Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mart '08

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
9382
 

Gabriel Garcia Marquez Kırmızı pazartesi

Gabriel Garcia Marquez Kırmızı pazartesi
 

roman kapağı


İşleneceğini herkesin bildiği tuhaf bir şekilde engellenemediği bir namus cinayetinin romanı: Kırmızı Pazartesi.

Gabriel Garcia Marquez Çocukluğunu geçirdiği kasabada yıllar önce işlenmiş bir cinayeti aktarıyor. Sadece cinayeti anlatmakla kalmıyor arka planda toplum psikolojisini, halkın ortak davranışlarını bire bir aktarıyor.

Kimin öldürüleceği romanın ilk sayfasında açıklanıyor. Bu zaten bilinen bir gerçek, asıl önemli olan bunun bilinmesinin cinayetin önlenmesine hiç bir katkısının olmaması.

Santiago Nasar, bir gece önce tüm kasaba halkıyla berber kutladıkları, içip eğlendikleri düğündeki gelinin, bakire olmamasının tek suçlusu olarak gösterildiğini bilmeden, her zamanki gibi sabah uyanıp, gündelik rutin işlerini sırasıyla yerine getiriken, peşinden ölümün gezdiğinden habersizdir.

Oysa ki gelinin, kasaplık yapan abileri, onu öldürmek için tüm hazırlıklarını yapmışlar ve o gün, onun her gün uğradığı yerleri, geçtiği yolları tutarak, onu aramaya koyulmuşlardır.

Her küçük kasabada olabileceği üzere, Kolombiya’daki bu küçük kasabada da herkes birbirini tanır, birbirlerinin ne iş yaptığını, neyle geçindiğini, her gün nerelere uğrayıp, nereden geçtiğini çok iyi bilirlerdi. Bu yüzden peşindekilerin Santiago Nasar’ı bulmaları hiç zor değildir.

Uğradıkları her yer yerde Onu neden aradıklarını anlatırlar. Kasaba halkı Santiago Nasarın kişiliği hakkında bilgi sahibi olduklarından gerçekten öldürülmeyi hak edip etmediğini düşünmezler bile. Bu suçu hakikaten işlememiş olsa bile hiç bir şey farketmezdi nasıl olsa bir isim belirlenmiştir o da Santiago Nasar dır. Suçu sabittir ve ölümden asla kurtulamayacaktır. Kasabanın sevilen, dost canlısı , yakışıklı ve en önemlisi zengin bir genci olması bile kaderini değiştiremeyecektir.

Gabriel Garsia Marguezin usta kaleminden, olağanüstü bir anlatımla, işlenmek üzere olan bir cinayet, bu cinayet kurbanının ve kasaba halkın yirmidört saatini sonsuz bir ilgiyle, merakla, acıma ve hüzün duygusuyla ve biraz da gülümseme ile okuyorsunuz.

Gülümseme biraz garip gelebilir romanın konusuna bakılınca. Fakat olayların başlamasından tutun gelişip sonuca ermesine kadar, okadar traji komik olaylar yaşanıyor ki.

Cinayeti duyup da Santiago Nasarı Uyarmak isteyenler , şanssızlıklar zinciri ile onu uyarmaya fırsat bulamadıkları gibi onu öldürmek için arayanlar bile bu hükmün infazını yerine getirmek kaygısından çok biri çıkıp bir iyilik yaparak kendilerini engellese diye düşünmektedirler.

Sonuçta, Santiago Nasarı kendi evinin önünde sıkıştırırlar. Oğlunun öldürüleceğini de tam o an da haber alan annesi dışarıdaki gürültülerin oğlunu öldürmeye gelenler olduklarını düşünüp kapıya doğru yöneldiğinde gerçektende aralık olan kapıdan baktığında bulunduğu yerden koşa koşa gelmekte olan kasap kardeşleri görür, ama başka bir açıdankapıya doğru koşmakta olan oğlunu göremez. Yıllar sonra olayı anlatırken, oğlumu evin içinde öldürmek için geliyorlar sanmıştım diyecektir.

Hatta o telaş, içerisinde birisinin onları uyarmak için kapının altından attığı uyarı mektubunu da tüm olaylar sona erdiği vakit o kargaşa sırasında eline birisi tutuşturduğu vakit görecektir.

Kapıyı, tam da oğlu, itip içeri gireceği ve mutlak ölümden kurtulacağı sıra da kapatıp zincirlerken dışarıdan gelen oğlunun sesini duyduğunda, onun üst katta ki odasından kendini öldürmeye gelenlere bağırdığını düşünür. Yardım etmek için yukarıya çıktığında. Boş bulduğu odanın açık camından dışarıya baktığında geri istikamette koşan kasap kardeşleri ve tam kapının önünde kanlar içinde yatan oğlunu görür.

Çevreden olayı izleyen diğer komşuların ise yıllar sonra anlattıklarına göre Santiago Nasar aldığı bıçak darbeleriyle ortaya saçılan ve yere yuvarlandığı sırada tozlanan iç organlarını yerden alıp tozlarını dahi silkeleyip hatta onlara gülümseyerek evine girdiği ve evin orta yerine düşüp yığıldığını gördüklerine yemin ederler.

Gabriel Garcia Marguez, hoş ve sürükleyici bir anlatım ve karikatürize insan karekterleriyle Yüzyıllık Yalnızlık romanından sonra Kırmızı Pazartesi romanıyla da beni bir kez daha fethetti. Çok bilindik bir konunun değişik fakat etkileyici bir anlatımla işlendiği enfes kısa bir roman okumanızı tavsiye ederim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Marquez'in "Benim Hüzünlü Orospularım" adlı kitabını okumuştum...beğendim. Okuduğunuz kitap listemde, ilk fırsatta okuyacağım. Teşekkürler, sevgiler.

A.Nilgün Aktaş 
 12.08.2010 15:42
Cevap :
marquez okumak, büyülü gerçeklikle tanışmamı sağladı. ilginiz için teşekkürler.selamlar..  12.08.2010 18:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 77
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 6473
Kayıt tarihi
: 05.04.07
 
 

Okumayı seviyorum. Okudukça geliştiğimi, geliştikçe de kendimi ifade etmek istediğimi farkettim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster