Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Temmuz '08

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1622
 

Geçmişe köprü (Ak Köprü)

Geçmişe köprü (Ak Köprü)
 

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=501579


<ı>Yıl 1913: Balkan harbi yeni bitmiş, sağ kalan gaziler kafileler halinde Ankara’ya dönüyorlar. Bu öyle bir dönüştü ki!... Ne ana oğlunu, ne kardeş kardeşini, ne de gelin yavuklusunu tanıyamıyor!... Nasıl tanısın? Harp bu! İnsanlıktan çıkmış, üst baş perişan saç sakala karışmış, ayağındaki çorap parça parça, postal lime lime!... Yemyeşil çınar gibi gidenler sonbaharın gazeli dökülmüş kuru dalları gibi döndüler…Akköprü ve akmaz bir mahşer yerini andırıyor, dökülen gözyaşlarıyla çubuk çayı daha da coşmuş, akmaz çeşmesi akar olmuştu. (Şeref Erdoğdu, Ankaram, 1965, s.32)

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın internet sitesinde Ak Köprü’ye ilişkin şu kısa bilgi bulunmaktadır:

<ı>“Varlık Mahallesi önünde ve Ankara Çayı üzerinde olup, Ankara'nın en eski köprüsüdür. 1222 yılında Selçuklu Hükümdarı I.Alaaddin Keykubat tarafından Ankara Valisi Kızılbey zamanında yaptırılmıştır. Bugün sağlam bir durumda bulunmakla beraber dar bir köprü oluşu ve bugünkü kullanılan geniş yolun dışında kalışı nedeniyle işlerliğini yitirmiştir. O zamanlarda Batı Anadolu'yu Ankara'ya bağlayan yolun üzerinde idi. Eskiden Ankara'dan askere ve hacca gidenler bu köprünün başında ayrılık ağıtları söylenerek uğurlanırdı. Kesme bazalt tasından yapılmıştır. Yedi adet sivri kemerden meydana gelmiştir. Batı yönünde biri silik iki yazıt yer almaktadır.” http://ankara.kulturturizm.gov.tr/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFB0ED0AA5232E402FC9E1BF02621630FC

Çocukluğumun en güzel günleri Varlık Mahallesi'nde geçti. Büyük sel, mahalleye gösteriye gelen ip cambazları, Ak Köprü’nün onarım geçirdiği günler, bugün gibi hafızamda. Bu döneme rasgelen (60’lı yılların sonu) restorasyonun köprünün korkuluklarının aslını yansıtmadığını ve pembe renkli Ankara Taşının onarımda kullanıldığını hatırlıyorum. Yaklaşık 700 yaşındaki Ak Köprü öğrendiğime göre bugün altından geçen çayın sağlıklsız durumuna karşın halâ kullanılıyor ve Varlık Mahallesi sakinleri yakındaki Metro İstasyonuna giderken bu köprüden geçiyor.

Varlık Mahallesi’nden bahsederken, çocukluğumuzun algılamasıyla bizim için tam bir oyun cenneti olan bu bölgenin tarihi ve kültürel özelliklerine ancak yetişkin bakışıyla vakıf olabiliyor insan. Resmi olarak bilmemekle birlikte, Varlık Vergisi döneminden ismini aldığı söylenen Mahalle, Sosyal Sigortalar Kurumu’nun çalışanlarına yönelik dört katlı site görünümlü bloklarla, Balkan Göçmenleri için inşaa edilmiş tek katlı bahçeli ve genellikle çok bakımlı müstakil evlerin birleşiminden oluşmaktadır. Şirin bir ilkokulu ve gençliğimizde dahi oyun alanı olarak kullandığımız basketbol sahasıyla bir de ortaokulu (Fatih Ortaokulu) da dahil etmeden bu resim eksik kalacaktır. Bu yazının konusunu mahalle anıları oluşturmamakla birlikte, bu bölgenin özgün kültürel dokusuna dair fikir vermesi için internetten ulaştığım bir yüksek lisans tezinin özetinden kısa bir aktarım yapmayı yararlı buldum. “Cumhuriyet Dönemi Göçmen Konut Politikaları ve Ankara Varlık Mahallesi Örneği” başlıklı tezinde Murat Özden şu saptamayı yapmaktadır:

<ı>“Göç olgusu, Osmanlı’dan başlayarak, Cumhuriyet dönemi boyunca Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan birisi olmuştur. Ülkede, sadece iç göçler değil, dönemler itibariyle özellikle Balkanlardan Anadolu’ya büyük kitlesel göçler yaşanmıştır. Ancak, böylesine büyük bir göç olayında, göçmenlerin iskanı için yapılan çalışmalar yetersiz kalmıştır. Ayrı bir konut kullanıcı grubu olan göçmenler için konut sorunu, salt niceliksel olarak çözülmeye çalışılmış; bu da kullanıcıların konutlarında süreç içinde değişiklikler yapmaları sonucunu doğurmuştur. Sorunun diğer yanı göçmen yerleşimlerinde kentlerin hızlı değişimi ile birlikte ortaya çıkan rant baskısı nedeniyle yaşanan fiziksel ve sosyal değişimdir. Bu çalışmada, bu süreç, Ankara – Varlık Mahallesi örneğinde ele alınmaya çalışılmıştır. Özgün bir göçmen yerleşimi olan Varlık Mahallesi, fiziksel dokusu, sosyal yapısı ve çevresel değerleri açısından tipik bir “Komşuluk Ünitesi” biçiminde kurgulanmıştır. Ancak son 10 – 12 yıllık süreç içinde mahallede hızlı bir dönüşüm süreci başlamış; bu dönüşüm sosyal yapıyı ve çevresel değerleri de etkilemiştir. Mahalle özgün niteliğini kaybetmeye başlamıştır.

http://www.fbe.gazi.edu.tr/tezara/view.php?number=3139&language=tr

Uzun yıllar var ki uğramadığım ancak uzaktan uzağa hissettiğim gerçek tez özetinde de vurgulandığı üzere; özgün bir Cumhuriyet Projesi ve çocukluk-erken gençlik dönemimizin dünyaya açılan penceresi olan Varlık Mahallesi’nin zamana-rant arayışına-başkalaşmaya teslim olduğudur.

Bu biraz da duyguyla yazılmış girişten sonra tekrar Ak Köprü’ye dönersek, hızlı bir tarama ile hakkında yeterli kaynağa ulaşamadığım bu yapıyla ilgili (en son katıldığım Gezgin Kitapevi Müzayedesi sayesinde) bulabildiğim tek bilimsel çalışma, Fügen İlter’e ait doçentlik tezine dayanan ve Karayolları Genel Müdürlüğü Matbbası tarafından basılan 1978 tarihli “Osmanlılara Kadar Anadolu Türk Köprüleri” isimli değerli kitap. Bu kaynakta Ak Köprü’nün önemi şu şekilde ifade edilmektedir:

<ı>“Ankara’da Çubuk Çayı (Engürü Suyu) üzerindeki taş köprü, kitabesine göre, H. 619/20 (1222) yılında, I. Alâaddin Keykubad tarafından yaptırılmıştır. Alâaddin Keykubad’ın saltanatı zamanında, her ne kadar batıya doğru genişleme var ise de (Eskişehir’e kadar Selçuklu hükümranlık bölgesi uzanmıştı), Ankara hâlâ bir hudut şehri önemini koruyor, surları daima sağlam tutulmaya gayret edilen önemli bir askeri mevkii olan bu şehrin batıyla bağlantısı, Kızıl Bey’in Vali bulunduğu sırada yapılan Ak Köprü ile sağlanıyordu(s.115).

<ı>

Anılan kaynakta köprünün bazı mimari özellikleri ise şu şekilde belirtilmektedir:

<ı>“Birbirine yakın ölçülerde, iki ana kemer etrafında, yanlara doğru küçülen açıklıklarla, yedi gözlü bir kuruluşa sahip olan köprü, dik köprülerin, iki yana tatlı bir meyille inenlerindendir…Ankara taşından (andazit) yapılmış olan köprü, onarımlarla sağlamlaştırılmış halde, yandan geçen yeni yol sebebiyle, terkedilmiş duurumdadır. Yapının esas taş malzemesi yanısıra özellikle ayakların temellerinde, zengin profilasyonlu, hatta süslemeli mermer şpolyenlerin (önceki bir kültüre ait sanatsal parçaların yeni bir yapıda kullanılması)<ı> bulunuşu ilgi çekicidir. İlk bakışta ayaklar altında ayaklardan oldukça fazla yer kaplayan, dikdörtgen tabanlar, köprünün, bazı örneklerde olduğu gibi bir Roma Köprüsü kalıntısı üzerine oturtulmuş olabileceğini zannettirir. Ancak bu düşüncenin doğru olmadığı, kısa bir gözlem sonucu hemen anlaşılır. Çünkü aksi taktirde, Hıristiyani yapıların çeşitli kısımlarına ait, süslemeli parçalar değil de, büyük ebatta taşların kullanılması gerekecekti(s.115).

Köprünün geçirdiği restorasyonlar hakkında ise şu bilgiler kaydedilmektedir:

<ı>“Çeşitli devrelere ait onarımlar geçiren yapı, 1969 yılında büyük ve olumlu bir restorasyonla bugünkü görünüşü kazanmıştır. Söz konusu son onarımda, üst yapıya zararı çok olan su borusu kaldırılmış, sızan sularla çürüyen kısımlar değiştirilmiş, zemine döşenen taşlarla, suyun ayaklarda yapacağı mutlak oyuntular önlenmiştir(s115).

<ı>

Kısmen okunabilmiş olan ve kısmen de gizemini koruyan kitabeler ise Ak Köprü’nün terkedilmişliğini daha da ilgi çekici kılmaktadır. Kitabelerle ilgili aynı değerli kaynağa göre:

<ı>“…Köprüde yapım tarihini veren kitabelerden başka, batı yüzünde, mermer bir kitabe daha vardır. Bazı yayınlardan okunamadığını öğrendiğimiz bu ikinci yazının, erken onarımlardan birine ait olduğu kabul edildiği gibi, Y. Akkurt tarafından da “köprüyü yaptıran mimara ait olduğu” ileri sürülmektedir. Kitabeden okunabilen kelimelerle Akyurt’un(1927’de kurulan Konya Mevlana Müze’si Müdürü Mehmet Yusuf Akyurt)<ı> fikrine biz de katılmaktayız.”(s115)

<ı>

<ı>“1- Mansap taraf (akışaşağı)<ı>, ana kemerlerin sağında yer alan, yapım kitabesi, üç satır halinde düzenlenmiş, neshi <ı>türündedir. Kitabeliğin ölçütleri diğerlerinden büyüktür. Anlamı: İnananların Emîrinin delili, en büyük Sultan, fetih babası, Keyhüsrev oğlu Alâüd-Dünya ve’d-Din Keykubâd, 619 yılının Rebîül-âhırında (yapımını buyurdu).

<ı>

<ı>2- Köprüde bundan başka, batı yüzde (aynı yüz), mermer bir kitabe daha vardır. Bütün olmayıp, kırık bir parça halindedir. Anlamı: 1……….? 2……..inşaat……? 3. Bedreddin’in elinden…4. Allah O’na merhamet etsin…

<ı>Y. Akyurt’un açıkladığı gibi………………….. mimara ait bir yazı olabilir.(s116) <ı>

<ı>

Köprü hakkında bu kadar bilgiden sonra neden Ankara sorusu akla gelirse diye, yine aynı kaynaktan Selçuklular devrinde Anadolu’daki yollar ile ilgili şu alıntıyı yapmamak eksiklik olacaktır:

<ı>“XIII. Y.y. da Anadolu yolları, önemli ticaret merkezlerini birbirine bağlarken, Konya’da düğümleniyor, böylece başkentin her yöne ilişkisini sağlıyordu….Sözü edilen ticaret merkezlerinin Anadolu’yu çevirenleri şunlardı; Tebriz, Bağdat, Halep, Ayas, Alâiye, Antalya, İzmir, Foça, İstanbul, Sinop, Samsun, ve Trabzon.”(s.21)

<ı>

Şimdi de devamla, bu ticaret yollarında Ankara’nın yerinin ne olduğuna göz atalım:

1) <ı>“Tebriz – Bargiri – Erciş – Malazgirt – Hınıs – Erzurum (ya da) <ı>(Tebriz – Nahcivan – Iğdır – Pasinler – Erzurum) –Tercan – Erzincan – Sivas – Yozgat – Yerköy – Kırşehir veya Yahşihan üzerinden – Ankara – İstanbul, ”

2) <ı>“Bağdat – Musul – Mardin – Amid – Ergani – Gölcük – Harput – İzoli – Malatya – Ankara.”

3) <ı>“Sinop – Kastamonu – Çankırı – Ankara – Konya – Beyşehir – Seydişehir – Antalya – Alanya.”

4) <ı>“Halep – Gaziantep – Göynük – Elbistan – Kayseri – Hacıbektaş – Kırşehir – Lalahan – Ankara – Afyon – Kütahya – İstanbul.” (s.21-22) <ı>

Çocukluğumun geçtiği mahalleden hafızama kayıtlı ve bugün kendi haline terkedilmiş olan Ak Köprü ile ilgili bilgilerin yer aldığı, çok değerli bir çalışmanın elime geçmesi üzerine heyecanla kaleme aldığım bu yazının sonunu, üzerinde oturduğumuz coğrafyanın değerini ve verdiklerini hak etmek gerektiği mesajıyla bağlamak istiyorum.

Not: Alıntılardaki parantez içi açıklamalar tarafımca yapılmıştır.

Hakan KİLDOKUM

26 Temmuz 2008

Ankara

ünalca bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bilge arkadaşım. Yaklaşık elli güne yakın bir aradan sonra özlettiğin bilgi-belge ve anlatım zenginliği dolu satırların ve bu değerli paylaşımınla aramıza dönüşün hepimizi mutlu kıldı. Bilesin! Ayrıca makalenin sonunu "...bu yazının sonunu, üzerinde oturduğumuz coğrafyanın değerini ve verdiklerini hak etmek gerektiği mesajıyla..." bağlamanı da güzel ve heyecan verici bir dilek olarak baştacı yapıyorum. Buradaki tüm okur-yazar dostlarımızın da mutlaka katılacakları gibi tüm emek ve çabalarımızda bu cümlenin bir pusula işlevi görmesini arzu ediyorum. İçten sevgi ve saygılarımla.

Ersin Kabaoglu 
 31.07.2008 12:23
Cevap :
Sevgili Ersin; yazıma ve mesajıma değer veren yorumuna içten teşekkür ederim. Sevgi ve saygılarımla  31.07.2008 19:51
 

Çok güzel ve yararlı bir yazı olmuş Hakan Bey, elinize sağlık, 20 yıldır Ankara'da yaşıyorum ama Akköprü'nün hakkında hiçbirşey bilmiyormuşum, teşekkürler.

ünalca 
 28.07.2008 20:23
Cevap :
Yararlı olduğuna çok sevindim. Paylaşımınız ve yorumunuz için teşekkür ederim. Saygılarımla  30.07.2008 13:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 132
Toplam yorum
: 169
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 710
Kayıt tarihi
: 12.06.06
 
 

Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F mezunuyum. Yüksek Lisans diplomalarımı G.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü'nd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster