Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Şubat '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
201
 

Geçsin günler, haftalar, yıllar

Büyümek neydi? Az biraz pişmanlık, birkaç hata, yıllanmış dostlar, saçlarında tek tük yeni oluşumlu aklar, güldüğünde gözlerinin, dudaklarının kenarında yeni yeni belirmeye başlamış çizgiler miydi? Yoksa bazı bazı dalıp gitmek miydi beş yıl on yıl öncesine? Bebeklik resimlerine bakıp gözlerimde hiç değişmemiş demek miydi? Bir sürü şey demekti büyümek. Aynaya her bakışında kendini biraz daha kadın hissedebilmekti, gözlerin aynı olsa da bakışlarında olgunluğu görebilmekti. Annen ve babanla artık aynı frekansı tutturabilmek, müzik zevkinizin daha da benzemesiydi. İçinde minik minik oluşmaya başlamasıydı gelecek endişelerinin. ”okul bitince ne olacaksın sen ya da yok mu hala birileri“ cümlelerini sık sık duymaktı. Küçükken bildiğin ‘aile’ kavramının kendi annen ve babandan oluşmadığını sadece ‘anne’ olmayı kendi annen yapabilirmiş düşüncesinden sıyrılıp kendinin de günü geldiğinde ‘anne’ olacağının gerçekliğini hissedebilmekti. 7 yaşında asla yemem dediğin yemekleri artık suyuna banarak iştahla yemekti. Asla giymem dediklerini giymek, söylediğin büyük lafları tek tek yaşamaktı belki de. 22 yaşına daha birkaç gün önce girdin sen hayırdır diyor olabilirsiniz ama 60 yaşın artık orta yaş sayıldığı dönemlerde 22 yaş çocukluk yaşı sayılabilir fakat insan elinde olmadan varlığında hissediyor 19’dan 22’ye geldiği yıllardaki olgunluğunu. Gerçi kuzenim benim hala 19 yaşında olduğumu zannediyormuş 22’yi duyunca şok oldu ama yıllara kimse dur diyemiyor maalesef gerçek gerçektir. Altı üstü birkaç yıl sadece ama hayatının geri kalanının temelleri işte bu yaşlarda atılıyor. Kâh yapacağın meslek kâh evleneceğin kişi kâh yaşamının geri kalanında sana eşlik edecek olan dostların bir bir şu birkaç yılda şekilleniyor. Yüz hatların, boyun, kilon artık tamamlanmış olarak aynaya bakıyorsun. Artık ne boyumuz uzayacak ne de çocukluk kilosu nasılsa verir demeyecek kimse. Aslında oyuncaklarına, sek sek oynamaya, ip atlamaya özlem ve sorumluluk almadan yaşanan kolay günleri anımsamak dışında güzel şey günler geçtikçe büyümek. Mesela zevklerinin ne olduğunu, nelerden hoşlandığının farkındasındır artık ya da “çocuklar kahve içmez içersen kararırsın” diyerek içirmedikleri kahveyi artık günde ne kadar istersen o kadar içebiliyorsun üstelik havalar da soğuduğu için ten rengin daha da beyazlaşarak. Mesela küçükken evin kapısını açarak dışarı çıkmak fazlasıyla ürkütücü gelirken şu an dünyayı gezmenin verdiği hazzı tadabiliyorsun. Akraba yemeklerinde miniklerle oturmaktansa artık yetişkinler sofrasına dâhil olabiliyorsun. Gerçi bizim aile de her nasıl oluyorsa ben gene de bir şekilde minikler sofrasında buluyorum kendimi hatta bazen ablamı. Sanırım nedeni ergen kuzenlerimizin olması. Hülasa 21 yılımı güzel hatıralar ve güneşin sıcaklığıyla, yağmurun gözyaşlarıyla, rüzgârın sırtımı sıvazlamasıyla kalbimde, ruhumda hissettiğim Allah’ın varlığıyla kendimi tekrar keşfedebildim ve umut dolu her güne şükrederek açabildim gözlerimi. Olgunlaşarak farkına varabildiğimiz güzelliklerinin yanında hayatın bir de menfi tesirleri var ki kaçmak çözüm olamıyor. Evet, büyüdükçe idrak ettiğimiz gerçekler, yaşadığımız kötü olaylar daha bir başka üzmeye başladı bizleri ama bu şekilde öğrenebiliyoruz hayatın bir su gibi akıp geçtiğini. Yanımızda olanların baki olmadığını insan kalbi üzüntüden yanınca anlayabiliyor. Başına gelen musibetlerin geri kalan hayatını daha anlamlı yaşaması, hayatına tekrar başka açıdan yön vermesi gerektiği için olduğunu ve aslında isyan etmemesi gerektiğini büyüdüğünde fark edebiliyor. Çok değişik bir şey şu yılları geride bırakma olayı insan bazen demiyor değil keşke sütümü içmeseydim de büyümeseydim diye ama elimizde değil bu tarz doğa olayları. O yüzden bize büyümekten geriye kalan uyandığımız her güne umutla ve inançla başlamak, ailemizin, dostlarımızın, sevdiğimiz herkesin değerini bilmek, hayallerimiz kaçıp dursa da usanmadan kovalamak ve kaybetmekten korktuğumuz kişiler ya da kişiyle doğru zamanda konuşarak kalıcı olmasını sağlayabilmek. Hayata karşı çekingen ve sessiz kalmanın pek bir getirisi olmadığını unutmadan elinden ne geliyorsa sonuna kadar yaparak tadabiliriz yaşamın eşsiz yanını. Yaşama, insanlığa güzellikler katabilme muhayyilesi içinde bir 14 Şubat günü yeni bir yıla başladım fakat henüz çözemedim böyle bir günde doğarak hata mı ettim yoksa kendimi şanslılar kategorisine mi dahil ettim?

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 101
Kayıt tarihi
: 06.12.16
 
 

. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster