Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Aralık '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
202
 

Ergenekon Davası Sonuçlanırken…

Ergenekon Davası’nda sona yaklaşılırken, aslında bu davanın görünen tarafları açısından şaşırtıcı bir durum yok.

Davanın savcısı konumunda olan muhafazakâr kesimler açısından bakıldığında, askeri vesayetin sona erdiği ve bundan böyle askerin, çeşitli şekillerde siyasete müdahale etmeyeceği söylenebilir.

Davanın avukatı konumundaki ulusalcı-milliyetçi ve Kemalist kesimler açısından ise artık, sırtını askere ve devlet kurumlarına yaslayarak siyaset yapılamayacağı apaçık ortaya çıkmıştır.

Kamuoyunda sorulan sorulardan biri de, bu iki kesimin dışında kalan, sosyalistler ile Kürt muhalefetinin, Ergenekon Davası konusunda neden “tarafsız”, “tepkisiz” ve bir nevi “nötr” kaldığı, sorusudur.

Kuşkusuz, bu kesimleri temsil edecek düzeyde  varolan örgütlü yapılar, partiler, gruplar  her zaman açıklamalar yapmışlardır.

Ergenekon ve Balyoz davaları ile ilgili olarak, davaların açıldığı dönemlerde bazı yazılar yazmıştım.

Bu iki davaya benim bakış açım, sosyalistlerin ve Kürtlerin, bu davalar konusunda neden “sessiz” kaldığı ile örtüştüğü ve davanın güncel olması nedeniyle yeniden yazma gereği duydum.

2002 yılından bu yana bir değişim ve dönüşüm yaşıyoruz. AKP hükümetinden önce görev yapan koalisyon hükümetinin Ekonomiden Sorumlu Bakanı Kemal Derviş aracılığıyla uygulamaya konulan ve AKP hükümetleri tarafından da eksiksiz uygulanan Neoliberal ekonomi politikaları sonucu; ekonomik alanda, Anadolu sermayesinin adım adım, TÜSİAD’ın temsil ettiği yerleşik-büyükşehir sermayesini gerileterek, onun yerine geçmesine, adeta yer değiştirmelerine; siyasal alanda da bu iki grubu temsil eden “merkez sağ-sol” ve “muhafazakâr sağ”ın birbirinin yerine geçmelerine tanık oluyoruz. Ekonomik altyapıda yaşanan bu değişikliğin, toplumsal üstyapıya yansımaması mümkün değildi.

Nitekim öyle de oldu.

Son iki yıldır, özellikle de 12 Eylül 2010 referandumundan çıkan sonuca dayanarak devlet kurumlarında ve yüksek yargıda yapılan değişiklikler, sermayenin el değiştirmesi sürecinin tamamlandığını ve Anadolu sermayesinin hem altyapıda, hem de üstyapıda hegemonyasını ilan ettiğini gösteriyor.

Bu bakış açısıyla bakıldığında, özellikle emekçi sınıflar, işsizler, ezilenler ile Kürt Hareketinin temsil ettiği sınıflar açısından durum hiç de sanıldığı kadar karmaşık değildir.

Bu iki toplumsal kesim, “Anadolu Sermayesi” ile “Büyükşehir-Merkez Sermayesi” arasında yaşanan “sermayeye sahip olma” kavgasının tarafı değillerdir.

Sermayenin büyükşehirli mi, Anadolulu mu, olduğu onlar için çokta önemli olmaz. 

Sermayenin dini ve imanı olmadığını çok iyi bilirler.

Dolayısıyla, her iki sermaye grubundan, demokrasi ve özgürlük beklentisi içine girmezler, bu davalar sürecinde de girmediler.

Bu süreçte yaşananların ve açılan davaların demokratikleşme ve derin devletin tasfiyesi anlamına gelmediği, sadece el değiştiren Anadolu sermayesinin kendi üst yapı kurumlaşmasını hayata geçirme operasyonu olduğunu bir an bile akıllarından çıkarmadılar.

Emekçiler, ezilenler ve Kürtler açısından durum değişmemiştir. Ekonomik açıdan uygulanan neo-liberal politikaları, her iki sermaye grubu da bir ekip işi halinde uygulamışlardır. Ekonominin liberalizasyonu Özallı dönemle başlamış, Kemal Derviş dönemiyle devam etmiş ve nihayet AKP hükümetiyle zirve noktasına ulaşmıştır.

Ekonomik açıdan kemer sıkan her zaman emekçi ve ezilen sınıflar olmuştur.

Demokratikleşme açısından bakıldığında ise 90’lı yıllarda yaşanan faili meçhullerin yerini,  döneme uygun gözaltı, tutuklama ve çeşitli operasyonlarla siyasetten men etme gibi yöntemler almıştır.

Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı, 2002 yılına göre iki katına çıkmış, öğrenciler, gazeteciler, sendikacılar ve özellikle Kürt siyasetçiler, yasal siyaset yapma hakkından mahrum bırakılmıştır.

Sosyalistlerin ve Kürtlerin “Ergenekon Davası’nda” neden sessiz kaldığı olaylara bu perspektifle bakıldığında, daha kolay anlaşılacaktır.

Asıl anlaşılmayan, toplumsal olaylara, sosyolojik ve sınıfsal açıdan değil, merkez-çevre, laik-anti-laik, asker-sivil gibi ekonomik temelden yoksun kimi yanıltıcı sınıflamalarla, şaşı bakmaktır.

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 196
Toplam yorum
: 70
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 739
Kayıt tarihi
: 04.01.08
 
 

Gaziantep' te öğretmen olarak görev yapmaktayım. Son olarak Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster