz de öldük..

Kağıt Gemilerin Kaptanı 
 16.10.2009 0:09
Cevap :
paylaştığın için sağol.. selamlar  16.10.2009 10:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 397
Toplam mesaj
: 55
Ort. okunma sayısı
: 3330
Kayıt tarihi
: 25.12.08
 
 

İnşaat mühendisiyim. İTÜ mezunuyum.   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster