Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Nisan '20

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
29
 

Fizan

FİZAN

’’Fizan'a bile giderim’’ ve ‘’Fizan'a kadar yolun var’’  sözleri konuştuğumuz Türkçe’de sık sık kullanılır. Bu sözlerle ne kastedilmektedir ve Fizan neresidir ?

Libya'nın güneyinde, sâhilden 600 km içeride ve Büyük Sahrâ'nın doğusunda, kızgın çöllerin ortasında bir vahadır. Fizan'ın merkezi olan Merzuk kasabası, Trablusgarp'a 900, Bingazi'ye 1.500 kilometredir.

1551 yılında Turgut Reis tarafından Osmanlı ülkesine dahil oldu.1913 senesine kadar Fizan'a daima asker sevkeden ve bölgeyi hakimiyeti altında tutan Osmanlı, 12 adayı ve Trablusgarp'ı işgâl eden İtalya ile 19 Ekim 1912 de Uşi Anlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Bu anlaşmayla Osmanlının bölgedeki hâkimiyeti de sona erdi

Abdülhamid döneminde Jön Türkler için sürgün yeri olarak kullanılan Fizan, başkent İstanbul'dan en uzak toprak parçasıydı.

Sürgünler için en korkunç yer Fizan'dı. Zîrâ Fizan'da hayatta kalmak zoru başarmak demekti. Oradan kaçmak ise adeta imkânsızdı. Bu yüzden mahkumları "sürgün" den ziyade "Fizan" kelimesini duymak ürkütürdü. Burada asıl maksadının cezalandırmak değil, etkisiz hâle getirmek olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden Fizan, Sultan Hamid'in bir sürgün yerinden beklediği tüm şartları karşılayan ideal bir tecrit alanıydı. Kuzey ve güneyi geçit vermez dağlar, doğu ve batısı uçsuz bucaksız çöllerle çevrili ve âdetâ çöl denizinde kalmış bir ada gibi olan Fizan'dan kaçmak da neredeyse imkânsızdı. Kısacası Fizan, devlet aleyhtarı fikir ve planların çöl sıcağında buharlaştığı yerdi.

En meşhur Fizan sürgünü, Askerî Tıbbiye öğrencisi iken 1889'da İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni kuran dört kişiden biri olan Abdullah Cevdet'ti. Trablusa nakledilen Ahmet Cevdet’in Yıldız Sarayı'ndan mabeyn kâtibi Hacı Mustafa Raşit Bey, Hacı Ahmet Efendi, Kocamustafapaşa'daki Bedevi Tekkesi Şeyhi Naili Efendi, Yusuf Akçura, Ahmet Ferit Tek gibi kader arkadaşları da  vardı.

 1896 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Sultan 2. Abdülhamid'e karşı başarısız bir darbe planı ortaya çıkmıştı. Tespit edilen 324 ü (Çoğu Tıbbıyeli) öğrenci, toplam 630 kişi tutuklanarak çeşitli hücrelere kapatıldı. Bir süre sonra Taşkışla'da kurulan Divân-ı Harbi Örfî'de toplanıp tekrar yargılandılar. 78 inin suçu sâbit görülünce sürgünle cezalandırıldılar.

Târih 8 Eylül 1897 yi gösteriyordu. Bindikleri vapurun ismine izafeten evvelâ "Şeref Yolcuları" daha sonra da "Şeref Kurbanları" diye anılır oldular jöntürkler arasında.

1899 yılında Yusuf Akçura, Ahmet Ferit Tek ve Zühtü Bey, Trablusgarp fevkalade kumandanı Recep Paşa'nın ve yveri Binbaşı Şevki Bey'in yardımlarıyla önce Tunus'a, daha sonra Malta üzerinden Paris'e kaçtılar. Fizan'dan kaçan en meşhur firari olan Bahriye Zabiti Sami Bey, Büyük Sahra Çölü'nü 6 ayda geçmiş, açlık ve susuzlukla ölümüne mücadele vererek çölü aşmış ve Gine Körfezi sahillerine ulaşmıştı. Ne var ki ! İstanbul'da çoktan 2. meşrutiyet ilan edilmiş, sürgünler kurtulmuştu.

Büşran Betül Kaya bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 108
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 78
Kayıt tarihi
: 04.12.17
 
 

İlgi duyduğum alan tarih. Milli mücadele ve Osmanlı tarihine  odaklandım. Gözden kaçan tarihi şah..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster