Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Haziran '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
538
 

Gidişat iyice karmaşıklaşıyor

Boşverin erkeni, zamanında seçimlere bile bir yıl gibi kısa bir zaman kaldı. Bir ara erken seçimi Başbakanın kendisi bile dillendirmeye başlamışken şimdi adını bile ağzına almaktan kaçınıyor.

Bu durum, Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığından beri böyle…

Kılıçdaroğlu ile CHP’nin yelkenleri rüzgârla doldu; yani Arşimed’in manivelasıyla havalandı. AKP gericiliği, kaldırdığı taşı ayağına düşürdü; bu gelişmeyi durdurmak için İsrail’le bir bunalım çıkararak gündemi değiştirmeye ve rüzgârı ters yöne çevirmeye çalışıyor. Ancak CHP yelkenlerini hala rüzgârla şişirmeye devam ediyor. CHP örgütlerine halk kitleler halinde üye olmaya koşuyor. CHP toplumda bir çekim merkezi oldu. İşte bundan dolayı erken seçim lafını ağzına almıyor Başbakan. Erken bir seçimin artık CHP’ye yarayacağını görüyor.

Başbakan, dış meseleleri iç politika konusu ve malzemesi yapmaya devam ediyor ama bazen de kendi içlerinde çatlama yaşıyorlar. Fetullah’ın İsrail ile bunalımı yorumlarken adeta ABD Başkanının diliyle konuşması ve “İsrail’den izin almalıydılar” şeklinde yorum yapması can evlerinden vurdu. Bu, Gül ve Arınç ağzıydı.

Bu kapsamda, Zapsu’nun deyimiyle Amerika Tayyip’i “deliğe süpürecek” mi yoksa yoluna AKP ile mi devam edecek; bu konuda basında ilginç bir tartışmadır gidiyor. Köşe yazarları Amerika’nın AKP’yi “deliğe süpürme”ye hazırlandığını, bunda Tayyip’in İran ve İsrail politikalarının etken olduğunu yazıp çizip duruyorlar. “Batı basını ipini çekmiş!”, “el üstünde tutanlar şimdi yerden yere vuruyormuş!” (Vatan/ 9 Haziran 2010) Bu “deliğe süpürme” tartışması ve tahminleri yoğun bir şekilde Amerika muhipleri cephesinde sürdürülmektedir. Yani ABD’nin desteğini Tayyip’ten CHP’ye kaydırdığı haberlerini bizzat Amerika’nın yaptığına dair birçok ipucu var. En somut ipucu, tartışmalara yoğun olarak katılanların basındaki Amerikancılar olmasıdır. Bu yoğun tartışmalar CHP çevrelerinde de umutlanma yaratmaktadır.

Bir zamanlar AKP'nin yayın organı gibi çıkan, Erdoğan'ın ve kurmaylarının en çok röportaj vermeyi sevdiği gazete New York Times "Türkiye'yi nasıl hizaya getiririz?" sorusu sorulmaya başlandığını yazıyor. Türkiye hakkında onlarca övgü dolu makale yayınlayan Financial Times'da çıkan bir yazıda "Amerika, Başbakan Erdoğan'ın güzergâhından rahatsız" denildi. Türkiye'nin AB yolundaki en büyük destekçilerinden biri olan İngiliz The Guardian gazetesi, Türkiye'yi ağır bir dille eleştirerek ülkenin giderek ABD'nin düşmanı olmaya doğru ilerlediğini kaydetti. [1]

Ama Amerika’nın CHP konusundaki tercihi bağlamında ilginç bir araştırma ve yorum, “okyanus ötesi raporların Baykal değerlendirmesi” hakkında şöyle diyor: “Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün Deniz Baykal’dan hoşnut olmadıkları biliniyor. Ama çok daha önemlisi, Okyanus Ötesi raporlardaki Deniz Baykal değerlendirmeleridir. En son F. Stephen Larrabee’nin yazdıkları dikkatimizi çekmişti. Sıradan bir kimse değil. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın kilit adamlarından. Aydınlık iki sayı önce kapak yapmıştı: “Tayip Erdoğan’ı yönlendiren yedi Amerikalı”dan biri. Larrabee’nin ABD Hava Kuvvetleri için hazırladığı Rand Corperation Raporu’nu Mart ayında okudum. Rapor zaten taze: Şubat 2010 tarihli. İlgi duyanlara öneririm: Troubled Partnership/ US-Turkish Relations in an Era of Global Geopolitical Change… O raporda, Baykal’ın ve hatta CHP’nin üzerinin çizildiği apaçık belli ediliyor. CHP’nin hayalinde ABD’nin yeni seçeneği olmak var ama ABD karar vericileri başka türlü düşünüyorlar. ‘CHP, Batı sisteminin partisiydi, ama 2003 yılında Tezkere’ye karşı tavırdan sonra artık güvenilmez’ değerlendirmesi yapıyorlar. ABD önde gelenlerinden ve AB’nin çeşitli ağızlarından bunu sık sık işitiyoruz.” [2]

Yukarıdaki saptamalara göre, 2003 yılından beri “ABD karar vericileri” tarafından üzerine çizgi çekilmiş, “güvenilmez” damgası vurulmuş bir CHP, hala Atlantik ötesinden esecek lehte rüzgârlara güveniyorsa pes demekten başka söylenecek bir şey kalmamaktadır. “Güvenilmez” ilan eden kişi sıradan biri değil ayrıca. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın kilit adamlarından, ‘Tayyip Erdoğan’ı yönlendiren yedi Amerikalıdan biri” olan Larrabee. Aldanmak şifalı geliyor demek ki! Üzerine çizgi çekilmiş Baykal, Ergenekon operasyonuyla saf dışı bırakıldı. Yerine geçen Kılıçdaroğlu’na “dikkatli konuşma” tavsiyeleri yapılmakta, aba altından sopa gösterilmektedir. (Arınç’ın son demeci)

Bu bağlamda aşağıdaki saptamalarda çok dikkat çekici:

“Baykal operasyonu, Ergenekon, Poyraz, Kafes, Balyoz, Erzurum Ergenekon dizisinin devamıdır. ABD, Kuzey Irak’taki Kukla Devleti resmileştirme ve Türkiye’ye doğru genişletme planı gereği, Türkiye’de Ordu’nun, İşçi Partisi’nin, bütün millî güçlerin ve CHP’nin direncini kırmak için bu operasyonları sırayla yürütüyor… ABD, bu planı ancak faşizme yönelerek ve Tayip Erdoğan-Abdullah Gül iktidarıyla sürdürebileceğini saptamıştır. Bu konuda gözükara gitmektedir ve devam edecektir. ABD’nin Tayip Erdoğan’ı “deliğe süpürerek” Büyük Ortadoğu Projesi mührünü CHP’ye vereceği söylentileri bile ABD tarafından üretilmektedir. Bu sayede hem BOP Eşbaşkanı’nın deliğe süpürülme korkusu depreştirilmekte, hem de mühür almak isteyenler denetlenmekte ve ABD emperyalizmine karşı mücadele zaafa uğratılmaktadır… Bu yaşananlar, Wall Street Journal’in deyişiyle “Kansız bir iç savaş” tır. ABD, Türkiye’yi ve Türk Ordusu’nu savaşmadan yenme stratejisini uygulamaktadır. Türkiye, savaşmadan yenilgiyi kabul edecek bir ülke değildir. ABD, kendi tercihine göre, savaşarak veya savaşmadan yenilecektir… Türkiye tarihinde böyle bir ihbar ve korku ortamı Abdülhamit döneminde bile yaratılamamıştır. Seçmen iradesinin bu kadar baskı altına alındığı uygulamaların eşine dünyada bile az rastlanır. İktidar ve hapisane seçenekleri ile karşı karşıya bulunan BOP Eşbaşkanlığı, önümüzdeki seçim sürecinde her türlü hile ve tertip ve şiddete başvurmaya devam edecektir. Türkiye’de özgür bir seçim yapılabilmesi için, Tayyip Erdoğan iktidarına son verilmesi ve Dürüst Seçim hükümeti kurulması şarttır.” [2]

BOP’un özü, “Kuzey Irak’taki Kukla Devleti resmileştirme ve Türkiye’ye doğru genişletme planı”dır. Amerika, bu planı uygulayamazsa BOP çöker; dolayısıyla Ortadoğu politikası batar. Buradan da İsrail’in biteceğine varırız. İsrail, canla başla BOP’un peşindedir ve Tevrat’ın yolundan gitmektedir. Barzani’nin ağzından Altın Boynuz’u istemektedir Türkiye’den. GAP’tan AKP hükümeti aracılığıyla yüzbinlerce hektar araziyi kapatmış durumda zaten.

Bu yaşadığımız yanılsamanın ikili bir sonucu, çifte bir işlevi bulunmaktadır. Bir yandan BOP Eşbaşkanı’nda “deliğe süpürülme korkusu depreştirilmekte”, Tayyip’in sırtında sopa işlevi görmekte, diğer yandan Çobanaldatan kuşu gibi, sosyal demokratların iktidar iştahı kabartılmak, hayaller yayılmakta ve antiemperyalist mücadele zaafa uğratılmaktadır.

Gerisi fasa fiso!

[1] 8 Haziran 2010, Gazeteler

[2] Doğu Perinçek, Baykal Operasyonu’nun Arkasında IV. Henry Var

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 511
Toplam yorum
: 126
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 487
Kayıt tarihi
: 04.04.08
 
 

"Cv" Dedikleri Özgeçmişim 1953 yılının karanlık günlerinde Haziran ayının 24. günü, ağaçların mey..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster