Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '14

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
Okunma Sayısı
54
 

Freedom House değil Türk basını Türk basınını sevmez!..

Aslında Türk basınının Türk milletinin tümünü ne kadar sevdiği de tartışılır!..

Freedom House Türk basını için çok menfî rapor yazmış. O zaman doğru yoldayızdır. Bu Freedom House, Soros’un beslediği Yahudi Davit biraderin patronu olduğu, Neokon biraderlerin inkişafına da yardımı dokunmuş olan, sıradan bir kuruluştur.. Türkiye hakkındaki raporundaki verilerin çoğu da yanlış. Ancak mühim olan: Bu tür raporlara, insanların inanıyor olmasıdır. Bizi kimse değil; önce biz ilgilendiririz. Çünkü bu raporlar, Onlara vahî yolu ile inmiyor. Bizlerin dediklerine bakarak, bu raporları yazıyorlar. Bu durumda da bu mes’elenin ta ilk gününden beri Dört ayağı olduğu kesin. Birinci ayağı medya patronları. İkinci ayağı medya çalışanları. Üçüncü ayağı siyaset. Dördüncü ayağı da halk.

Evvel emirde Medya patronu dediğin kişinin TV’si varsa gazetesi, gazetesi varsa TV’si olmaz. Hele hele bunlardan hem ikisi, hem de bankaları, holdingleri, şirketleri de varsa, asla olmaz. Olamaz.. Olması hâlinde o patron mevcut medya imkânlarını, şirketleri lehine her zaman kullanabilir. Bu durum da, ihale vbg. konularda, rakiplerine karşı haksız rekabete sebebiyet verir ki; ticari ahlâk açısından, bu durum asla kabul edilebilir değildir. Hukukî de değildir. Sadece tek gazete veya tek TV kanalı olması halinde de, her patronun basın ilke kural ve kanunlarına, kayıtsız şartsız bağlı kalması, çalışanlarını da aynı seviyede tutması, mutlaka tarafsız ve bağımsız haber ve yorum üretme haysiyetine, sahip ve sadık bulunması esastır. Türkiye’de bu böyle midir? Asla değildir. Bu durumun yanından bile geçilmemiştir. Her konuda olmamakla birlikte, geçenler varsa da çok azdır. Evet bu medya patronları için, ülkemizde tabiî düşünce özgürlüğü yoktur. Medya baskı altındadır...

Türkiye’de çoğunlukla köşe yazarları, “hükümeti ben yönetirim. Halk kitlelerine ben şekil veririm. Bu ülkede benim dediğim olur.” gibi bir megalomani içindedir. Tabiî böyle olmayan yazarlar da vardır. Ancak çoğu köşe yazarı, patronundan da aldığı güç ile haberi ve haber çerçevesindeki gerekli yorumu, bir kenara bırakıp, siyasî, iktisadî, askerî, milli mes’elelerin gidişatına yön vermeye kalkınca, iş çığırından, insanlar çileden çıkmaya başlamaktadır. Bu yazarlardan bazıları, köşesinden yazmakla da yetinmeyip, ekran ekran dolaşıp, hatta dağlara çıkıp, düstur düzmeye yeltenince, patronlarını da aşan bu hâlleri sonucunda: Çoğu kendini kapı önünde bulmakta, bu doğal durumun suçunu da, siyasetçilere atarak, aklınca kendini akladığını sanmaktadırlar. Oysa, bu her şeyi idare edeceğini zannederken, kendi aklını bile yönetmekten aciz olan köşe yazarları, her ders alışlarında, dönüp kendilerine bakmalıdırlar. Ve o bidon kafalarının aldığı kadarı ile Ona Buna Şuna hatta söverek yazılar yazarken, “-Ben nerede, neye göre, nasıl bir hata yaptım?” diye kendilerine suâl sormalıdırlar. Hatta çoğu göbeklerini kaşıyarak, bir zahmet dün yazdıkları yazılara bir bakarlarsa, bugün yazdıkları ile taban tabana zıt olduğunu da görürler. İyi de, adama sormazlar mı? Bu ne perhiz bu ne lâhana turşusu, borcun kime, harçlığın kimden diye?.. Evet bu yazar zümresi için ülkemizde tabiî düşünce özgürlüğü yoktur. Medya baskı altındadır...

Düşünce, yazma, yayma ve konuşma özgürlüğünün bulunduğu hiçbir ülkenin, en sıradan vatandaşına, hiçbir köşe yazarı “-Senin mezarına tükürürüm!” diyemez. Nerede kalmış ki; bu sözü o ülkenin başbakanına söyleyebilsin!?. Bundan daha rezil bir hürriyet olabilir mi? Bu açıdan siyaset cephesi çok şanssızdır. Çünkü bu kadar seviyesiz, bu kadar densiz, Dünya’da arasan bulamayacağın cinsten, cins cins basın mensubu muhatapları yoktur. Bu sebeple: Bütün medya kuruluşları ile birlikte, tüm siyasî partilerden seçilmiş gruplar, bir masa başında toplanarak, hem medya yasaları, hem de medya ilkeleri üzerinde, çok kesin ciddi ve etraflı bir anlaşmaya varmakla yükümlüdürler. Bu anlaşmanın yaptırımları da, gayet Evrensel, yani sert ve kesin olmalıdır. Bir basın mensubu, Alman cumhur reisini olmadık şekilde bilgilendirmemeli. Ya da bazı köşe yazarları, dış basına yalan yanlış haberler yazmamalı, orada özel olarak yazdırılmış bazı yazıları, burada referans gösterememeli, söz konusu Freedom House raporu, bizim köşe yazarlarımız tarafından, dikte ettirilmemeli, Ezcümle Basın mensubu ahlâklı ve ilkeli olmalıdır.  Çünkü bu gidişat tüm çevrelere en başında da  medyaya zarar vermektedir. Daha özlü bir değişle, medya güvenilir olma vasfını yitirmiştir. Hukuka ve insan haklarına karşı yükümlülüğünü ayaklar altına almıştır. Evet bu muhalif siyasetçiler için, ülkemizde tabiî düşünce özgürlüğü yoktur. Medya baskı altındadır...

Burada en önemli görev, her zaman olduğu gibi, Türk milletine düşmektedir. Bu millet bu zamana değin, kaç kez aynı türden yalanlarla aldatılmış olduğunu, artık kavramış olmalıdır. Yani, “Bu medya organı benim istediğim gibi yazıyor.” diye, illâki o medya organı takip edilmez. Takip edilmesi halinde, o medya organı, hiç değişmeye gerek de duymadan, aynı türde, gayr-ı ciddi haberler üretmeye devam eder. Bu tür haberler, ruhunuzu tatmin etse de; beyninize ve bilgimize hiçbir şey katmayacaktır. Ve bir sabah kalktığınızda, hiç beklemediğiniz bir haberle kahvaltınız yarım kaldığında; anlarsınız ki, o müptelâsı olduğunuz medya hamulesinden bizde geriye kalan, yediğiniz sadece çok büyük bir kazıktır. Ya da patron, bütün TV kanallarını ve gazetelerini satmıştır. Üstelik önünüzde bunun gibi çok örnek de vardır. Bir de büyük numune var. Hani başbakan ülkeden kaçacaktı? Hükümetin sonu gelmişti. Bir kesim buna kesin gözü ile bakarken, başka bir kesim de kendilerini darbeyi bitirmiş, başbakan ve ailesinin kellelerini almış, şeriat cumhuriyetini kurmuş olarak görüyordu. Dünya’nın medeni ülkelerinde o TV kanalları ve gazeteler bir daha reklâm alamaz. Kanalların seyirci potansiyeli, gazetelerin tirajları hemen düşer. Ve bu tür yalan yanlış haber üreten medyanın sonu gelir. Eskilerin bir darb-ı meseli vardır. “Olmadı bostan bitmedi karpuz, hıyar ara.” diye. Şu an, bu martavallara halkı inandıran medyanın, aslında çuvalla hıyar araması gerekir. Onlar aramıyorsa, Onlara halkın aratması hatta sunması gerekir ki; bir daha Onlar ve sonradan gelecekler, aynı fahiş hatayı denemesinler. Halkın değerleri ile halkın fabrika ayarları ile oynamasınlar. Halkın aklını allak pullak etmesinler. Düşünce ve basın hürriyeti, akla gelmedik yolları da devreye sokarak, halk üzerinde sürekli algı operasyonu yapmak değildir. Ve bu zamana kadar halk üzerinde yapılan algı operasyonları, kişisel akıl sağlığı açısından, çok tehlikeli boyutlara gelmiş, hatta o boyutları aşmıştır. Aklı kalan ya da aklı eren veya aklı olan halkın, özellikle bu operasyonel medyayı, protesto etme gereği açıkça bellidir. Ancak ve evet, okur zümresi için de ülkemizde, tabiî düşünce özgürlüğü yoktur. Medya baskı altındadır...

Haydar Volkan

Kozyatağı:05.Mayıs.2014

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 148
Toplam yorum
: 41
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 490
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Haydar Volkan: 21.05.944 Rebabi bestekar Sabahaddin Volkan ve Piyanist Mukadder Volkanın oğlu olar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster