Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ağustos '08

 
Kategori
Günübirlik Turlar
Okunma Sayısı
9878
 

Fethiye-12 Adalar turu

Fethiye-12 Adalar turu
 

Yaz başladığından beri, günlük turlar düzenleyen arkadaşım arıyor, hafta sonu gezilerinden haberdar ediyordu. Antalya yöresini taşından ağacına kadar ezbere bildiğim için Fethiye yöresine düzenlediği turlara katılmak istedim kaç kez. Her defasında bir engel çıktı. Cumartesi sabahı takvime baktığım zaman, Eylül sonuna kadar turların olmayacağını farkettim; Ramazan başlıyordu çünkü. Ani bir kararla arkadaşımı arayıp, pazar günü hangi turların olduğunu sordum. Demre-Kekova ve Fethiye-12 Adalar turları olduğunu söyledi. Hiç düşünmeden Fethiye turunda ben de varım dedim.

12 Adalar hakkında hiçbir bilgim olmadığını, biraz da utanarak itiraf ediyorum. Fethiye'de sadece Ölüdeniz'de denize girmişliğim ve Fethiye ve Göcek'te kış aylarında birer gece konaklamışlığım vardır. Yıllardır da yolum düşmedi bu güzelim yerlere.

Tura katılmadan önce internetten baktım adalara. Hem şaşırdım, hem üzüldüm bu güzellik hakkında önceden bilgim olmadığına. Bir yandan da sezon bitmeden görebileceğim için çok sevindim.

Sabah 07'de 50 kişi yola çıktık Antalya'dan. Antalya-Fethiye arası ilk durak baba memleketim Korkuteli'dir. Ne zaman o güzergâhtan yola çıkılsa, Korkuteli'nin o özel simitinden alınır, meydandaki kahvede oturulup çay eşliğinde simit yenilir. Biz henüz oraya ulaşmadan kahveyi telefonla aradı arkadaşım, simitleri ısmarladı ve bolca çay demlemesini söyledi. Kahveye geldiğimiz zaman simitler ve çaylar hazırdı. Diğer turun yolcularıyla birlikte 100 kişi bir anda dolduruverdi masaları. Çayı hiç, ama hiç sevmem, ama simit ve peynir eşliğinde de hoşuma gider. Yaz boyunca sadece 3 bardak çay içtim, hepsi de simit ve peynir eşliğinde. İyi de marketler kapalıydı ve peynir olmadan hiç zevk almayacaktım simit ve çaydan. Yerimdem kalkıp etrafa bir daha bakındım, açık market görebilir miyim diye, yoktu. Arkadaşlarıma peynirsiz ne simitten ne de çaydan zevk alamayacağımı söyledim. O sırada yan masada oturan bey yanımıza geldi ve bekleyin dedi, arabamın arkasında peynir var, size getireceğim. Utanarak zahmet etmemesini söyledik, oysa o bey çoktan arabasına doğru yürümeye başlamıştı. Elinde 3 adet şu üçgen peynirlerin büyük boy olanlarından vardı. Nasıl mahçup olduk ve duygulandık, anlatamam. Bu güzelliği hangi ülkenin insanı düşünebilir ki, bizim insanımızdan başka?

Sonra tekrar yola koyulduk. Bu esnada da iki minik aksilik yaşadık ve yarım saat kadar geciktik programa göre. Yat turu saat 10.30'da başlıyordu ve biz mutlaka o saatte Fethiye limanında olmalıydık. Fethiye'ye yaklaştığımızda yatın kaptanı sürekli aramaya başladı ' Neredesiniz?' diye. Kendince haklıydı ama, yol bu, aksilikler de hesaba katılmalıydı elbette. Az da olsa bu anlamda tatsızlık yaşadık.

Fethiye-Antalya yolunda en sevdiğim şey bitki örtüsüdür. Su kenarlarına sıralanmış söğütleri seyretmeye doyamam. Zaten Korkuteli'den sonraki durak da Söğüt'tür. Gözlemeciler, yemyeşil bitki örtüsü, serin gölgeleri ile özellikle İzmir-Antalya yolundaki son soluklanma durağıdır Söğüt. Söğüt'ü geçince Fethiye'ye varmış gibi hisseder insan kendisini.

Ardı arkası kesilmeyen telefon zincirinden sonra yat kaptanı bizi beklemeye razı olmuştu. Bu yüzden otobüs limana yanaşır yanaşmaz çantalarımızı kapıp yata bindik koşa koşa. Bu koşmaca sırasında koyu mavi bir bina gözüme ilişti limanın yanında. Üstünde ' Ünal Şöhret Dirlik Kütüphanesi ' yazıyordu. Selam olsun sana Ünal ağabey dedim içimden. Blog yazarları onu tadına doyulmaz Fethiye yazılarından tanırlar.

Yat hemen yola çıktı, yeterince beklemişti zaten diğer Fethiyeli yolcular. İki yıldır binmemiştim yata, öyle özlemişim ki denizin üstünde olmayı. Ve ilk kez bir turda tanıdığım kimse yoktu tur sahibi arkadaşımla rehberimizden başka. Ama bir tura katılmanın en güzel yanı dönüşte yeni bir arkadaş bulmanın verdiği mutluluktur genellikle. Bu kez de öyle oldu. Yol boyunca gördüğüm güzellikleri paylaşacağım bir arkadaş buldum.

Göbün Koyu'na gidildi önce. Bir parça hayal kırıklığı yaşadık orada. Deniz biraz kirliydi çünkü. Elbette bu kirlilik doğanın yarattığı bir kirlilikti; yapraklar ve kurumuş sazlıkların çöpleri gibi.

Ondan sonraki adaların güzelliğini anlatamam. Yassıca adaları, Göcek adası, Tersane adası harikaydı. Göcek adasıyla Tersane Adası'nda deniz insanı büyüleyecek kadar güzeldi. Özellikle Tersane Adası'ndaki ' Mavi Koy ' denen yer muhteşemdi. Yüzerken denizin ne renk olduğunu kestiremiyorsunuz. Ne mavi, ne lacivert, ne yeşil, ne turkuaz...Hiçbiri oradaki denizin rengini tanımlayamaz. Bir şiirdeki dizeden esinlenerek arkadaşıma dedim ki; Bu koyu görmek, Allah'a inanmaktır!

Göcek adasında da buna yakın güzellikte bir koyda yüzdük. İlk kez bu denli yakından gördüm deniz kestanelerini. Sol ayak parmağımda iki minik parça deniz kestanesi dikeni duruyor şu anda bile. Nasıl çıkaracağımı da bilmiyorum. Ödeşmek için avuç içi kadar iki kayacık parçası aldım denizden. Üzerlerine deniz kabukları kaynamış. Bazıları kaynamakla kalmamış, gömülmüş.

Göcek koyunda ise sayısız yat demirlemişti. Bizi en çok etkileyeni ise Savarona yatıydı. Kocaman beyaz bir kuğu gibi duruyordu güzelim mavi denizin üstünde. Hayatımda ilk kez bu kadar çok yatı bir arada gördüm. Kaldı ki Antalya'da da birkaç marina olmasına rağmen, burada gördüğüm yat sayısı beni gerçekten şaşırttı. Hangi adaya, hangi koya yanaşırsanız yanaşın, karşınızda yatlardan oluşmuş minik bir filo buluyordunuz. Hele günbatımına doğru çıkan hafif esintiyle, denizin rengiyle, yatların, yelkenlilerin süzülüşü büyüleyiciydi.

Son uğrak yerimizde günbatımını yattan seyretmek istedim ve denize girmedim. Her dakika yeni bir renk cümbüşüydü sanki. Az önce gördüğüm renk kayboluyor, yerine bambaşka güzellikte bir renk gelip ışıldıyordu. Bir ara denize girenlere baktık arkadaşımla ve şaşırdık aniden. Sahile doğru saçından ayak parmağına kadar simsiyah parlayan insanlar yürüyordu. Onlarca siyah kadın ve erkek, günbatımının ışık oyunlarının arasında denize doğru yürüyordu. Meğer çamur banyosu yapanlarmış bunlar. Rüyada gibiydim derler ya hani, ne kadar doğru bir deyim gerçekten; ben de rüyada gibiydim o görüntülere bakarken.

Sabah 11.00'den akşamüstü saat 19.00'a kadar bir rüyanın içinde yüzdük yatla. Öyle bir rüyaydı ki, az önce gördüğümüz adacığı, bir süre sonra başka bir açıdan görüyor ve başka bir adacık sanıyorduk. Bir ara, ne 12'si, sanki 112 ada var burada demişim. Hava, güneş, deniz, adalar ve yatlar...Tanrısal bir güzelliğin içinde hissediyor insan kendini bütün bunların arasında.

Onca saat nasıl geçti, kaç kez denizin tuzuyla kucaklaştı bedenlerimiz, gözlerimiz kaç kez hayretle açıldı, şaşırdı bilemedik. Dönüş yolunda yatın üstündeki eğlence de ayrı bir enerji verdi hepimize. Kaptanımız sahile yakın döndürdü bizi kıyıları iyice görelim diye. Güneş batıyordu. Tepelerdeki çam ağaçlarının ve yatların direklerinin silüetleri damgasını vurdu dönüş yoluna. Doya doya seyretmek için hiç konuşmuyordum, içime sindirmeye çalışıyordum her kareyi. Sadece ' Fethiye'de güneş Antalya'dakinden bambaşka batıyor ' diyebildim arkadaşıma.

Yattan inmeden yanımızdaki Fethiyeli aile ile saygı ve selamlarımı yolladım Ünal ağabeye. Ne hoş tesadüf ki, selam yolladıklarımın babası da Aksu Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmenmiş, vefat etmiş. Ünal ağabey de çocuklarının öğretmeni olmuş. Sizler şahidimsiniz dedim, nasıl yetiştik, nasıl geri dönüyoruz, gördünüz; keşke zamanımız olsaydı da Ünal ağabeyin elini öpebilseydim dedim. Babamın öğrencisine, kendi öğrencileriyle selam yollamak ne kadar eşsiz bir duygu, bilemezsiniz.

Dönüş yolunda yine baba memleketimde yanık dondurma yedik. Saat 23.00 olmuştu. Elimizde dondurma külâhlarıyla üşüyerek yiyorduk dondurmaları. Biz Antalyalılar için olağanüstü bir durum bu. Yarım saatlik yolda iklim nasıl da değişiyor, şaşırıyor insan.

Antalya'ya ulaştığımızda takvim değişmişti. Onca saat yollarda ve denizdeydik, hiç ama hiç yorulmadık. Aksine özellikle ruhumuz öylesine bir dinginliğe kavuşmuştu ki; yarın yine gidiyoruz deseler, bir an bile düşünmeden yola çıkardım. Selam olsun güzel Fethiye sana!


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Vallahi kıskandım; Nasıl ulaşılır bu arkadaşınıza?

Mezopotamya Prensesi 
 17.09.2008 11:45
Cevap :
Sevgili Prenses, yeter ki siz isteyin, ben hemen ulaşacağınız telefonları ve adresini veririm arkadaşımın. Sonbaharda da çok güzel turlar oluyor. Mutlaka haber veririm size. Sevgiyle...  17.09.2008 21:17
 

''Teptili mekânda ferahlık vardır''diyen atalarımızın sözünü doğrulayan sıcacık yazını zevkle okudum.Anlatımına görsellik katan betimlemelerin öyle hoştu ki bizi de o anlara taşıdın sanki.Kalemine sağlık. Gezin afiyet olsun derler bizde. Sevgiler canım Arkadaşım.

Şerife Mutlu 
 14.09.2008 21:11
Cevap :
Şerife'ciğim, o geziye seninle katılmak isterdim. Ne şiirler doğururdun kimbilir o ışıltıları görünce. Aklım oralara bir daha gitmekte kaldı inan, öylesine güzeldi. Sevgiler...  14.09.2008 22:33
 

henüz Akdeniz bölgesine hiç gitmedim.. ama gidilmesi gerekiyor bu yazı okunduktan sonra.. mutlaka.. teşekkürler. selamlar.

sema öztürk 
 07.09.2008 18:49
Cevap :
Ben de Trakya'yı görmek isterdim sevgili Yağmur Zamanı:) Ama buraya mutlaka gelmenizi isterim. Yazıyla anlatılamayacak kadar güzel çünkü. Sevgiyle...  08.09.2008 23:35
 

sevgili Tülin;bu kadar güzel bir anlatım,bu kadar yürekten bir emekten süzülür ancak.sayenizde 12 adaları gezmiş oldum.kaleminize,sevgi taşan yüreğinize selam olsun.kutlu(yorum)

CAFER DEMİRTAŞ 
 06.09.2008 15:52
Cevap :
Sizin gibi değerli bir şairden böyle güzel bir yorum almak beni çok mutlu etti. Zaman fukarası olmasam bütün koyları tek tek anlatacaktım. Bu arada, ayağıma batan deniz kestanesi dikenini henüz dün çıkarabildim:)  06.09.2008 23:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 261
Toplam yorum
: 2348
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2069
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

1954 Antalya doğumlu ve Antalyalı'yım. Ülkemin ve özellikle bu şehrin sevdalısıyım. Sanatın pek çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster