Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Nisan '09

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
703
 

Ermeni sorunu ve Türk diplomasisi

Ermeni sorunu ve Türk diplomasisi
 

Gçmişte silahları ile mücadele eden Ermeni terör örgütleri şimdi diplomatlarıyla mücade etmektedir.


Ermeni Soykırımı yönündeki iddia ve propagandalar her geçen yıl Türk diplomasisi üzerinde daha büyük bir baskı oluşturmakta. İlginç olan şey, yaşanılan olayın üzerinden geçen zamanın, gerilimi azaltması gerekirken tam tersine geçen süre gerilimi daha da tırmandırmakta. Bu gerilim hattı üzerinde oluşturulan baskı grupları Türkiye'yi içeride ve dışarıda daha zayıf düşürmeye çalışmaktadır. Ve şimdi bizler, ne yazık ki, her yıl dünyanın noteri olarak algılanan ABD Başkanının iki dudağından çıkan sözlere bakar olduk. "Şükür bu yıl da soykırım kelimesini kullanmadı".

Yine kendimizi avutacak bazı formüller ve kelime oyunları ile diplomatik alanda gösterdiğimiz olağanüstü başarının onurunu yaşayabiliriz... Bu yıl biraz daha yaklaşıldı soykırım kelimesine Başkan OBAMA, “Büyük Felaket” ifadesini kullanarak Ermeni yoldaşlarını küstürmeden, biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da onurunu incitmeden üstüne düşen sorumluluk sahibi noter görevini hakkı ile yerine getirdi. Üzülerek söylemeliyiz ki; dünyada, bu gerilimi ranta çeviren siyasi güçler bulunmakta. Sorun “Ermeni Soykırımı” iddialarının tarihi gerçeklerle ortaya konulması değil bu iddiaları gündemde tutarak Türk siyasetini baskı altında tutma sorunudur. Böylelikle bizi suçlu insan psikolojisine sokarak bazı tavizler kopartılmak istenmektedir. Öyle ya artık yeni dost devlet Ermenistan ile atacağımız köprünün kaç şiddetindeki depreme dayanacağını dikkate almadan Azerbaycan ile olan köprüleri yıkma noktasına geldik bile. Ne kadar da duyarlılar değil mi? 1915 yılında yaşananlar konusunda gösterilen hassasiyet tavan yaparken burnumuzun dibinde yaşanan Hocaali Katliamı’ndan ve Karabağ’ın işgalinden hiç söz edilmiyor. Galiba Avrupa kökenli olan ve şu adaleti simgeleyen bayanın gözleri aslında görüyor. Bu sebeple kılıç adaletin emrettiğini değil bayanın gönlünden geçenleri kesiyor.

Acaba Ermeni Tehciri bir soykırım mıydı ? Bu sorunun gerçek cevabını bulmak bence yabancı devletler için çok da önemli değil. Önemli olan, Türkiye'nin böyle bir zan altında bırakılmasıdır. Şayet, tarihi doğrulara bu kadar önem verilmiş olsaydı, Avrupa parlâmentoları Ermemi soykırımını tanıyan yasalar çıkartmak yerine Ermeni Soykırımını araştırmak üzere komisyonlar kurmayı tercih ederdi.

Soykırım, Birleşmiş Milletler Soy Kırımı Suçunu Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi'nde; Bir ulusal, etnik ve ırksal veya dinî gruba mensup insanları tamamen veya kısmen, " o gruba mensup oldukları için" ortadan kaldırmak şeklinde tanımlanmaktadır. I.Dünya Savaşı’nda başlayan Ermeni isyanları çok sayıda Türk ve Ermeni Osmanlı vatandaşının ölmesine sebep olmuştur. Bugün Ermeniler, tehcire (zorunlu göç) bağlı olarak henüz rakamını tam olarak tespit edemedikleri ama 600 bin ile 2 milyon arasında (!?) değişkenlik gösteren Ermeni’nin öldüğünü iddia etmekte. Osmanlı Sadrazamı Talat Paşa ise ölen Ermenilerin 300 bin kadar olduğunu belirtmekte. Rakamın büyüklüğü ve küçüklüğü olayın "soy kırım" niteliği kazanmasında etkili değil. Bu yüzden konuyu trajediye çevirmek, ya da sorumluluğu azaltmak için rakamlarla oynamak anlamsız.

I.Dünya Savaşı'nda Ermeni komita örgütü olan Taşnaksutyun'un yayın organı olan Horizon'da: "Ruslar sınırı geçtiklerinde ve Osmanlı orduları geriye çekilmeye başladıklarında her yerde isyanlar çıkartılmalı, Osmanlı orduları bu suretle iki ateş arasına alınmalıdır. Osmanlı ordularının ilerlemesi halinde ise Ermeni askerler silahları ile birlikte kıtalarını terk edecek ve çeteler teşkil edip Ruslarla birleşeceklerdir." şeklinde yer alan sözler konu hakkında aydınlatıcı bir özellik taşır. Ermeniler, başlattıkları bağımsızlık hareketinde Anadolu'yu bir ateş çemberine çevirmiştir. Çıkartılan isyanlarda binlerce Türk insanı öldürülmüş; Osmanlı Devleti arkadan vurulmuştur. Nitekim Ermeniler, Sevr Antlaşması görüşmelerine katılırken "savaşan taraf" olduklarını resmen ileri sürmüşlerdir. Savaşan taraf, savaşta kaybettiği askerlerinin soy kırıma uğradığını ileri süremez.

O yıllarda Ermenilerin yaptığı zulümlerin varlığı, özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi gibi şirinlik muskası bazı kelimelerle ambalajlanırken insanlık suçu olan bir çok olay ise görmezden gelinmektedir. O dönemde Ermeni ayaklanmaları sırasında insan mantığının almayacağı işkencelerde yapılmıştır. Örneğin 3 Ekim 1915 tarihinde Asker Alma Başkanının raporunda şunlar yazılmaktadır: Abed yaylasında karnı deşilen Salih Ağa’nın kendi elleriyle ciğerlerini sökmek suretiyle öldürüldüğü bilinmektedir. Narman’da 18 yaşındaki Ahmet ateşe atılarak öldürülmüştür. Kıyafet değiştiren Ermenilerin tarlalarda kadınlara tecavüz ettiği de belgelenmiştir. Bir başka yerde kadınların ırzına geçildikten sonra bu kişiler öldürülmüş ve ciğerleri sökülerek duvara asılmıştır. Yine karınları deşilen birçok kişi üzerlerine benzin dökülerek yakılmıştır. Ayrıca ana rahminden alınan çocuğun dahi yakıldığı belgelenmiştir. Hacı Molla Sait’e kızını kendi eliyle boğazlatmak için zor kullanılmış ve her isteyişte vücudunun organlarından birini kesmek suretiyle öldürmüşlerdir. Nezahat Hatun, Tandırda yakılan iki torununun etini babasına ve anasına zorla yedirtmek istemelerini kabul etmemesi üzerine öldürüldüğünü görmüş olmasından üzüntü ile aklını kaybetmiştir”.

Bu yazılanlar mili onurunu korumak isteyen bir öğretmenin mürekkebinden damlayan iftira sözleri değildir. Belgelere dayalıdır. Ha belki “Resmi tarih ne de olsa kendine buna uygun belge de uydurmuştur” diyecek olursanız 1915’e gitmenize gerek yoktur bir yanınızda Hocaali diğer yanınızda ise Irak işgali durmaktadır. 1915’de yaşananların türevlerine buralarda rastlamak mümkündür. Zira medeniyet tek dişli bir halde oralarda halen dolaşmaktadır.

Tüm bu yaşananlara şahit olanlar acaba soğuk kanlı davranarak suçluların cezalandırılması işlemini ilgili organlara havale etmişler midir? Zannımca hayır? Bizlerde arzu etmediğimiz, sakin bir kafa ile düşündüğümüzde yaptığımızdan üzüntü duyacağımız şeyler yapmış olabiliriz. Buna bir cinnet hali de diyebiliriz. Keşke bunlar olmasaydı… Keşke ölmeseydik, keşke öldürülmeseydik, keşke öldürmeseydik.

Söylenecek söz: “Hiçbir gerekçe Osmanlı Devleti’nin Ermeni ya da Türk olsun vatandaşlarının can güvenliğini sağlama sorumluluğunu ortadan kaldırmaz” ise unutmamak gerekir ki o yıllarda Osmanlı Devleti milyon tane askerini cepheye sürmüş ve toprak bütünlüğünü sağlamak adına bir ölüm kalım savaşı vermektedir. O yıl vatandaşının can güvenliğini sağlayamadığı için Osmanlı Devleti’ni suçlayanlar şimdiler de dünyanın can güvenliği için en büyük tehdidi oluşturmaktadır. Osmanlı Devleti’nden o yıllarda bunu sağlamasını beklemek çok iyimser bir tutum olacaktır.

Tehcir edilenler Ermeni askeri midir ? Osmanlı sınırları içerisinde düzenli Ermeni ordularını aramak doğru olmaz. Sürgün edilenler Ermeni askeri değilse de, Ermeni isyancısı ya da destekçisidir. Zaten sürgün edilme gerekçeleri de budur. Hiç kimse etnik ve dini kimliğinden ötürü göçe tabî tutulmamıştır. Bin yıldır Türk egemenliğinde etnik kimliğini koruyarak varlığını sürdüren Ermeniler, bağımsızlığını kazanmak için Osmanlı Devleti'ne savaş başlatmış ve bu savaşı kaybetmiştir.

O gün savaşı kaybedenler bugün yürütülen diplomatik savaşta oldukça başarılılar. Bize düşen "Ermeni Sorunu" yokmuş gibi davranarak; kulaklarımızı tıkayıp gözlerimizi kapatmak değildir. Her türlü uluslar arası platformda sorunun tartışılması için çaba harcamak ve iddialarımızı arşiv kayıtlarıyla belgelemektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1343
Kayıt tarihi
: 27.01.09
 
 

İlk, orta, lise eğitimimi Samsun'da tamamladım. Lisans eğitimimi Eskişehir Osman Gazi Üniversites..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster