Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Nisan '16

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
510
 

Eşit Oy Hakkı Eşitlik Mi, Eşitsizlik Mi?

Eşit Oy Hakkı Eşitlik Mi, Eşitsizlik Mi?
 

demokrasi aldatmacadır


Felakete Giden Kestirme Yol: Genel ve Eşit Oy Hakkı
 
 
Memleket bir oligarşik diktatörlük altında inim inim inletiliyor, soyulup soğana çevriliyor, toplum uyutulup yozlaştırılıyor, laik Atatürk Cumhuriyeti yok ediliyor, ulus kimliğimiz etnik ve mezhepsel ufalanmaya tabi tutulup ortadan kaldırılıyor, etnik ve mezhepsel ayrışma ülkeyi uçurumun kenarına sürüklüyor ve tüm bunlar gözden kaçıyor, kaçırılıyor.
 
“Demokrasi” adlı bir çadır tiyatrosu oynattırılıyor.
 
Şöyle bir düşünelim.
 
Ülkemizin yönetimi kimlerin ellerinde?
 
Başta dünyaya hükmeden çok uluslu şirketler ile onların askeri gücü olan emperyalistlerin ülkemizdeki ortakları ve sanayiciler, finans ve ticaret erbabı, medya patronları, müteahhitler,  en üstte müsteşardan aşağıda daire başkanına kadar olan bürokrasi, generaller, yüksek yargı, düzenleme ve denetleme kurulları, barolar, öğretim üyeleri, profosyonel siyasetçiler, mülki amirler, belediye başkanları, sendika ağaları ve şu an anımsayamadığım belki bir kaç meslek grubu daha.
 
Milletvekillerinin mesleklerine dönüp baktığınızda tamamına yakınının bu kesimlerden olduğunu görürsünüz. Ve bu saydıklarımızın, gelir dağılımında en üst dilimde yer alan gruptan olduğunu farkedersiniz.
 
İşte seçimlerde oy vererek başımıza getirdiğimizi zannettiğimiz yöneticilerimizin ipleri, bu mutlu azınlığın elindedir.
 
Bu azınlığın çıkarlarını koruyan ve gözeten yönetim sistemi parlamentarizmdir.
 
Teoride, bireyler, hukukun koruyuculuğu altındaki özgür düşünce ortamında geliştirdikleri fikirleri doğrultusunda özgürce kurdukları siyasi partiler etrafında örgütlenerek yönetime talip olurlar. Eşit koşullarda yarışırlar, yarışı önde bitiren parti parlamentoda çoğunluğa ulaşarak iktidar olur, ülkeyi yönetir. Sistem, sözümona yasama, yürütme ve yargı erklerinin güçler ayrılığı ilkesine dayanır.
 
Parlamento yasama ve denetim görevi yapar. Yönetim erklerinin en güçlüsü olan hükümet, parlamentonun çoğunluğunun kararıyla göreve getirilir, parlamento tarafından denetlenir ve gerektiğinde parlamento tarafından değiştirilir. Bağımsız yargı, yasamanın ve yürütmenin faaliyetlerini denetler. Parti yönetimleri de aynı şekilde üyelerce belirenen delegelerin seçtiği yönetim organları ve genel başkanlar aracılığıyla bu işlevlerini yerine getirir. İşte demokrasimiz böyle ulvi, erdemli, fırsat eşitliğine dayalı(!) bir sistemdir.
 
Bu anlatılanlar işin ilüzyon kısmıdır.
 
Bize yutturulduğunun aksine sistemin işleyişi tersindendir.
 
Sistem şöyle işler. Para sahibi kişi, arkasına, çıkarlarına hizmet edeceği kişilerin ve kesimlerin parasal ve diğer tüm güçlerini de alarak, siyasi parti kurar veya kurdurur. Yukarıdan aşağıya partinin yönetim organlarını belirler. Üye kayıtları yapılır, delegeler belirlenir.
 
Delegeler üyeler arasından sanki seçim yapılmış gibi formaliteler kitabına uydurularak belirlenir. Delegenin görevi kurultaylarda, genel başkanı ve onun aday göstereceği diğer parti yöneticilerini tekrar tekrar seçmektir. Yani delegeler, genel başkanın kurşun askerleridir. Bir kez genel başkan olan kişi, bu delegeler sayesinde (kendisi istemediği sürece)  ölünceye kadar genel başkan olarak kalır.
 
Bu durum, sistem partilerinin tümü için geçerlidir. O genel başkan yine para ve medya gücüyle reklam edilir, allanır, pullanır, kamuoyuna benimsetilir, partisine seçim kazandırılır, parlamento çoğunluğuyla iktidar partisi  yapılır.
 
Parti disiplini içinde parlamento çoğunluğu genel başkanın emrine tabidir. Genel başkanın seçeceği bakanlar kurulu parlamento tarafından atanır. Parlamentonun yasama faaliyetleri sadece genel başkanın isteklerini yerine getirmekten ibarettir. Hükümet, genel başkanın emir erlerinden oluşan parlamento çoğunluğu tarafından denetlenmez, bilhassa korunur.
 
Yasama ve yürütme erkleri, birlikte yasal düzenleme yaparak, yargının tabi olacağı yönetimin çerçevesini ve özgürlüklerimizin sınırlarını yine genel başkanın arzuları doğrultusunda belirlerler. Yani, sistemde, güçler ayrılığı değil, tek adamın gücü (ve onun arkasındaki bizim göremediğimiz asıl güç sahiplerinin) otoritesi vardır.
 
Sistem, ihtiyaç duyduğu her zaman bu yöneticiyi elbette değiştirebilir, ama yeni yönetici de, anlatılan sistemin işleyişi içinde göreve gelir. Yönetici değişir, sistem değişmez. Bu sistemde partiler kukla, seçimler gölge oyunudur.
 
4-5 yılda bir seçim sandığına götürülüp önümüze konulanlar arasından en güzel reklam edilenine oy vermemiz sağlanarak yöneticilerimizi sanki biz seçmişiz gibi zannetmemize yol açtıkları ve bize halkın kendi kendini yönettiği demokratik rejim olarak yutturdukları sistemin özü budur.
 
Köylü, çiftçi, işçi, memur, öğrenci, ev kadını, işsiz, küçük esnaf, hizmet sektörü emekçileri gibi toplumun belki yüzde doksanından fazlasını oluşturan bizler ise bu kukla oyununu ağzımız açık seyredip, bize beğendirilene oy vererek başımıza gelenin günahını kendimizden bilen biçare halkız.
 
Demokrasi diye izlediğimiz çadır tiyatrosunun mahiyeti budur.
 
Ve işte bu düzenin adı  demokrasi değil oligarşik diktatörlüktür.
 
Bu tiyatroda inandırıcılık zorunluluğu gereği iktidar adayı parti yanında muhalefetçilik oynaması gereken başka sözümona partiler de vardır.
 
Muhalefet rolü oynayan particikler de mevcudiyetleriyle ve faaliyetleriyle bize demokrasi diye yutturulan soygun ve yıkım düzeninin gerçek yüzünün gözden kaçırılmasının kahramanıdırlar. Bunlar kukla oyununun inandırıcılığı bakımından varlığı şart olan  piyonlardır. Muhalefet görünümü altında iktidarın alternatifi de  varmış algısı yaratarak mevcut düzenin meşrulaştırılmasında baş rol oynamaktadırlar.
 
Ülkemiz örneğinde de görüleceği üzere mevcut düzenin seçim yoluyla değiştirilmesi olanağını ortadan kaldırarak, bu göreve talip olmayarak, bunun için gerekli ve yeterli oyu almamayı garantileyerek, yani soygun ve yıkım düzeninin farkedilmesine engel olarak oligarşik diktatörlüğün rahatını tesis etmektedirler. Çok mecbur kalınırsa, iktidar partisinin önde gelenlerinin de parti değiştirmek suretiyle katılımlarıyla, bir nevi stepne konumunda tutulan muhalefete de sanki seçimi bu kez de onlar kazanmış gibi ayarlama yapılarak iktidar imkanı ve nimetleri sunulabildiği de görülmüştür.
 
Bütün bu tezgahlar, bu alavere dalavere, kutsal ve de matah bir şeymiş gibi yutturulan genel ve eşit oya dayalı “milli irade” uydurmacasının üzerinde inşa edilmiştir.
 
Neymiş, herkesin 1’er oy hakkı varmış, herkes ülke yönetiminde bu birer oy hakkıyla söz sahibiymiş, temsili demokrasi varmış, oy hakkı sahipleri temsilcilerini seçiyormuş, o temsilciler de kendilerine oy veren çoğunluğun iradesi doğrultusunda ülkeyi yönetiyormuş da, böylece, millet kendi kendini yönetiyormuş…
 
Yeryüzünde bundan daha büyük yalan yoktur.
 
Gerçek şudur.
 
Oy hakkı olsun ya da olmasın, seçim olsun ya da olmasın, ülkeyi yönetecek olanlar aynı kesimlerdir. Onlar da ekonomik güç sahibi olan egemen sınıflardır. Demokrasiyle (bir nevi bu) aristokrasi arasındaki tek fark, seçimli sistemde, ekonomik üstünlükleriyle aristokratlar her zaman seçimi kazanacak kesim olurlar. Bunlar kimi zaman dini, kimi zaman laikliği savunuyormuş gibi yapsalar da, sonuç değişmez.
 
Demokrasiyi tercih ediyormuş gibi yapmalarının sebebi, günahlarını halka yükleyebilme olanağı vermesidir. Bu sayede olumlu her sonucu kendi başarıları, olumsuz her gelişmeyi de “halkın tercihlerinin sonucu” diye yutturabilmektedirler.
 
İşte bütün bu tiyatro, bu kukla oyunu, en büyük figüran kitle konumuna itilen “genel ve eşit oy sahibi toplum”a sandıkta onaylattırılarak, sahnelenmektedir.
 
Eşit ve genel oy hakkının tılsımı da buradadır.
 
Dünya çapında bilim adamına da, yakın zamanda bir hanım mankenimizin çok doğru bir şekilde ortaya koymuş olmakla birlikte halk dalkavukluğu yapılarak siyasi lince maruz bırakılmasına yol açan betimlemesinde ifade ettiği üzere “dağdaki çobanın da” bir oy hakkı varsa, dünya çapındaki bilim adamının esamisinin okunmayacağı sır değildir.
 
Çoğunluk eğitimsiz ve cahil olduğuna göre ve herkesin bir oy hakkı bulunduğuna göre, sandık sonucunda belirleyici olacak olan da bu eğitimsiz ve cahil kesim olacaktır.  
 
E onları da, hadi makarna, kömür vb. küçücük maddi menfaatleri söylememiş olalım, dinlerini, mezheplerini, milliyetçilik duygularını hamasi ve beylik laflarla istismar ederek iktidarda olmaları istenen kesimleri beğendirerek oylarını almak işten bile değildir. Bunun böyle olduğunu ülkemizdeki her seçim göstermektedir.
 
Yakın zamanda iktidara şirinlik yapmaya çalışan bir rektör yardımcısının, okuryazarlık oranı arttıkça kendisini afakanların bastığını, kendisinin cahil ve eğitimsiz halka daha çok güvendiğini söylemesinin altındaki sebep de budur.
 
Anlaşılacaktır ki, eşit oy hakkı gerçekte bir eşitsizliği ifade eder. Memlekette, dünyada olup biten hiçbir şeyden haberi olmayan, yönetime dair fikri bulunmayan, bu konular umurlarında da olmayan ezici çoğunluğun, bu konularda eğitimli, donanımlı, sorgulayan, düşünen, fikir sahibi olan küçük azınlık karşısında ezici üstünlük hakkına sahip tutulmuş olmasında bir eşitlik yoktur.
 
Genel ve eşit oy kabadan da kaba bir aldatmacadır.
 
Diyeceksiniz ki, e peki, genel ve eşit oy hakkı yerine ne koyalım?
 
Ben onu bilmem. Aslında bilirim de söylemem. Ama şunu bilirim ki, genel ve eşit oy hakkı “toplum kendi kendini yönetiyor” şeklindeki insanlık tarihindeki en büyük yalanının üstündeki örtüdür. Ve bu örtünün altına gizlenilerek ülkemiz iyi bir yere doğru da götürülmemektedir.
 
Kenan IŞIK
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 430
Toplam yorum
: 633
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 2080
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

Mülkiye mezunuyum. Emekli müfettişim. Ankara'da yaşıyorum. S'oligarşi isimli kitabı yazdım. Kitap..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster