Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ağustos '08

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
12704
 

Dostoyevski Karamazov Kardeşler

Dostoyevski Karamazov Kardeşler
 

Roman Kapağı


Dostoyevski’nin kendini aştığı romanı: Karamazov Kardeşler

Bu romanı okumaya karar verdiğimde neyle karşılaşacağımı tam olarak bilmiyordum. Bu kadar kalın bir kitabı (1008 sayfa) okurken acaba sıkılır mıyım diye endişe duymuştum ister istemez. Daha önce yazarın okuduğum bir kaç kitabından oldukça tat almıştım ama, bu kadar kalın bir kitabın muhakkak bir yerlerde rutinleşebileceği, dallanıp budaklaşacağını aynı heyecanı her sayfada bulamayabileceğimi düşünmüştüm, her ne kadar yazar Dostoyevski olsa bile.

Hiç de tahmin ettiğim gibi olmadı, her sayfası, insanı kitaba sımsıkı bağlayacak etkiyi yaptı. Hiç uykum gelmese, karnım acıkmasa ve bir oturuşta okuyabilme yeteneğim olsa diye düşündüm.

Roman, yazarın romanı yazma sebebini açıklayan önsözü ile başlıyor. Bu ilginç önsözde, okuyucu ile doğrudan konuşur gibi romanı hakkında bilgi veriyor. Bir anlamda okuyucuya roman hakkında fikir sahibi olabilmeleri için son sayfasına kadar okumaları gerektiğini aksi takdirde ikinci sayfasından sonra kitabı bırakmalarını tavsiye ediyor. Bununla birlikte kanılarında yanılgıya düşmemeleri için sonuna kadar sabredip okumalarının üzerinde ısrarla duruyor.

Karamazov kardeşler romanı, Dostoyevski’nin hayat felsefesini tüm açıklığıyla okuyucularla paylaştığı olağan üstü bir kitap. Roman karakterlerinin her biri kişilik özellikleri ve yaşam biçimleriyle, onun dünya görüşünün kilometre taşlardır. Bu görüşlerin bazılarına katılabilir bazılarına da asla katılmayabilirsiniz. Yazarın da tavsiye ettiği gibi romanı son sayfasına kadar okuduğunuz takdirde katıldığınız yada katılmadığınız noktalarda sorularınıza ayrıntılarıyla cevaplar buluyorsunuz. Çünkü bir karakterin sayfalar süren görüşlerini aktarırken, başka bir karakter başka bir ortamda o karakterin görüşlerini aynı gerçeklik ile karşı görüş olarak veriyor.

Kitap bir anlatıcı aracılığı ile aktarılıyor. Romanda bahsi geçen coğrafi bölgeyi, roman karakterleri ile paylaşan ama karakterle tanışıp tanışmadığını tam olarak anlayamadığım bir anlatıcı. Büyük bir ihtimalle önsözü yazan kişi de bu anlatıcı olmalı diye düşündüm.

Rusya’nın taşrasında yaşayan, Fyodor Pavloviç Karamazov hayata sıfırdan başlamış, iki kez evlenmiş ve bu evlilikleri sayesinde gelinlerin getirdiği drohamalarla, her türlü dalavereler ve dolandırıcılıklarla kesesini doldurmuş oldukça bencil, dalkavukluğu kendine marifet edinmiş zayıf bir karakterdir. Çevrenin varlıklı fakat şansız genç kadınları ile evlenmiş ve iki eşinden üç bir de gayrı meşru dört oğlu vardır. Oğullarını hiç bir zaman bağrına basmamış hatta annelerinden kendilerine kalan mirasları bile onlardan sakınmıştır. Gayrı meşru oğlu Smeryakov, kendisinin bir kopyası bayağı bir karakter ve kendi evinde uşağıdır.

Oğullarından en büyüğü Dimitri Karamazov Rus ordusunda çarpışmış bir askerdir ne var ki, o da ne kadar sevmese de babasının genlerini taşımakta ve babası ile diğer kardeşlerinden daha fazla musibet yaşamaktadır. Sevki sefaya ve kadınlara düşkünlüğü yüzünden elinde avucunda ne varsa batırmış ve annesinden kalan mirası almak için eve dönmüştür. Bu arada babası sadece mirasına değil sevgilisine de göz koymuştur. Bir gün bu yüzden herkesin gözü önünde babasını dövmüş, ondan alacağı olan parayı vermezse ve sevgilisinden uzak durmazsa onu öldüreceğini haykırmıştır.

İkinci eşinden olan oğulları, Ivan Karamazov ve Alexy Karamazov da küçük yaşlarda annelerini kaybedince babaları tarafından dışlanmış, annelerinin zengin bir akrabaları tarafından büyütülmüşlerdir. Ivan üniversite eğitimi almış, inançsız, nihilist bir gençtir. Alexy Karamazov ise manastıra giderek bir rahip adayı olmuştur ve ailenin iyi huylu hayırlı evladıdır.

Smeryakov ise Fyodor Karamazov’un, sokaklarda yaşayan kimsesiz yarı deli bir kızdan olan oğludur. Doğunca ona sahip çıkmış, yanına almış fakat hizmetçilerine bırakıp, onların yanında büyümesini tercih etmiş, ona asla babalık etmemiştir. Saralı ve huy olarak babasının tüm kötü taraflarını almış biridir Smeryakov.

Gözü paradan başka hiç bir şeyi görmeyen, şehvet düşkünü dalkavuk bir baba, birbirinden ayrı çevrelerde büyümüş ayrı dünya görüşleri olan üçü meşru bir gayrı meşru dört oğul. Dördünün ortak özelliği babalarına sevgisizlikleridir.

Romanın üzerinde durduğu en önemli konulardan biri babalık ve baba katilliğidir. Fyodor Karamazov’un çocuklarına, çevresine olan davranışları, bayağı yaşam tarzı ile oğlunun sevgilisine göz koyacak kadar alaçalması ve bu yüzden de babalığı hak edip etmediği tartışmaya açılır. Babayı öldürmek istemenin, fiili öldürmek ile eşit olduğu üzerinde durulur.

Romanda baba Fyodor Pavloviç, oğul Smeryakov tarafından öldürülür. Bütün deliller, katilin Dimitri Karamazov olduğunu göstermektedir. Dimitri katil değildir ama babasını en az Smeryakov kadar öldürmek istemiştir, en az Smeryakov kadar suçludur. İstemeden de olsa böyle bir cinayeti haklı bulup Smeryakov’a yol gösteren Ivan da, ailenin rahip adayı iyi kalpli, hayırlı evlat Alexy Karamazov da böyle bir cinayetin olasılığını gördüğü halde hiç bir önlem almayarak asıl katilin kendisi kadar suçludurlar.

Bu ailenin dışında romanda başka bir yoksul ailedende sözedilmektedir. Bu ailenin babası çocuklarına ve evine son derece bağlı olan fakat yoksulluk sebebiyle onlara hakettiği gibi bir hayat sunamadığı için vicdan azabı çeken gururlu, içi insan sevgisi ile dolu olan biridir. Diğer baba Fyodor Karamazova alternatif oluşturmakta bir nevi mükemmel bir baba modeli oluşturmaktadır.

Ölmek üzere olan küçük oğlu İlyoşaya, insan sevgisi ve tanrının varlığı konusunda kendi görüşlerini aktarır. Ona göre Tanrı varmı yokmu düşüncesinin hiç bir zaman akla getirilmemelidir. Üç boyutlu düşünme yeteneğine sahip bir insanın bu dünyanın ölçülerinin dışında olan Tanrı gerçeğini kavrayabilmesi mümkün değildir. Tanrının varlığını seve seve kabul etmekte , dünyayı onun yarattığına inanmakta tüm insanların günün birinde birleşip kusursuz bir düzene sahip bir evrende sonsuza değin yaşayacağına inanmaktadır. Fakat tek kabul etmediği dünyada ki acımasızlıkların kaynağının Tanrı gücünden kaynaklanmadığıdır. Dünyada olup biten acımasızlıkların sebebi insanların birbirlerine olan güvenizlikleri, çıkarcılıkları ve bencillikleridir.

Dosteyevskiye göre; insan, yaşadığı tüm zorluklara doğayı, insanlığı sevmesiyle ve sağlam Tanrı inancı ile karşı koyabilir. İnsan ancak o zaman yüce bir varlık olur. Bu düşünce Tanrı tanımaz İvanın, düşünce buhranları ile deliliğe sürüklenmesi karşısında, sağlam bir inanca sahip olmasına karşın çevresine karşı kin besleyen diğer rahiplerin inançlarında bile sahtelik görecek kadar şüpheci, paranoyak, tek başına herkesden uzak yaşayan ve herkesin deli olarak kabul ettiği bir rahip örneği ile anlatılır.

Dosteyevskinin tüm yaşamı boyunca edindiği tecrübeleri harmanladığı ve özel hayatı ile parelellikler taşıyan bu roman, her çağda ilgi uyandıran ve Freudun bilimsel çalışmalarında kendisine ışık olmuş edebi değeri yüksek bir eserdir.

İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel klasikler dizisi Nihal Yalaza Taluy’un çevirisi ile okumanızı tavsiye ediyorum.

Yorum Dükkanı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İnsanı, ruhunun dehlizlerinde yolculuk yapmasına sebep olan bir şaheser. Benim nezdimde Beethoven‘ın 5. Senfonisi neyse Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşleri de odur… 21 yıl arayla ikinci kez okuduğum bu kitabı (hnenüz bir ay önce bitirdim) bitirmeme müteakip ilk okumamda da dikkatimi çeken Aleksey Fyodoroviç Karamazov karakteri oldu. Yazarın okurunu bu karakter üzerinden içsel yolculuklara çıkardığını gördüm. Dostoyevski ile ilk tanışmam ilkokul 4. Sınıfta Budala kitabı ile olmuştu :)) Farkındayım, çok erken olmuş diyenleri de duyar gibi oldum. Klasikleri okumayı ve dahi Dostoyevski'yi sevenlere ve başta kendisini olmak üzere insan denen varlığın içsel gelgitleriyle tanışmak isteyenlere uzun ve güzel bir yolculuk diliyorum. Sağlıcakla Kalın...

Yorum Dükkanı 
 10.10.2019 22:19
 

Öncelikle yazınızı Face'imde paylaşmak üzere tavsiye ediyorum.. Meltem Hanım; ''Tanrı Olmasaydı'' diye bir yazı yazmıştım. Bu kitap hakkındaydı yine.. Sizin yazınızı şimdi okudum ve ''Keşke yazmadan önce okusaydım bu yazınızı!'' dedim kendime. Ufak tefek yazım hatalarını saymazsak, gayet makul ölçülerde bir çalışma. Çok iyi ve sağlam tahlilleriniz olmuş.. Mesela İlyuşa'nın kızıl sakallı babası ile öldürülen babayı kıyaslamanızı ben çok beğendim.. 3 kez okumuştum. resmini paylaştığınız yayın da var şu an elimde.. uygun bir zamanda, tekrar okuyacağımdan emin olabilirsiniz... saygılarımla efendim:)))

R Bayram 
 19.12.2011 11:54
Cevap :
deüerlendirmeniz için teşekkürler...  20.12.2011 9:17
 

Büyük yazarın bu kitabını okudum ama sanırım tamamlayamamıştım.O tarihlerde Suç ve ceza daha popülerdi çünkü.Ezilenler ve daha biriki kitabını okuduğum yazarın halk diliyle yazması hoşuma gitmişti.Karamazof Kardeşler kitabını anlatan yazınız kitap ve yazar hakkında doyurucu bilgiler ve yorumlar suınuyor.Elinize sağlık.

Kerim Korkut 
 23.05.2010 23:16
Cevap :
Dostoyevski,insanı ve insana dair olan her şeyi çok iyi analiz eden bir yazar hatta filozof bence.. bu gün yaşadığım çağa ve bu çağın insanlarına bakınca Dosyevskiden bu yana değişen hiç bir şeyin olmadığını görüyorum. böyle de gidecek gibi ..yorum ve değerlendirmeniz beni çok mutlu etti teşekkürler..saygılar...  24.05.2010 14:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 77
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 6482
Kayıt tarihi
: 05.04.07
 
 

Okumayı seviyorum. Okudukça geliştiğimi, geliştikçe de kendimi ifade etmek istediğimi farkettim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster