Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
169
 

Eve dönüş

İstanbul Atatürk Havaalanı'nda metalik bir ses yolcuları uçağa çağırıyordu. Kadın bekleme salonunda uyuyan kızını uyandırdı. Malatya seferini yapan 7.30 uçağına binmeleri gerekiyordu. Yarı uyanık haldeki kızıyla gerekli kontrollerden geçerek uçağa bindiler. Kızını pencere kenarına oturttu, kendisi de orta koltuktaki yerini aldı. Uçağın kalkışını beklemeye başladılar.

Kızı dokuz yaşındaydı ve ilkokul üçüncü sınıfı yeni bitirmişti. İlk defa uçağa biniyordu. Kızının korkusunu yenmesi için kadın kızı ile sohbete başladı. Belki okuluna Malatya'da devam ederdi. Zaten üç yıldır öğretmenine de pek ısınamamıştı.  Belki yeni okulundaki öğretmeni ile daha iyi anlaşabilirdi. Kızının kafası karışıktı. Malatya’ ya ilk kez gidiyordu, nasıl bir ortamla karşılaşacaktı bilmiyordu. Orada ki arkadaşlarıyla nasıl kaynaşacaktı. Kafasında bir sürü soru ve kuşku ile boğuşurken uçağın havalanmasının farkına bile varmadı.

Annesi bulutları gösterdi, sanki pamuk tarlasının üzerinde gidiyorlardı içini bir huzur kapladı ve tekrar uyuya kaldı.

Kızının uyuması ile birlikte kendi kendine kalan kadın, yıllar önce Malatya’ dan ilk kez uçağa binerek kazandığı üniversiteye kayıt için İstanbul’ a gelişini hatırladı. Ne kadar heyecanlıydı, hem üniversiteye kaydını yaptıracak, hem de ilk kez İstanbul’ u görecekti. Malatya’ da, İstanbul'a gidip dönen arkadaşlarından İstanbul’u dinlediğinde kendini bir hayal dünyasında düşlüyordu. Şimdi bü düşü gerçek oluyordu.

İstanbul’ da ilk yılları biraz zor geçmişti. İlk iki yıl bir kız yurdunda kalmış, şehre alışması zaman almıştı. İkinci yılın sonunda hem İstanbul’ a alışmış, hem de iyi bir arkadaş çevresi edinmişti. Çok iyi anlaştıkları iki kız arkadaşı ile birlikte bir ev tutarak yurttan ayrılmıştı.

Yurttan ayrıldıktan sonra İstanbul daha keyifli hale gelmiş, akşam olunca yurda dönüş zorunluluğu kalkınca, İstanbul’ u yaşamaya başlamıştı. Her zaman ‘’İstanbul’da yaşamakla, İstanbul’ u yaşamak farlı şeyler’’  derdi.

İstanbul u yaşamaya başladıktan sonra Cem ile tanışmıştı. Cem ile birlikte İstanbul’ u yaşıyorlar, bir tarafta da okullarını bitirmek için çaba sarf ediyorlardı.

Cem tanıştıkları yıl sonunda üniversiteden mezun oldu. Bir firmanın muhasebe bölümünde çalışmaya başladı. Kadının ise mezun olmasına daha bir yıl vardı. O da mezun olunca evleneceklerdi.

Cem çalışmaya başladıktan bir müddet sonra bir ev tutarak, evi döşemeye başladı. Kadın da arkadaşlarıyla kaldığı evden ayrılarak Cem'in yanına taşındı. Kuracakları yuvayı şimdiden hazırlıyorlardı.

Kadın da mezun oldu ve bir banka da hemen işe başladı. Cem’ in çalıştığı şirketin patronu ile kadının işe başladığı bankanın müdürünün arası çok iyiydi.

Her ikisi de çalışıyorlardı ama İstanbul’u da yaşamaktan geri kalmıyorlardı. Maddi durumları çok daha iyi idi ama İstanbul’u yaşamak için çok paraya ihtiyaç olmadığını da öğrencilik yıllarında keşfetmişlerdi.

Boğazda balık keyfi yapmak için çok lüks lokantalara gitmek gerekmiyordu. Daha mütevazı yerlerde aynı keyfi yaşamak mümkündü.

Operalar, baleler, konserler, tiyatrolar ve sergiler, iyi takip edilirse çok paralar ödenmeden izlenebiliyordu. Yeter ki İstanbul'u yaşamak gibi bir anlayışın olsun kâfiydi. İstanbul’un bu kadar sıkıntısını çekerken, İstanbul’u yaşamadıktan sonra İstanbul’ da yaşamanın ne anlamı vardı.

Evliliklerinin ikinci yılında kızları Canan dünyaya gelmişti. Mutlulukları katlanarak artmış, kızlarının iyi yetişmesi için her fedakârlığı yapmışlardı. Anaokulu ardından ilkokul derken, kızları ilkokul üçüncü sınıfı bitirmişti.

Kızının okulu tatil olduktan birkaç gün sonra bir gün işyerinden telefonla birileri aradı. Telefondaki kişi konuşmakta zorlanıyordu. Adam kendini tanıttı. Kocasının  patronuydu,  Kadın, adamın sesinden kötü bir şey olduğunu hissetti. Adam, eşinin bir kaza sonucu öldüğünü söyledi. Kadın nasıl demeye kalmadan düşüp bayılmıştı.

Tüm bunlar uçakta kadının kafasından bir filim şeridi  gibi geçiyordu. Şimdi kızıyla beraber memleketine dönüyor ve ailesi ile birlikte yaşamayı planlıyordu. Kızına iyi bir okul bulursa, kendi tayinini de Malatya’ ya çıkarabilirdi. Cem olmadan İstanbul’ da yaşamanın bir anlamı kalmamıştı onun için. Ömrünün geri kalan kısmını kızıyla birlikte huzurlu ve sakin bir şekilde geçirmeyi planlıyordu. Ailesinin oturduğu evin büyük bir bahçesi vardı. Kayısı ağaçlarıyla dolu olan bahçenin ağaç olmayan bir bölümüne kendine de bir ev yapıp kızı ile yaşayabilirdi.

Tüm bu düşünceler kafasından geçerken, uçak büyük bir gürültüyle sarsıldı ve kısa sürede ateş topuna döndü.

Akşam tüm televizyon kanallarının haber bültenlerinde, İstanbul- Malatya seferini yapan uçağı, Kürecik Radar Üssündeki radar, hatalı bir algılama nedeni ile düşman uçağı olarak görmüş ve patriot füzelerini ateşleyerek uçağı düşürmüştü. Uçaktan kurtulan olmamıştı.

 

Erdener ILDIZ

23 Mart 2013

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 44
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 798
Kayıt tarihi
: 25.09.07
 
 

Elektronik yüksek mühendisiyim. Bilgisayarlı kontrol sistemleri üzerinde doktora yaptım. Bir  şir..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster