Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Haziran '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
1801
 

Haber spikeri, seks kasetleri ve "Ayrılık da sevdaya dahil"...

Haber spikeri, seks kasetleri ve "Ayrılık da sevdaya dahil"...
 


Bazen sevdiğiniz kendi içine dalar ve ortadan kaybolur...

Onu arar, görmek istersiniz. Bir dokunuş, bir bakış, bir ses, bir işaret sizi sanki hayata bağlayacaktır. Acaba aşk bir insanı Tanrı'yı sever gibi sevmek midir, onu hiç görmeden ama onu hissederek yaşamaya devam etmek midir?

Tanrı'yı görmeden bilmek ve sevmek gibi, siz de bir insanın başka bir insanı hiç görmeden sevebileceğini, hiç düşündünüz mü? Hiç böyle sevmeyi ve sevilmeyi başarabildiniz mi?

Yoksa uzaklıklar ve ayrılıklar, size pes mi dedirtti?

İnsanlar Tanrı'yı görmeden inanabiliyor ve sevebiliyorlar.

Peki ya Tanrı'ya inananların çoğu, bir insanın bir başka insanı hiç görmeden sevmeyi sürdürebileceğine neden inanmıyorlar?

Neden bir kişiyi sevemenin Tanrı'yı sevmek kadar kutsal ve güzel olduğunu düşünmüyoruz? Neden Vedat Sakman'ın "Her neyse" şarkısında dediklerini tekrarlıyoruz hemen: "Ve ben artık seninle yapamıyorum, bir tanem / Elimde değil, istesem de, istesem de, yapamıyorum / Ve seni aramak gelmiyor içimden / Eskisi gibi değil / Seninle ben, seninle ben ne yazık olamıyorum // İnanamıyorum, bu hale nasıl düştük bilemiyorum / Sende mi, bende mi, her neyse, her kimdeyse, neyse, bilemiyorum // Ve sana dokunmak gelmiyor içimden / Aşk sözlerin batıyor / Sarılsan da, yalvarsan da, seni duyamıyorum / Yeter artık ben seni sevemiyorum, bir tanem / Bırak beni, anlasan, anlasana, / Seni istemiyorum / Olur olmaz nedenler, her yerde izlenmeler / Böyle şeylerden yoruldum / Ne yazık ki, ne yazık ki birtanem, boğuluyorum..."

Neden sevdiğimizin sesini duyamayınca, onu göremiyince hemen boğulmaya başlıyoruz?... Neden "bu hale nasıl düştük bilemiyorum" deyip, huzursuzlukla kaplı bir sessizliğe ve yalnızlığa gömülüyoruz?

Çünkü egomuz onu görmemizi, duymamızı, ancak böyle yatışacağımızı söylüyor.

Mutluluğumuzu karşılıklı görüşmelere, konuşmalara bağlıyoruz; şartlı seviyoruz "sevgiyi" bile...

Olmazsa yıkılıyor, sonrasında "inanamıyoruz"...

Bir insanı sevmenin Tanrı'ya inanmak gibi olduğunu, gerçek bir inanan gibi evrenle ve Tanrı'yla yanyana, iç içe yaşamanın mucizesini göremiyoruz.

Kendi varlığımız ve bilincimizle çatışıyor, mutsuzluğu da başka insanların, başka nedenlerin üstüne atıyoruz.

Sevdiğimiz ayrılmak istediğinde ise, gizli bir yılan gibi içimize yavrulanmış yılan uyanıveriyor.

Hemen sevdiğimizin çıplak iç çamaşırlı fotoğraflarını yaymaya başlıyor, iki kişi arasında sevgiyle yaşanan kutsal bir birleşmeyi internet aracılığıyla milyonlara hediye etmeye kalkıyoruz.

Ayrılınca "eskiden sevmiş" oluyor, "yeni intikam" duygularıyla, sevdiğimize zarar vermeye kalkıyoruz.

Eski sevgilimizi içirip, sarhoş edip, tecavüz ediyor, kameraya alıyor, sonra da bu intikamı insanlara göstererek olmayan vicdanımızı hafifletmeye çalışıyoruz...

Eski eşimizi aldatmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyor, egomuzu hafifletmeye uğraşıyoruz.

Haber spikerleri, seks ya da iç çamaşırlı fotoğraflarıyla gündemimize düşüyor. Eski manken tecavüz videosuyla yeni oyuncu, eski oyuncu gizli kasalarda saklanan çıplak videosuyla yeni şarkıcı oluyor...

Ayrılıktan "rahatsız" olan kişi, ayrılır ayrılmaz gerçek yüzünü göstermeye başlıyor, intikam planları yapıyor.

Çünkü Attilâ İlhan'ın o şiirini hiç bilmiyoruz. Çünkü vicdanımız gibi kulaklarımızda kapalı, "Ayrılık da sevdaya dahil, çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili..." sözlerine.

Ayrılığımızı hazmedemiyor, "Beni nasıl bırakır, bunu bana nasıl yapar!" diyerek kolayca karşı tarafı suçluyoruz. Asıl nedenin ve suçlu olanın biz olduğunu bilmeden...

Erkeğin "namusu" gördüğü bir kadını ufacık bir dedikodu için öldürdüğü bir ülkede yaşıyoruz. Aynı zamanda "namusumuzu" seks kasetleri çekip milyonlara yayarak, en özel halimiz yansıtan fotoğraflarımızı milyonlarla paylaşarak yaşıyoruz...

İkiyüzlüyüz... Ve bu satırları yazan adam da bir zamanlar ikiyüzlüydü...

Ayrılmayı sindirmeyi, karşılıksız sevmeyi böyle böyle öğrendi, hâlâ geliştirmeye çalışıyor.

Artık biliyor:

"Ayrılığın da vahşi bir tadı var... Ayrılık da sevdaya dahil, çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili..."

Bir insanı görmeden, sesini duymadan, onu dokunmadan da sevebilmektir aslolan.

Çünkü bir insanı sevmek, onunla, evrenle, varoluşla "bir" olmaktır.

Çünkü bir insanı sevmek, Tanrı'yı sevmektir!...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3611
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster