Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
489
 

Güçlü bir Türk soluna duyulan ihtiyaç.

Güçlü bir Türk soluna duyulan ihtiyaç.
 

Türk siyaseti yıllarca solun, sağ karşısında alternatif olamaması durumunun yarattığı en sıkıntılı dönemini geçirmekte. Bu anlamda tüm sosyal demokratlar sorumluluk alarak, solu güçlendirecek vizyon ve misyona sahip bir lider etrafında birleşip, demokratik alternatif olarak ihtiyaç duyulan açığı kapatmalıdırlar.

Türk solcuları Sovyetlerin çöküşüyle birlikte aldatılmışlık duygusuyla, Rusları günah keçisi olarak ilan ederek sadece Rusları suçlu görüldüler. Esas düzenbaz, Yahudi asıllı Alman vatandaşı Karl Marks olduğu halde, ona dokunmak bile istemediler. Halbu ki Marks pratikte uygulanma ihtimali bulunmayan, eşyanın tabiatına aykırı ütopyasıyla tüm isnanlığı kandırıp, gözyaşı, zulüm ve umutların yıkılmasına sebep olmuştu. Ruslar`sa uyanıklık yapıp, sosyalizmi Lelin sayesinde milli çıkarları doğrultusunda kullanma becerisi gösterdiler. 70 Yıl sonra da olsa Sovyet blokunun yıkılışıyla insanlık komünizmin gerçek yüzünü görmüş oldu.

Hepimizin yaşantısında birilerince aldatılmış olmanın acısını tattığı bir kesit vardır. Hayatımızın bu kesitini kimi zaman ciddiye almaz güler geçer, kimi zaman da arsızlık eder unutmak isteriz. Eğer söz konusu anılar kendimizi adadığımız siyasi ideolojimiz, hayat felsefemiz ise, yüreğimize oturan sancının katmerlenerek arttığının farkına varırız. Umudumuz tükenir, ışığımız söner, güneşimiz kaybolur fakat, ateşimiz hiç eksilmez sürekli artar nedense…Kendimizi karanlıkların en koyusunda zifiri karanlığın ortasında bulur, boğulacakmış gibi hissettiğimiz anlar olur yaşantımızda.

Bizim solcularımız aldatılmışlık pisikolojisiyle, Marksizmin gerçek yüzünü hiç bir zaman görmek istemediler. Sosyalizmin meşalesini Ankaradan yakarak, yeniden dünyayı aydınlatma sevdasına kapıldılar. Dünya`yı aydınlatmak bir yana, Ankarayı aydınlatamaktan aciz kalıp, kendi-kendilerini kandırmış oldular. Kimi zaman sine-i millet`e, kimi zaman sine-i cuntay`a, şimdiler de ise sine-i merkez sağa dönme çabasındalar.

Özel bir davette, Hollanda sosyalistlerinin dua-yeni sayılan bir zatla, sosyalizm üzerine sohbet ettik. Fırsattan istifade ederek, Turkiye de sosyal demokrasinin gelişemediğini üzülerek beyan etme fırsatı buldum. Üstat Sovyetlerden sonra, tüm dünya da solun kan kaybettiğini fakat, Avrupa da toparlanmanın çabuk oldugunu belirterek söze başladı. Sozyalizmin Avrupanın kapitalist düzenine tepki olarak doğduğunu anlattiktan sonra, komunizmin neden önce Avrupa sınırları içinde değilde, başka ülkelerde kabul gördüğünü anlattı.

Enternasyonal dayanışmaya vurgu yaparak, Türk solu hakkında ne düşündüğünü sordum. Hangi Enternasyonal dayanışma diyerek güldü ve ekledi, biz Avrupalılar iyi ve güzel olan her şeyi, önce kendimiz için isteriz dedi. Bir Hollandalı olarak, önce Hollanda için, sonra Avrupa, daha sonra insanlık, ve en son Moskova için ister veya düşünürüm dedi. Türkler de ise tamamen farklı olduğunu Moskovanın, Ankaradan önce geldiğini söyleyip, geçmişin hatalarını yüzüme vurdu. Utana, sıkıla onu onaylamak zorunda kaldım, çünkü Milli Marşımız yerine, sosyalist enternasyonal ve Viyetnam için atılan sloganlar hala kulaklarımı çınlatmakta.

Günümüz de Türk solunun durumuyla ilgili yaptığı tesbit ve değerlendirmeler çok ilginçti benim için. Türk solcularının kapitalistlerden daha çok liberal, milliyetçilerden daha çok nasyonalist ve devletci olduklarını gözlemlediğini örnekleyerek anlattı. Gecekondu kültüründen kurtularak, demokratik ilkelere bağlı, klasik liberalizmin eksik ve hatalarını giderecek, sosyal düzen, sosyal adalet, sosyal refah, işci hakları, fırsat eşitliği, vijdan hürriyeti, ifade özgürlüğü vs, hakların geliştirilmesini sağlayacak fikir ve politikalar üretemediklerini izah etti. Mevcut sol anlayışı, halka umut vaad eden sosyal, kültürel, ekonomik ve her alanda sorunları çözecek politikalar üretemediği için, aşırı devletçilik zihniyetine yönelerek, statüsünü korumaya calışmakla itham etti. Laiklik ve rejim tehlikesi gibi suni gündemlerin gölgesine sığınarak, muhalefet etmekte yetersiz kalındığını, daha da kötüsü demokrasiyi kesintiye uğratacak ihtilal tellalığı yapacak kadar yanlışlara yönelmekle suçladı. Bütün bu olumsuzlukları Türk siyasetinde sağın alternatifinin sağ olmasının getirdiği tehlikler olarak gördüğünü, eğer çağın gereklerine uygun politikalar geliştiremezlerse, ömürboyu sağ kanat veya başka unsurlara muhtaç kalacakları tehlikesine işaret etti.

Milliyet gazetesinde Can Dündar`ın eski tüfek sosyalistlerden, Sadun Aren hakkında yazdıklarını okuyunca, Hollandalının ne kadar haklı olduğunu düşündüm. Sadun Aren`in 84 yaşına rağmen Sovyetler çökmüş olsada, içimde ki ``sosyalizim özlemi ve devrimci ruh`` hiç bir zaman sönmedi dediğini yazıyordu. Aren`in ``Puslu Camın Arkasından`` adlı kitabında, Behice Boranı çok zeki bulduğunu, Mehmet Ali Aybar`da ise bunaklık alametleri gördüğünü yazmıştı. M. Ali Aybar`ın yeni bir anlayışla, ``güler yüzlü sosyalizim, `` Türkiye sosyalizmi fikrini eleştirerek, Türkiye sosyalizmi dünya sosyalizmine ne kazandırabilir diye sorup, bunaklık teşhisi koyuyormuş eski tüfek. Aybar`ın Sovyetler sonrası tutumunu begenmediğini onun durumu ve fikirlerinin TİP (İşci Partisi) ve kendisini ``Marksizmin zincirlerinden kurtarma`` çabası içerisinde bulduğunu söylemiş. Aybarı`ın ruh halini ise parangadan (kölelikten) kurtulma pisikolojisi olarak tabir ediyormuş.

Türk solu hakkında biri Türk, diğeri Hollandalı olan bu iki sosyalistin konuya yaklaşımlarını, çok önemli buluyorum. Bu değerlendirmeler ışığında, yakın gelecekte Türkiye de solun iktidara alternatif olma ihtimali çok zayıf görünmekte. Hal böyle olunca CHP ve sayın Baykal`ın sine-i millete döneriz tehdidi ``doğal tabanı`` olan soldan umudunu kesmiş olmanın son çırpınışları olarak algılıyorum. Bir Demirel klasiği olan sine-i millete dönme demogojisini, sine-i merkez sağa dönme hazırlığında olan merkez solun, kendine yön bulma çabası olarak değerlendiriyor, samimi bulmuyorum. Çünki sine-i millete dönme işi önce destek, sonra da cesaret ve yürek ister, sonunda sokak ortasında kalma riski de vardır.

Bence sol önderlerin Mesnevi çağrıları tüm solculara yönelik olmalı. Çünkü Prof. E. Kalaycıoğlu ve Doç. A. Çarkoğlu`nun yaptıkları ``Türkiyede Sosyal Tercihler`` konulu araştırmanın sonuçları, sol seçmen açısından hiç de içaçıcı görünmüyor. 1983 Seçimlerinde solun 30 % olan oy oranı, 1999 da 21.8 geriliyor, 2006 için 19.4 olduğunu öngörüyor ve buna karşılık sağ`ın oylarında artış olduğunu ilmi olarak kanıtlıyor. Geçen süre içerisinde dünya siyasetinde bir çok değişiklik söz konusu fakat, sosyal demokrasinin kendi ``doğal tabanında`` oy kaybettiği ve mevcut statünün korunamadığı gerçeğini ortaya çıkarıyor. Laiklik ve Cumhuriyeti tehlikede göstererek, rejimi savunma adına, demokratik ilkelerden vazgeçme görüntüsü veren politik seçenekle birlikte, kavramlar çatışması Türk solunu bu noktaya taşımış görünüyor. Sürekli gündemde tutmaya çalıştıkları bu kavramlar, solun tabanını tatmin etmediği içindir ki, mevcut statü korunamamıştır. Aslına bakılırsa merkez sağa yapılan çağrının özü de aynı unsurlar içeren, siyasi uyanıklık yapma çabasından başka bir şey değildir. Aynı yöntem ve biraz farkla, sembollere tutunarak, Mevlananın diliyle yapılan çağrıya sağın itibar edip, merkez sola CHP ye yöneleceğine nasıl itimat edilir?

Bana göre Mesnevice değil de, solun anlayacağı dilden ``Nazımca`` bir davetle, tüm solcuları kucaklayacak bir çağrı yapılmalı. Sosyal demokrasi, veya demokratik sol fark etmez, yeter ki solu güçlendirecek ve bir çatı altında toparlayacak bir çağrı olusun. Rahmetli Karaoğlan gibi, gök mavisi renginiz olmasa da, beyaz bir sayfa açarak, kanadı kırık umut güvercinini uçurmayı başarmalısınız, renginiz ak, bahtınız açık olsun.

Metin YAZAREL

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Eğer sağ da ya da sol da birlik çıkmayacak ise,kesin bir sonuç alamıyor isek bir teklifim ya da verilen bir teklife karşı duyarlı olduğum konuyu paylaşmak istiyorum. Kime oy vereceksiniz deseler sanırım ki bir çoğumuz henüz karar vermedim diyebilecektir. Zira anketler hala kararsızların belirleyici olacağından bahsediyor. Önceki gün Cevizkabuğu programında HÜR parti genel başkanı Sayın Yaşar Okuyan'ın ilginç ve bir o kadar da dikkat çekici bir tesbiti vardı. Diyor ki: Biz yaptıracağımız ankatlerde eğer ki %10 barajını aşamıyor görünüyor isek,o zaman yapılan güvenilir olduğuna inandığımız anketlerde 2.olan partiye oy vereceğiz.Ve vatandaşlarımızdan da bunu isteyeceğiz.En azından bize oy verecek seçmenimizden bunu isteyeceğiz. Bazı yazışma gruplarında da bu fikir bayağı benimsenmiş görülmektedir. Ben de merak ettim ve soruyorum. Bu fikir sizce mantıklı mı?Eğer mantıklı değil ise neden? Yok mantıklı değil diyorsanız başka bir öneriniz var mı? Ben derim ki,Zaman kimin Başbakan

Ahmet Dursun 
 11.03.2007 17:46
Cevap :
Siyasi istirar acisindan dogru bir fikir, ancak insanlarimizin siyasi olgunluk seviyesini dusunecek olursak bana biraz hayal gibi geldi. Fakat yinede belli olmaz Turkiye bir takim suprizler ve garipliklerin yasandigi bir ulke. Neden olmasin. ilgi ve alakaniza tesekkur ederim.  11.03.2007 22:30
 

Özal'dan sonra iktidara gelen liderlere bakalım:Süleyman Demirel,Mesut Yılmaz,Tansu Çiller,Erbakan.Bürokratları Halil Şıvgın,Güneş Taner,Mehmet Keçeciler...Hepsi de bugün siyasetten uzaklar.Yelpazenin solunda görülen CHP ve DSP de durum değişikliği sadece Ecevit'in vefatı.Baykal'ın etrafına bakın,Ali Topuz,Cevdet Selvi,Mehmet Sevigen...2007 seçim yılı olmasına rağmen iktidara alternatif bir organizasyonları yok.Sol partilerin karakteri olan işçiler,memurlar,kadınlar,gençler,üniversiteliler,emekliler,çiftçiler ile ilgili hiçbir programları ve vizyonları yok.Seçmeni heyecanlandıracak,bu ülkenin 5 yılına talip olacak projeler yok.Özal'dan sonra sağ kendini yenileyerek ve yeni liderler çıkararak iktidarda kalırken,sol hala kabuğunun içinde debelenip duruyor.İktidar için bir tüzük ve proje kurultayı yapılmalı,gerekirse genel başkanlık da bu kurultaya dahil edilip seçime öyle gidilmeli.Yoksa ben çok mu hayalperestim?

Ahmet AYDIN 
 10.02.2007 19:24
Cevap :
Tesbitlerine tamamen katilyorum. Kurultay onerinize gelince toparlanma icin mutlaka, ama mutlaka yapilmasi gereken endogru yol olarak dusunuyorum fakat, alternatif lider olabilecekleri ornek Sisili belediye baskani Sarigul'e yapilanlar aklima gelince umutlarim kiriliyor. Turk solu gelenekten gelen tutumunu degistirip yeni liderle guvenmelidir. ilginize tesekkur ederim. Saygilarimla. Metin YAZAREL  12.02.2007 14:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 2841
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyoloji bölümü  terk. Hollanda'da ikamet etmekte. Hollanda'da ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster