Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Şubat '12

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
4798
 

Gelin – kaynana

Gelin – Kaynana çatışması insanlığın ilk gününden beri vardır herhalde. İki kadın aynı erkek... Onu çok severler. Biri anadır biri hanım. Anne oğlunu paylaşmak istemez, hanımı eşini annesinden kıskanır. Kaynana; gelin bana hürmet etsin, ben ne dersem onu yapsın ister, gelin; ne münasebet ben gencim, bilgiliyim, kültürlüyüm onun neden dediklerini yapacak mışım? Hem o ne karışır bizim işlerimize der. Bir türlü anlaşamazlar. Kıskançlık temel duygularıdır. Neden? Biri oğlunun, diğeri eşinin gözünde önemli olmak isterler. Buda her zaman için aralarının açık olmasına neden olur. Çekişmeler başlar. Kıskançlık ve çekememezlik had safhadadır. Birbirlerinden hoşlanmazlar, birbirlerini görmek istemezler. Aynı ortamda bulunmaktan bile kaçınırlar. Gariptir aynı erkeği ikisi de sever. Onu mutlu etmek ister. Bilmezler mi bu yaptıkları ile biri oğlunun diğeri eşinin hayatını karartır. Arada kalan erkek ne yapacağını bilemez ki. Annesinden mi vazgeçsin, sevdiği karısından mı?

·         Neden böyle bir tercih yapmak zorunda bırakılsın. 

·         Neden böyle bir ikilem içinde kalsın.

·         Neden bu kadar mutsuz olsun.

·         Neden dünyası daralsın neden.

Nedeni değil nedenleri çok… En önemli olanının, iktidar hırsı olduğunu söylesem ne dersiniz. İktidar hırsı illa saraylarda ya da devlette olmaz ki evlerde de vardır. Bu iktidar hırsını anlamak mümkün değil…

Ben tarihte Kösem Sultan ile Turhan Sultanın yani tarihteki bu gelin kayınvalidenin hikâyesini okudum da. Gelin ve kayınvalide savaşlarının tarihte de olduğunu, hırslarının korkunç boyutlara ulaştığını gördüm. Kösem Sultan Osmanlı tarihin en ünlü kadınlarından biri…

·         15 yaşındayken Sultan 1.Ahmet’e Haseki olmuş.

·         Çok akıllı biriymiş.

·         Sultanı hemen etkisi altına almış.

·         Sarayda sözünü geçirmeye başlatmış.

·         Oğlu IV. Murat tahta çıktığında 11 yaşında olduğundan devleti yönetmeye de başlamış.

·         Sonra IV Murat büyüyüp annesinin elinden bazı yetkileri alınca Kösem Sultan’ın hiç hoşuna gitmemiş.

·         Padişah erken vefat etmiş yerine yine Kösem Sultanın oğlu İbrahim padişah olmuş.

·         Kösem sarayda istediği gibi faaliyetlerini sürdürmeye başlamış.

·         Padişah İbrahim’de erken yaşta vefat edince yerine onun oğlu Kösem Sultanın torunu IV. Mehmet Padişah olmuş.

·         Sultan altı yaşındaymış.

·         Tam Kösem Sultana gün doğdu diye düşüneceğimiz sırada ortaya bir başka Sultan, bir başka kadın çıkmış.

·         Üstelik padişah torunu değil oğluymuş.

·         Bu gelin Turhan Sultanmış.

·         Onun iktidarı kayınvalidesine bırakmaya niyeti yokmuş.

Burada başlamış işte Osmanlıdaki en büyük gelin kaynana çatışması. Ne çatışma ama. Bir değişiklik var burada düz sade gelin kayınvalide ilişkisinden ayrı olan. Birinin oğlu diğerinin torunuymuş bu bölüşemedikleri, bu kavgalarının ana temeli olan erkek. Tabi o erkekte gözde görülen asıl istedikleri iktidar hırsı… Büyük olaylar yaşanmış Osmanlı Sarayında. Anlatılası ve uzun anlatılması gereken olaylar. Bunu bir başka yazımda anlatmaya çalışacağım. Kösem Sultan çok uğraşmış, didinmiş ama Turhan Sultan’la baş edememiş. Bir gece dairesi basılmış ve boğdurularak hayatına son verilmiş.

Ne kadar acı bir gelin kayınvalide hikâyesi değil mi? Tarihte böyle çok gelin – kaynana hikâyeleri var.

Kayınvalidelerde bir de şöyle bir dürtü var. Garip ama gerçek... Kocasından ilgi görmeyen kaynanalar oğullarından ilgi görmek istiyorlar. Oğulları birde eşlerine çok ilgi gösteriyorsa bu kayınvalidelerin içini çok acıtıyor ve kıskançlık tohumları yüreklerine serpilmiş oluyor. Gelinlerini çok kıskanmaya başlıyorlar, öyle ki gelinlerinin canını yakmayı istiyorlar. Bunun içinde oğullarına eşini kötülemeye onu etki altına almaya çalışıyorlar. Bazen başarılı da oluyorlar. Neyi başarıyorlar oğlunun yuvasını yıkmayı başarıyorlar, evlatlarına dünyayı dar etmeyi, onu mutsuz etmeyi, onu sevdiğinden bazen de çocuklarından da etmeyi başarıyorlar. Oğulları kendilerine kalıyor. Sonra ne oluyor. Eşinden ayrılan evlat – erkek çok mutsuz olduğu için çok sinirli oluyor. Annesinin bu mutsuzluğa sebep olduğunu da bildiği için içten içe ona kin duymaya başlıyor. Evde daha az olmaya gayret ediyor, evli iken annesinin yaptığı yemekleri yerken artık dışarıdan yemeğini yemiş olarak geliyor. Anne ile konuşmalarda en aza inmiş oluyor. İşte o zaman annede bir telaş başlıyor. Ben ne yaptım?

Yazık. Böyle anlatılmaya kalkındığında o kadar çok örnekler var ki. Ben size başka kayınvalide gelin örneklerinden de söz etmek istiyorum.

Benim Ankara’dan çok eskilerden tanıdığım, eskimeyen dostlarımdan olan bir arkadaşım eşinin alkolünden, çapkınlığından bıkmıştı. Eşinin annesi de kendileri ile birlikte oturuyordu. Eşi kayınvalidesinin tek evladıydı. Yalnız bir kadındı. Arkadaşım onunla olmaktan evlendiği ilk günden beri hiçbir zaman rahatsız olmamıştı.  Kayınvalidesinin evinde oturuyorlardı. Kadıncağızın evin dip tarafında bir odası vardı. Odasında banyosu da vardı. Televizyonu çok severdi. Namazını kılardı. Arkadaşım avukattı eşi de aynı meslekten olduğundan işleri zaman – zaman çok olurdu. Arkadaşımın aklı hiç evde olmaz, çocuklarını düşünmezdi. O her zaman bizlere:

“Allah herkese benim kayınvalidem gibi kayınvalide nasip etsin.” Derdi. Onun derdi kayınvalidesi ile değildi. Onun derdi eşi ileydi. Adam ciddi problemdi. Annesi çoğu zaman oğluna müdahale ediyordu. Oğlu anlamıyordu. Sonraları bir başkası olduğunu duydum arkadaşımdan. Eşi sekreteri ile birlikteydi. Olay iyice çirkinleşmişti. Boşanmaya kalktıklarında arkadaşım eşine boşanma davası açmadan önce kayınvalidesi ile konuştu. Hiç unutmuyorum. Beni etkileyen sözleri hala içimde bir yerlerde durur. Kayınvalidesine:

“Seni bırakmam, bırakamam sana kıyamam. Seni onların yanını gönderemem.”

Gelin ağlar, kayınvalide ağlar. Kayınvalide zaten gitmeye niyetli değil ki. Ev onun evi, tam tersi benim arkadaşımı ve torunlarını göndermemiş. Giden oğlu olmuş. Bakın böylede kayınvalide – gelin ilişkileri var.

Ben bir gelin daha tanıyorum ayrıldığı eşinin annesini ve babasını kendi annesi ve babası gibi bilen, seven, özleyen.

Böyle saydığımız zaman zalim kayınvalideler ve yine zalim diyebileceğim gelinlerin yanı sıra böyle ana kızlarda var. Zalim gelinler dedim. Bu konuda da bilgiliyim inanın. Kayınvalidesini döven kadınları biliyorum. Ben turizmciyim malzemem insan. Çok hikâyeler var, çok anlatılası olaylar var.

·         Ne olurdu, seninle tatlılaşsaydım; yaşayış zaten acı.

·         Ne olurdu, sen razı olsaydın benden de, herkes kızsaydı bana.

·         Ne olurdu, seninle aram düzgün olsaydı da, bütün âlemlerle aram açılsaydı, dünya yıkılıp yansaydı.

·         Sen beni sevdikten sonra malın mülkün değeri mi olur? Zaten toprak üstünde ne varsa hepsi de toprak olacaktır.

 

Mevlana Celaleddin-i Rumi

 

Dünya güzelliklerin size güzelliklerle döneceği bir yermiş. Öyle diyorlar bilenler…  Gelinler bir gün kayınvalide olacaklar… Kayınvalidelere ise en lazım olan huzurdur. Huzuru kendileri bulacaklardır. Evlatlarımız kıymetli. Çocuk olduklarında da yetişkin hallerinde de evlenip baba olduklarında da. Onlar bizim kıymetlilerimiz…

 

Nazan Şara Şatana

 

 

https://twitter.com/#!/nazansarasatana

 

http://www.facebook.com/#!/profile.php?id=100002892442552

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1731
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4590
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster