Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Kasım '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
737
 

Etnik Aşiretler ve Yakın Tarihimiz Üzerine Hatırlatmalar (III. Bölüm)

Etnik  Aşiretler ve Yakın Tarihimiz Üzerine Hatırlatmalar (III. Bölüm)
 

Sevr Antlaşmasına göre Türkiye Federasyonu (!)


II. DÜNYA SAVAŞI

I. Dünya Savaşından sonra petrol alanlarının paylaşımdan herhangi bir kazanım elde edemeyen Almanya ile İtalya savaştan kazançlı çıkan İngiltere, Sovyet Rusya ve Fransa'ya karşı birleşirler. Almanya'da Hitler, İtalya'da Mussolini hızlı bir kalkınma ve silahlanma yarışı başlatır. Bu gergin siyasal ortam ve devletler arası üstünlük yarışı yaklaşmakta olan yeni bir dünya savaşının yüklemleri olacaktır.

Nazi Almanya’sı ile Türkiye’nin yakınlaşmasından çekinen İngiltere ve Fransa, Hitler ve Atatürk’ten kurtulma yollarını aramışlardır.  Çünkü, olası bir savaşta Hitler, Mussolini ve Atatürk gibi karizmatik liderlerin   birleşmesi onların tüm planlarını bozabilirdi.

İkincisi Türkiye’nin devrimci ve ulusal bir çizgide hızla aşama kaydetmesi önemli petrol rezervlerine sahip İslam coğrafyasında tehlikeli bir direniş örneği oluşturmaktaydı.  Türkiye zamanla güçlenip kaybettiği petrol alanlarını geri almaya kalkışabilirdi. Ulusal uyanış tehlikeliydi.  İslam coğrafyasındaki ülkelerin dinle uyuşturulması sömürgeci Batının çıkarlarına daha uygundu. O halde, Atatürk, milli kadrolar, devrimler ve Türkiye Cumhuriyeti en kısa sürede tasfiye edilerek onların yerini alacak lapacı ve işbirlikçi yönetimlerin önü açılmalıydı.

II. Dünya Savaşı (1939-1945) Atatürk'ün kuşkulu ölümünden sonra başlar. Bu bağlamda bazı araştırmacıların  Atatürk’ün bir komplo sonucu zehirlenerek öldürüldüğünü ileri sürmeleri ciddiye alınması gereken bir iddiadır.   Nitekim,  11 kasım 1938de İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra  Türkiye  Almanya’dan uzaklaşarak İngiltere ve Fransa’ya yakınlaşır; 12 Mayıs 1939da Fransa,  23 Haziran 1939da İngiltere ile ikili antlaşmalar yapar.

Türkiye’nin savaş  boyunca tarafsız kaldığı doğru değildir. Savaşın patlak vermesinden (1 Eylül 1939) hemen sonra söz konusu ikili  antlaşmalar Türk-İngiliz-Fransız Üçlü İttifak Antlaşması haline getirilir (19 Ekim 1939), böylece Türkiye Atatürk’ün  geleneksel tarafsızlık politikasından ayrılmaya başlıyordu.  Türkiye’de solun ezilmesinin nedenlerini de bu çerçevede irdelemek doğru bir yaklaşım olacaktır.

Savaşın başlamasıyla Alman Yıldırım orduları Polonya'yı ezip geçerek Moskova ve Stalingrad üzerine yürürken bir kol da Kırım yarımadası üzerinden Kafkasya'ya saldırır. Kısa sürede tüm Balkanları ve Ege adalarını ele geçiren Almanların ilk hedefi Kafkasya ve Ortadoğu petrolleriydi.  Nazi orduları Yunanistan ve Bulgaristan'ı işgal ettikten sonra  Hitler İnönü'ye bir mektup göndererek  Türkiye ile savaşmak amacında olmadığını vurgular ve  işbirliği yapılmasını önerir. 1942 yılında Almanya ile Türkiye arasında saldırmazlık paktı imzalanır.

Türkiye, 20 Temmuz 1936 tarihli  Montreux Antlaşması’nı ileri sürerek  Alman donanmasının Karadeniz'e geçişine izin vermez. Ağır kış şartlarında ordularına lojistik destek sağlamakta güçlük çeken Almanya, Sovyet ve Kafkasya cephelerinden geri çekilmek zorunda kalır. İngiliz ve Sovyet orduları İran'a girer. 1943 yılında ABD, İngiltere ve SSCB'nin Tahran konferansında bir araya gelir. Kafkasların  Sovyetler Birliğinin denetimine bırakılması İran ile Türkiye’nin Batı şemsiyesi altına alınması kararlaştırılır.

15 Ağustos 1945de II. Dünya Savaşı Almanya’nın işgali  ve Japonya’nın atom bombaları ile dize getirilmesi ve Müttefiklerin zaferi sona erer. Batı şemsiyesi altına giren  Türkiye’nin sola kaymasını önlemek amacıyla zamanla Atatürk devrimleri rafa kaldırılmaya başlanır ve muhafazakar  politikaların ve gericiliğin güçlenmesi için çalışmalar hızlandırılır.  Nihai hedef Türkiye’yi Sevr Antlaşmasında kararlaştırıldığı gibi küçük devletçiklere veya federatif bir yapıya dönüştürmektir.

Bu arada 1944 yılından itibaren  İngilizler İran’ı zayıflatmak amacıyla yeniden  etnik aşiretleri kışkırtmaya başlamıştır.  Aşiretlerin ayaklanmasıyla "Kürdistan Mahabat Özerk Cumhuriyeti" kurulur. Ancak, İngiltere ile anlaşan İran aşiretlerin isyanı bastırır, ama karşılığında, İngiliz, Fransız, Hollanda ve Amerikan petrol şirketlerinden oluşan bir konsorsiyuma petrollerini çıkarma ve kullanma yetkisi vermek zorunda kalacaktır. Etnik aşiretlerin lideri Molla Mustafa Barzani 1947de Azerbaycan'a kaçar.

1963de İran Şahı, Atatürk'ü örnek alarak, "Beyaz Devrim"i başlatır. Toprak ve tarım reformu, ormanların millileştirilmesi, kadınlara oy hakkı verilmesi, şeriata karşı "bilgi ordusu ve "hakseverlik evleri" kurulması gibi uygulamalar gündeme gelince İran'ın sosyalizme kayacağından çekinen Batılı devletler Şah'ın ipini çekmeye hazırlanırlar.  Fransa’da besledikleri mollaları İran’a gönderip laik İran’ın din devletine dönüşmesine yol açarlar.

Sıra Irak’a da gelir: Irak Kralı Faysal askeri bir darbeyle devrilince Barzani Irak'a geri döner ve oradaki aşiretlerin desteğiyle KDPyi kurar.  Irak hükümeti 1970de Kürt aşiretlerine özerklik vermek zorunda kalır. Fakat 1976da özerklik iptal edilir. Irak hükümeti, Kürt nüfusu petrol bölgelerinden çıkartarak Irak'ın çeşitli bölgelerine göndermeye başlar. Bunun üzerine KYP'nin kurucusu Celal Talabani önderliğinde Kürt aşiretleri tekrar ayaklanır.

1976-1988 yıllarında Talabani ve Barzani aşiretleri arasındaki rekabet nedeniyle kanlı çatışmalar başlar. Barzani aşiretinden 8.000 kişi öldürülür, köyler yakılıp yıkılır. İran Irak savaşı (1980-1988) sürerken kuzeye ilerleyen Irak ordusunun zehirli gaz kullanması sonucunda Irak ordusundan kaçan 500.000 mülteci Türkiye'ye sığınır. 1988 yılında çatışmalar sona erer, anlaşma sağlanır ve “Kürdistan Ulusal Cephesi” kurulur.

ÇEKİÇ GÜÇ

Irak’taki Saddam yönetimi petrol ülkesi Kuveyt’i işgal etmeye kalkışınca 1991de Körfez Savaşı patlak verir. Türkiye ise "bir koyup iki almayı" umut ederek, "Adriyatik'ten Çin denizine kadar Türk dünyası" hayalleriyle, Musul-Kerkük petrollerinin kendisine sunulacağını zannederek, cumhurbaşkanı Özal ve ANAP hükümetinin dolduruşuyla Batı'nın taşeronluğunu üstlenir. Güneydoğu Anadolu'ya Amerikan, İngiliz ve Fransız birliklerinden oluşan 2.000 kişilik bir hava gücünün (Çekiç Güç) konuşlanmasına izin verilir.

Oysa, ülkemiz için büyük bir stratejik tehdit unsuru olan Çekiç Güç'ün asal misyon ve vizyonu kukla yönetim Kürdistan'ın kuruluşuna destek vermek, bölgeye olası bir Türk müdahalesini önlemek, gerektiğinde tampon bir bölge oluşturarak Türkiye'yi tecrit edip Güneydoğunun Irak Kürdistanı ile örgensel birleşmesini sağlamaktı.

Nitekim, Kürt peşmergeler Çekiç Gücün lojistik desteği ile 7 Mart 1991 Süleymaniye, 11 Mart 1991de Hevler ile Hanekin,14 Mart 1991de Duhok kentlerinde yönetimi ele geçirirler. Peşmerge denetimindeki diğer kentler Erbil, Rayat, Kuysancak ve Halepçe'dir. Bölgedeki diğer etnik unsurlara ve Türkmenlere her türlü baskı ve yıldırma taktikleri uygulanıp hiç bir hak tanınmazken ABD, İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa 16 Nisan 1991 yılında 36cı enlemin kuzeyini Kürtler için “özerk bölge” ilan eder.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 1948de İsrail'in kuruluşunda yaptığı gibi, bu "de facto" durumu onaylar. İsrail ve ABD’li uzmanlarca Kürdistan’ı yapılandırma çalışmaları hızlandırılır ve 19 Mayıs 1992’de ilk parlamento seçimleri gerçekleştirilir. Böylece, Celal Talabani ve Mesut Barzani liderliğinde "Kürt Federe Devleti” veya “Kürdistan Özerk Bölgesi” veya “Kürdistan Bölgesel Yönetimi" kurulmuş olur. Böylece Sevr mimarlarının çabaları ve hükümetin desteğiyle Türkiye'nin yeni güney komşusu şu an Irak sınırları içinde olan bu kukla yönetimdir.

IRAK'IN İŞGALİ, 1 MART TEZKERESİ VE ÇUVALLAMA

11 Eylül 2001 günü New York'a düzenlenen terör saldırısının arkasında El Kaide terör örgütü ve bu örgüte destek veren Afganistan, Suriye, İran ve Irak'ın olduğunu ileri süren ABD başkanı Bush bu ülkelerin cezalandırılacağını açıklar. Irak'ın atom bombası üretmeye yönelik çalışmalar yaptığına dair dünya çapında bir kampanya başlatılır.

İlk önce Afganistan işgal edilir. Irak'ı işgale hazırlanan ABD ve Koalisyon Güçleri (İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya) bölgeyi yeniden şekillendirecek "Büyük Ortadoğu Projesi" çerçevesinde AKP hükümetiyle anlaşarak Mersin ve İskenderun limanları üzerinden 62.000 askerden oluşan bir vurucu gücü Güneydoğu Anadolu'daki İncirlik ve Pirinçlik üslerine konuşlandırmaya başlar.

Ancak, Türk topraklarına yabancı asker girişi için TBMM'den de onay alınması gerekmektedir. AKP hükümetinin hazırladığı tezkerenin 1 Mart 2003teki oylamasına 533 milletvekili katılır ve 264 evet, 250 hayır,19 çekimser oy kullanılır. Meclisin evet oyları fazla çıktığından ilk başta tezkerenin kabul edildiği iftiharla ilan edilir. Ancak, CHP milletvekili Onur Öymen'in yaptığı itiraz sonucunda yapılan incelemede  tezkereye onay çıkabilmesi için, evet oylarının Anayasanın 96. maddesinde öngörülen salt çoğunluğa (275) ulaşması gerektiği anlaşılır.  Bu durumda, tezkere kabul edilmemiş sayılır. Yani evet oylarının en az 275 olması gerekiyordu.

Tezkerenin kerhen ve traji-komik bir şekilde reddedilmesi iki önemli sonucun doğmasına yol açar: ABD'ye ve Koalisyon Güçlerine karşı kafa tutan bir ülke olarak Türkiye tüm dünyada büyük sempati kazanır. Öyle ki o yıl 2003 Eurovision yarışmasında sürpriz bir şekilde ilk defa birinci gelecektir.

Ancak, öte yandan, büyük bir şok ve şaşkınlık yaşayan ABD, eşbaşkan Erdoğan ve AKP hükümeti çok zor durumda kalır. Türk hava sahası, liman ve üsleri kullanamayan BOPçular, askerleri ve malzemeleri tekrar gemilere yükleyerek kös kös ülkeden ayrılmak zorunda kalır. Bu arada Çekiç Güç'ün görev süresi de sona erer.

Buna rağmen BOPçular Irak'ın işgali planından asla vazgeçmezler. 20 Mart 2003de başta ABD ve İngiltere olmak üzere Irak'a karşı havadan, denizden ve karadan büyük bir saldırı başlatılır. Savaş Irak ordusunun hezimetiyle sonuçlanır. 28 Haziran 2004 işgal tamamlanır.   Büyük bir bölümü ABD ordusundan oluşan Koalisyon Güçlerinin 424.000 asker,  1.800  uçak, 1.300 tank ve 144 helikopterden oluştuğu tahmin edilmektedir.

BM gözetiminde uzmanlarca yapılan  haftalarca süren aramalarda Irak'ın hiçbir yerinde nükleer silah veya nükleer silah üretim yeri bulunmadığı ortaya çıkar. 11 Eylül saldırısının da Pentagon ve CIA tarafından kurgulanmış bir tezgah olduğu bir müddet sonra açığa çıkacaktır.

4 Temmuz 2003 günü Kuzey Irak'ın Süleymaniye kentinde görevli bir binbaşı, onbir Türk askeri ve Türkmen danışmanlar Amerikan komandoları ve peşmergeler tarafından düzenlenen bir baskınla esir alınır. Türk askerleri başlarına çuval  geçirilerek yaka paça götürülüp 60 saat süresince sorguya çekilir. "Çuval Olayı" olarak tarihe geçen bu eylemin tezkerenin reddine bir misilleme olarak yapıldığı sanılmaktadır.

(BATAN) GÜNEŞ HAREKATI

Koalisyon Güçlerince federal bir devlete dönüştürülen işgal altındaki Irak'ta 2005 yılında seçimler yapılır ve Celal Talabani devlet başkanı seçilir. Böylelikle, Irak'ın tamamının Kürtlerin denetim ve yönetimine geçmesi sağlanır.

Bu gelişmelerden güç alan PKK'nın terör eylemleri artınca Türk ordusu 21 Şubat 2008 günü Kuzey Irak'taki terörist hedeflere karşı havadan ve karadan büyük bir harekat başlatır. "Güneş Harekatı" denilen ve bugüne kadar düzenlenmiş bu en büyük harekata 10.000 komando, tank ve topçu birlikleri katılır. Ancak, bu saldırının Kürdistan'ın varlığını tehlikeye düşüreceğinden endişeye kapılan Batılı ülkeler daha ilk günden itibaren, Türkiye'ye baskı yapmaya başlar.

İngiltere harekatın en kısa sürede bitirilmesi gerektiğini, Almanya operasyonu büyük endişeyle izlediğini, Türk ordusunun bölge dengelerini bozucu büyük bir tehlike yarattığını belirtir; Rusya itidal çağrısı yapar; Avustralya Türkiye'yi Irak'ın egemenliğine saygı göstermeye ve ordusunu derhal geri çekmeye davet eder; Avrupa Birliği Türkiye'nin kaygılarını anladığını, ancak savaşın iyi bir yanıt olmadığını; BM Genel Sekreteri Banki Moon ise Türkiye'nin güvenlik endişesini anladığını, ancak iki ülke arasındaki sınırlara saygı gösterilmesi gerektiğini vurgular…

Oysa, bölge dengelerini bozucu en büyük tehlikeyi ve endişeyi yaratan Türkiye değil, Irak'ın egemenliğine ve sınırlarına saygı göstermeyen, ordularını derhal geri çekmesi gereken ABD'nin ta kendisi ve Koalisyon Güçleri olduğu çok net bir şekilde ortadadır. Irak'ın işgali El-Kaide'ye karşı iyi bir yanıt olmadığı gibi Koalisyon Güçlerinin tüm dengeleri alt üst edip Irak'tan çekilmesinden sonra bölgenin yeni bir bunalım ve çatışma ortamına sürüklenmesini bekleyebiliriz.

Sonunda ABD Savunma Bakanlığından Ankara'ya gelen bir heyet 28 Şubat 2008de AKP hükümetiyle görüşmelerde bulunmuş ve hemen ertesi gün harekat apar topar sona erdirilmiştir. Muhalefet ve ulusal çevreler beklenmedik bir şekilde durdurulan bu operasyonun ABD'nin baskısıyla sonlandırıldığını iddia etmiş, Genelkurmay ise harekat süresinin önceden belirlendiğini ileri sürmüştür…

Gerisini artık biliyorsunuz...

(Bu yazı  2008de yazılmıştır.)

Ayrıntıda gezinmek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 179
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 1638
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1968 yılından bu yana dinler tarihi, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, dinbilim, teozofi, metafiz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster