Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Kasım '12

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1452
 

Gergedan Mevsimi - Rhino Season

Gergedan Mevsimi - Rhino Season
 

Gergedan Mevsimi - Rhino Season - afiş


Yönetmen–Senaryo: Bahman Ghobadi

Yapımcı: Menderes Demir, Bahman Ghobadi

Oyuncular: Monica Bellucci, Behrouz Vossoughi, Yılmaz Erdoğan, Caner Cindoruk, Beren Saat, Belçim Erdoğan

2012 Ortak yapımı, uluslararası dağıtımcı - Martin Scorsese

Önsöz:Ben, Bu filme Monica Bellucci’ye karşı olan saplantılı hayranlığımdan dolayı koşa koşa gittim :)

Başrollerinde Monica Bellucci, Behrouz Vossoughi ve Yılmaz Erdoğan’ın oynadığı, yönetmenliğini Bahman Ghobadi yaptığı, Gergedan Mevsimi filmi, İranlı bir şairin trajik aşk hikâyesini anlatıyor.

Filmin Hikâyesi

Sahel İran’da Şah döneminde genç bir şairdir. Mina ise, Sahel ile tutkulu bir aşk yaşayan zengin aile kızıdır. Mina’nın şoförü, Mina’ya saplantı derecesinde âşıktır. 1979’da gerçekleşen Humeyni Devrimiyle Sahel ve Mina’nın hayatı altüst olur. Şoför, daha devrim muhafızlarına katılarak, aşkına karşılık vermeyen Mina’nın ve Sahel’in hayatını karartır.Politik şiir yazmakla suçlanan şair 30 yıl, eşi ise yataklık etmek suçundan 10 yıl hapisle cezalandırılır. İki sevgili cezaevinde kötü yıllar geçirir. Mina 10 yıl sonra serbest kalır, kocasının öldüğü söylenir.İkiz çocukları ile tek başına kalan kadın İstanbul’a göç eder. Yıllar sonra Sahel’de cezaevinden çıkar, bir şair olarak aşkının peşinden İstanbul’a gelir.

http://www.youtube.com/watch?v=7QywItvS42U

Bıçak Sırtı Anlatım

Film, anlatım biçimi olarak bıçak sırtı ilerliyor. Bir taraftan bildik bir aşk trajedisi ve çoğunlukla kötü oyuncu performansları, diğer taraftan şiirsel üslup ile görselleştirilen stilize simgelerin güzelliği. 

Film İran rejimini dönemindeki bir şairin gerçek yaşam öyküsünden esinlenmiş. Filmin yönetmeni Bahman Ghobadi, daha önce “Kaplumbağalar uçabilir”, “Sarhoş atlar zamanı” ve “Kimse İran kedilerinden bahsetmiyor” filmleriyle büyük beğeni toplayan Kürt asıllı İranlı yönetmen olarak tanınıyor.Önceki filmlerinde Ortadoğu’daki Kürt haklının gerçeklerini amatör oyuncularla belgesel yakın etkili bir dille anlatan yönetmen, yeni filminde simgesel bir anlatım kullanıyor. Hikâyenin temel yapısını çatışmalı aşk üçgeni oluşturuyor, aşkına karşılık bulamayan adamın sevdiği kadının hayatını zehir etmesi temel olay örgüsü.

Yönetmen, görsel metaforları ön plana çıkaran stilist çalışmasıyla sinema anlatım biçimini ve içeriğini değiştirmiş görünüyor. Yaşanan dönemin gerçekliğine dair yönetmenin önceki filmlerindeki muhalif ve belgesel unsurlar, bu filmde çok az yer alıyor. Melodramik hikâye ile metoforlarla örülmüş şairin serüveni sentezi, belli bir seyirci kitlesine sıkıcı gelebilir. Yönetmen, son filmiyle yeni arayışlara ve tekniklere yönelmiş. Sürgün de olan bir yönetmen-yapımcı olarak ticari kaygı ve ihtiyaç ile amatör oyuncular ve minimal anlatımdan vazgeçmiş olabilir. Her şey sinema için yapılabilir. :)

Oyuncular Performansları

şairin yaşlılık dönemini canlandıran oyuncu kapalı kutu olarak kalıyor. Tabi ki, şair personası diyalogları değil, izlenimleri ön planda tutan bir anlatım gerektiriyor ama filmin şairi bir süre sonra duygularını ifade etmez halde bürünüyor. Benim en büyük merakım: Monica Belluci gerçekten başarılı bir oyunculuk gösterebilecek mi? sorusunun cevabı olumsuz oluyor. Bellucci, çoğu filmindeki seksi kadın imajından kurtulmuş, makyajsız ve bakımsız görünse dahi, filimin içindeki  aşk halleri ve iki tecavüz sahnesi ile yine buram buram seks ve kadın kokuyor. Monica, bildiğimiz Monica )

Beren Saat ve diğer Türk oyuncular özellikle kötü görünüyorlar. Beren’in kötü performansını görünce,  “Fatmagül’ün suçu bu muydu?” demek geliyor insanın aklına. Yılmaz Erdoğan ise Türk sinemasını başyapıtı “Bir zamanlar Anadolu’da” filmindeki başarılı ve çarpıcı oyunculuğunu bu filmde de sürdürüyor. Fakat yan rollerdeki kadınları görünce, keşke Erdoğan “eş-dostunu filmde oynatmak” misali cast çalışmalarına girmeseymiş, diyorum.

Şairin Gözüyle Yaşamı Perdeye Taşımak

Bir şairin sürgünü anlatınca tabi ki, şairin şiirleri dış ses - voice over olarak kullanmak zaruridir ama seçilen şiirler, filmde şiirimsi olarak kalıyor.Şiir okumaları, hikâyenin bir üst katmanı olarak soyutlama yaratmıyor, daha çok hikayenin akışına destek olarak müzik gibi sahnelerin içine nüfus ediyor.

Gökten yağan kaplumbağalar, arabanın içine kafasını sokan at, çöl olmuş otobanda şairin arabasıyla çarptığı gergedanlar… Yönetmenin eski filmlerine yaptığı bu çarpıcı göndermeler, maalesef yönetmenin diğer filmlerini izlemeyen seyirciler için bir sembol dahi ifade etmiyor.

İki kişilik görüntü yönetmenliğinde, Türk sinemasının son yıllardaki usta görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki’nin başarılı tekniği bu filmde de devam ediyor ama genel izlenim olarak filmin görselleşmesi sanki Nuri Bilge Ceylan “Üç Maymun” filmini anımsatıyor. Çok başarılı olan kadraj ve ışık düzenlemesi, bir süre sonra çok tekrarlanan alan derinliğine dayalı flu-net sarkacı ve fast-slow film pozlamalarıyla şiirsellik hedefinden uzaklaşıp izlenimi dağıtıyor.

Başına çuval geçirilerek kocasıyla görüşebilen kadının, yine başında çuval geçirilerek iki kere tecavüze uğraması dramatik olarak en etkileyici sahnelerden biri. Sırtında yükü olan kabuğuyla sırtüstü yerde yatan kaplumbağanın kendi başına ayakları üzerine dönmesi çok etkileyici bir ümit metaforu olmuş. Hüzünlü şairin, yıllar sonra kendi şiirinden bir dizeyi ayrı kaldığı karısının ellerinden sırtına dövme olarak işletmesi, şairin yaşadığını şairane keskinlikte anlatan bir yönetmenlik başarısı olarak akıllarda iz bırakacak. Yönetmenin önceki filmlerinde her türden haksızlığa karşı ümit aşılayan anlatımı, bu filmle simgesel bir iradeyi işaret ediyor.

Tersi bir örnek olarak, benim açıkçası daha önce görmediğim bir hikayeleme filmde yer alıyor. Şair baba, büyük bir ihtimalle öz kızı olan eskort kadınla nazlana nazlana cinsel birliktelik yaşıyor. Sabah uyandığında kızın sırtında annesi tarafından işlenmiş kendi şiirlerinden dizler görünce kendini kaybediyor. Açıkçası senaryoda yenilik arayan izleyicilere bu sahneyi müjdeleyebilirim J

Ve Monica Bellucci

Gelelim Monica Bellucci’ye… Bizim Monica, 50 yaşına gelmesi sebebiyle seksiliğinden çok şey kaybetmiş ama zarafet hala devam ediyor. Belluci’nin gözleri şair Edip’in dediği gibi “ Bana gözleri getirin, gözleri…” Bir başka Bellucci yorumunu Ekşi Sözlük’ten alıntılıyorum  “TDK – Türk Dil Kurumu sözlüğünde “Kadın” kelimesinin karşısına resmi konulması gereken canlı insansı varlık.”  :)

Beyazperdede 3 Beyaz’lar…

Belluci’ini rol aldığı, İranlı Kürt bir yönetmenin senaryosundan, BKM ortak prodüksiyonuyla çekilen, filmin dünya dağıtımını Martin Scorsese’si üstlenmiş. Dünyamız ne kadar ufak!

Bir filmde sosyolojik bakmak; sinema izlenimi kısıtlarama kısaca değinmek gerekir ise: Bellucci, İran kökenli bir ailenin beyaz İtalyan kadını; Erdoğan, başarılı mizahçı olmasının yanında prodüktör-oyuncu beyaz Kürk; Ghobadi ülkesi İran’dan sürülmüş beyaz Kürt yönetmen; kısaca beyazperdede 3 beyaz’lar…

Gergedan Mevsimi, bildiğimiz ve sevdiğimiz bir hikâye olarak, melodramı ve simgeseli harmanlayan etkileyici ve güzel bir film…

Ahmet Usta - http://sosyalmedyamacerasi.blogspot.com/

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2946
Kayıt tarihi
: 06.11.12
 
 

Ahmet Usta 1977'de İstanbul'da doğdu. İletişim ve sinema eğitimi aldı. Şu sıralar kulvar değiştir..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster