Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '09

 
Kategori
Spor
 

Futbolumuzda düzgün bir adam; Rijkaard...

Futbolumuzda düzgün bir adam; Rijkaard...
 

Derbi sonrasında televizyon başında yapılan yorumları ve röportajları izliyoruz. Sıra Rijkaard’a geldi. Kendisine sorular soruldu o da cevaplarını sıraladı. Belli ki çok üzüntülüydü, doluydu. Tercümanının konuşmasını bile beklemeden araya girip içindekileri döktü.

Kuşkusuz kazanmak istiyordu.

Lucescu’nun, Fatih Terim’in, Gerets’in, Hagi’nin, Feldkamp’ın başaramadığı şeyi, Fenerbahçe’yi Kadıköy’de yenmek, on yıl sonra adını bir ilke yazdırmak için bütün hafta çalışmıştı. İnandığı, bildiği doğruları vardı; hepimizin olduğu gibi. Bu doğruları Perşembe gecesi de test etmişti. Bol gollü bir doğruydu taktiği. İnandığını tahtaya yazdı ve bir kadro kurdu. Olmadı.

Çünkü Galatasaray’ın içinden tek bir kişinin bile Fenerbahçe derbileri ve Kadıköy’e ilişkin onu yeterince bilgilendirmediği ortadaydı.

Rijkaard çok düzgün biri. Onun insani duruşundan söz ediyorum. Futbolculuğunda oyunu çirkinleştirecek bir oyunculuğu, karakteri var mıydı, öyle bir sahne hatırlamıyorum. Ancak kenarda duruşu, gol anındaki sevinci, kalesinde gol gördüğünde yüzüne yayılan o üzüntüsü, hareketleri, verdiği demeçleriyle hani en fanatik Fenerbahçeli, Beşiktaşlının bile sempatisini çekebilecek kadar samimi olduğunu söylemek istiyorum.

Bilmiyorum bu duygularımda yalnız mıyım?

Maç sonrasındaki açıklamalarında hep kendi takımının sahada düşündüğü şeyi yapamadığından yakındı. Keita’nın sorumsuzluğu onu üzmüştü. Arda’nın bu maçın stresini kaldıramadığının farkına varmıştı ama onun ne kadar büyük ve takım için faydalı, vazgeçilmez bir oyuncu olduğunu söyleyerek, futbolcusuna psikolojik destek verdi.

Örneğin, ofsayttan gol yedik, çok ucuz bir penaltıydı, hakem Carlos’un kışkırtmalarına seyirci kaldı, cezayı Keita’ya kesti. Bu stadyumda maç oynanmaz, burası terör yuvası şeklinde bizim duymaktan da çok hoşlandığımız, kendi sorumluluklarımızı başkasının üzerine atacak kaçış yollarından hiçbirine girmedi. Hatta stadyumun atmosferinin kendisini etkilediğini bile itiraf etti.

Kendisine oyun planı ile ilgili soru soran kişiye de kibarca kursa gitmesini söyledi.

Bütün bunlar nazar değmesin diyerek dilimi ısırarak söylüyorum düzgün adamlık duruşlarıdır.

Rijkaard’a orta sahasını boş bıraktığı için büyük eleştiri yapılıyor. Bunun futbol yönünden doğru olduğunu kabul etmekle birlikte derbi için geç kalınmış bir taktiksel değişiklik olduğunu düşünüyorum. Rijkaard bildiğinden şaşmazdı; çünkü bu taktik kurgu Fenerbahçe maçlarına gelene kadar 52-53 gol atmıştı. Yani matematiksel olarak taktiğin doğruluğu kanıtlanmıştı.

Rijkaard bu maçı kafasında böyle kurmadı. Yani takımının kanatlarda bu kadar tıkanacağını kestiremedi. Tanıdığı Keita, değil bire bir de üçe bir de bile adam eksilten bir futbolcuydu. Aynı şekilde Arda da çok kolay adam geçebiliyor, çalımlıyordu. Baros da ayağını her yere sokan bir futbolcuydu. Mustafa Sarp ve Ayhan da bütün maçlarda Rijkaard’ın dediklerini yerine getiriyordu. Çok sert bir maç olacağına göre bol bol serbest vuruş kazanılacaktı. O zaman Elano gibi ceza sahasının içine iyi toplar kesen bir futbolcu da takımı tamamlardı. Gol yiyecekti ancak kendisinin de silahları vardı. Denge sağlanır sağlanmaz orta sahayı güçlendirip, maçı tamamlamak mümkündü.

Rijkaard’ın kendi takımına güvenmesi ve ona fazla zaman ayırması belki de en büyük hatası oldu. Çünkü Galatasaray çok kırılgan oyunculardan kurulu bir takım. Bu takımın ileri ucundaki oyuncular Fenerbahçe gibi güce dayalı oyun oynayan bir takımla baş edebilecek karakterde değildi.

Elano prese dayalı oyunda hiç yok. Baros’un ayağının kırıldığını öğrendiğinde belki de yüreğine bir korku bile düşmüş olabilir. Arda’da çok büyük bir düşüş var. Bu onun özelliklerini küçültmez, bütün sporcuların formsuz olduğu bir dönem vardır ki; Arda gibi aslında bünye olarak zayıf bir futbolcunun üst düzeyde bu kadar maçı bir arada taşıması da kolay değil. Keita ülkemizde örnekleri çok olan tipik Afrikalı futbolcu özellikleri gösteriyor. Zayıf savunmalara karşı olağanüstü şeyler yapıp, üst düzey maçlarda etkisizleşiveriyor. Üstelik Keita’nın sinirlerine hâkim olamadığına da şahit olduk.

Şimdi Rijkaard’ın üzerine inandığı taktiği değiştirmesi için çok büyük bir baskı gelecektir. Rijkaard kuşkusuz B Planı kavgasını uzun süre kendi bildiğini yaparak devam ettirecektir. Üstelik tüm derbileri oynamış olmanın avantajı ile önünde 7 maçlık bir seri kalmışken.

Rijkaard Kadıköy’de bir gün Fenerbahçe’yi yeneceklerine ilişkin taraftarına mesaj gönderiyor. İşin en dramatik tarafı da bu. Futbol dünyamız Rijkaard gibi düzgün kişileri öğütme üzerine kurulu.

Biz ne zaman doğru dürüst derbi oynayacağız, sorusunun öncesinde belki de ne zaman Rijkaard gibi teknik adamların yapmaya çalıştıklarını bekleme sabrını göstermeyi öğreneceğiz sorusunun peşine düşmek gerekiyor.

Rijkaard önümüzdeki seneyi görür ve bir başka Fenerbahçe derbisi oynar mı? Bunu yaşamadan bilmek mümkün değil.

Uzay Gökerman

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bu ne pembe tablodur böyle? Fenerbahçeli fubolculara kelimesi kelimesine"provocateur" dedi adam! Daum bugün cevabını verdi: "yenilgiden sonra büyüklük göstermenin zor olduğunu biliyorum". rejkaard maç sonrası demeçleriyle kendini inanılmaz küçültmüştür. en komiği, dünya klasmanında bir hocanın kendini gs için bu denli küçük düşürmüş olmasıdır! kendinize benzettiniz..

sting_istanbul 
 30.10.2009 1:23
Cevap :
Yazı yazıldığı sırada Rijkaard söz konusu sözü söylememişti. Ben iyi tarafından bakmaya çalışmıştım. Ancak bu işin doğasıyla ilgili olarak bugünkü yazımı da okumanızı isterim...  30.10.2009 14:12
 

Duygularında yalnız değilsin üstadım. Galatasaray'ı sezon başında öne çıkaran biraz da Rijkaard isminin rüzgarı değilmiydi ? Biz Fenerbahçeliler bile Rijkaard gelecekse Fenerbahçe'ye gelmeliydi diye düşünmedik mi ? Hatta Ali Şen'in bile bu yönde demecini hatırlıyorum... Velhasıl Rijkaard düzgün bir spor adamı. Ama aşağıdaki yorum örneğinde belirtilen Del Bosque'ye bu ülkede "Yeniköy Kasabı" denmedi mi yahu... Saygılar...

Ahmet ÇELİKSÜNGÜ 
 27.10.2009 23:38
Cevap :
Rijkaard'ın gelişi çok gösterişliydi. O gün spor medyasından düşmeyen bir gündemdi. Del Bosque için söylenen kasap benzetmesi sanırım onun teknik direktörlüğü değil de dış görünüşünden kaynaklanıyordu. :)) Etiketlemeyi çok seven bir ülke olmamız ilginç yaratıcılıklar geliştiriyor. Selamlar...  28.10.2009 9:11
 

Futbol ile ilgili yorumlarınızı okumak çok hoşuma gidiyor. Herhalde kendi düşüncelerime çok yakın bulduğum için. Çok önemli bir konu daha. Futbolda gerçek başarılar bu tür düzgün adamlar ile gelecek. Tribündeki terörün bile bu tür "adam"lar ile önleneceğini düşünüyorum. Del Bosque'nin geldiği sezonu hatırladım onun basın toplantılarını izlemek benim için bir zevk olmuştu. Maalesef yarım sezonda gitti. Eğer 2 sene kalabilse idi, bu ülkeye futbol kültürü adına çok büyük hizmette bulunacaktı.

Der Wind 
 27.10.2009 10:20
Cevap :
Ben de takibiniz ve yorumlarınız için teşekkür ederim. Tabii şu var. Eleştirilecek bir şey yazılmazsa spor medyası ne yapar? Bu çok büyük gerilim. O gitsin bu gelsin ki, insanların konuşacak konusu olsun. Bu çok kötü bir şey. Örneğin ben geçen sene Aragones'e biraz takılmış kalmıştım. Ancak bununla ilgili haklı sebeplerim vardı. Aragones'le uzun vadeli planlar yapılamayacağına inanıyordum. Bir taraftan da oynattığı futbolu takip ediyordum. Futbolu sahada oynayan futbolcular belirliyor. Rijkaard bu anlamda önemli bir isim. Saygılar...  27.10.2009 11:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2022
Toplam yorum
: 2005
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 1272
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster