Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
24462
 

Fatih Sultan Mehmet’i kapısından döndüren; Şeyh Vefa

Fatih Sultan Mehmet’i kapısından döndüren;  Şeyh Vefa
 

Defalarca geldiği halde, dergâhına kabul olunmayan Padişah Fatih Sultan Mehmet’in hoş görüsü…

İki büyük adam arasındaki iç hesap!

Bazı yazıları okuduğum zaman uzun bir süre kendime düşünme zamanı bırakırım… Ne demek istedi, ne öğrendim, ne anladım…

Ben eski terbiyelerin, eski düşüncelerin yaşadığımız dönemden ne kadar farklı olduğunu düşünür zaman – zamanda üzülürüm.

Bu yazıda koskoca bir padişahın hoş görüsüne, düşüncesine, hareketlerine bakınca şaşırmamak ne mümkün!

Ne çok mesajlar var bu iki satır yazıda…

Hem Padişahın hem âlimin birbirlerine kıyamadıklarına bakınız lütfen.

Devlet işinin ne anlama geldiğine, büyük adamların zamanlarının ne kadar değerli olduğuna da…

Fatih Sultan Mehmet, Akşemseddin’in olmadığı zamanların birinde İstanbul’da; Şeyh Vefa ile tanışmak, onunla konuşmak, ondan feyz almak istemiş.

Burada çok önemli bir iki ayrıntı var. Onu huzuruna çağırmamış. Kendi gitmiş.

Şimdi asıl olay burada, benim şaşırdığım aklımın tam almadığı ama biraz değilde bayağı bir düşününce anlayabilmeye çalıştığım olay… Bu yazıyı yazanda aynı şeyi söylemiş. Burada o kadar hassas bir nokta varki. Oda şu: İnce hesap!

Fatih Sultan Mehmet gitmesine gidiyorda, kabul edilmiyor. Bu bir defa değil üç defa olmuş. Düşünebiliyor musunuz?

Padişah, istese içeri giremez mi? İstese makamına çağıramaz mı?

Koca Hünkâr ne yapmış, her defasında hiçbir şey yapmadan sadece mahzun olarak geri dönmüş…

Şeyh Vefa Tekkesi önündeki demir kapı bir türlü ona açılmamış.

Buraya kadar Sultan Mehmet cephesinden baktık. Birde madolyonun diğer yüzüne göz atalım.

Şeyh Vefa onu görürmüş, onun ne kadar üzüldüğünü bilirmiş, çünkü kendide o kadar üzülürmüş, onunda içi hüzünlenirmiş. Hünkâr alayının evinin önünden uzaklaşmasını beklermiş.

Tabi bu olayı dervişler görürlermiş, bir türlü anlam veremezlermiş. Bir gün içlerinden daha bir cesur olanı dayanamamış Şeyh Vefa’ya sormuş:

“Şeyhim! Mademki Hünkâr’ı görmek dilemezsin, neden gelişinden rengin sararır, Mahzun olursun? Madem Hünkâr’ı seversin, neden görmek dilemezsin?"

Şeyh Vefa, derin bir düşünceden sonra, konuşmaya karar vermiş. Gerçekten çok ince hesap, gerçekten inanılmaz bir düşünce…

Bakın Şeyh Vefa ne demiş.

“Benim ona meylim ve onun bana ihtiyacı o derece fazladır ki, bir defa bir birimizi gördükten sonra, o benden ayrılmak istemeyecek, ben onu bırakmayacağım.

Hâlbuki o saltanatı yürütmekle yükümlü.

Biz de dünya düzenini korumaya mecburuz.

Bizim birbirimizi görmemizin bir sakıncası daha var:

Hünkâr gelecek, ziyade şevkinden, ihsanlarda, âtiyelerde bulunacak, biz bunları kendi adımıza kabul etmeyeceğiz.

Sizlerin adına da reddetmeyeceğiz.

Böylece, ihvanımla benim arama, ister istemez, dünya girecek.

Şimdi anladın mı?

Gönlüm onu görmek diler, görevim ona kapılarını kapar, beni mahzun eden, benzimi sarartan işte budur!”

Şimdi bakınız lütfen. Şeyh Vefa böyle düşünmüş düşünmesine de bunu padişah nasıl biliyormuş, nasıl anlıyormuş ve nasıl oluyorda beni görmek istemiyor diye gücenmiyor, kızmıyor, hiddetlenmiyor hatta cezalandırmıyor.

Dahası da var.

Vasiyet ediyor.

“Benim cenaze namazımı Şeyh Vefa kıldırsın” diyor…

Allah – Allah

Daha bu kadar da değil, Fatih Sultan Mehmet ve oğlu II. Beyazıt; onun adına cami, medrese, halvethane ve türbe yaptırtmışlar.

Fatih Sultan Mehmet’in cenaze namazını kıldırmış, Şeyh Vefa, mezarına kadarda omuzunda taşımış. Babasının yerine Padişah olan II. Beyazıt, onu o zaman görmüş.

Sonra o da babası gibi onu görmek, onu dinlemek istiyormuş. Şeyh Vefa babasına yaptığını onada yapmış. Asla kabul etmemiş, görüşmemiş. Ta ki Şeyh öldüğü zamana kadar.

Şeyh öldüğünde, Padişah II. Beyazıt onun yüzünü görmek için örtüsünü açmış. Yine de yüzünü görememiş. Şeyh elleri ile yüzünü kapatmış. (alıntı)

Şimdi bana hak verdiniz mi?

Büyük adamların, büyük düşünceleri oluyor.

Neler olduğunu sözlere gerek olmadan, haraketlerden anlayabiliyorlar…

Nur içinde yatsınlar…

 

Fatih Sultan Mehmet`in fetih sonrası İstanbul`a davet ettiği yüzlerce ilim ve mâneviyât büyüğü arasında Şeyh Vefa Hazretleri de vardır. Hârâbe bir semte yerleştirilen bu zât burayı kısa sürede mâmûr hâle getirmiştir. Günümüzde Vefa adı ile anılan semt Şeyh Vefa Hazretlerinin bir hatırasıdır. O burada kurulan medresesinde bir taraftan talebelere ders vermiş ihtiyaç sahiplerine yardım elini uzatıp onların gönüllerini fethetmiş ve onların Müslüman olmalarında rol oynamıştır.

(alıntı)

 

Nazan Şara Şatana

 

http:// https://twitter.com/#!/nazansarasatana

http:// http://www.facebook.com/nazansara.satana.5

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ebü'l Vefa gerçek bir din adamı. Dinin nurlu yüzlü insanları. Onların varlığı bile yetiyor. Yaşantıları ibretlerle dolu.

İbrahim ARSLAN 
 14.09.2012 8:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1580
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4806
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster