Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Eylül '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1492
 

Hayat bize Altın Tepside sunulmadı …

Hayat bize Altın Tepside sunulmadı …
 

HAYAT BİZE ALTIN TEPSİDE SUNULMADI...


Sabah uyanmıştı, annesi işe gitmişti kendinden birkaç yaş büyük abisi de çıkmıştı. Babası geçici işlerde çalıştığı için şehir dışındaydı… 

Yatağın içinde oturdu, gözlerini ovalıyordu ve belki bu kabustur umudu ile içinden acaba geçti mi? Bu olanlar diyordu... 

Çocukluğunun rahatlığını özlüyordu ama kimseye söyleyemiyordu. Arkası arkasına gelmişti felaketler babasının işi birden bozulmuştu ve beklenmedik gelişmelerle düzenleri dağılmıştı. Evlerinden ayrılıp şimdi ki oturdukları bu eve gelmişlerdi. Hayat onlara beklenmedik çelmeler takmıştı… 

Etrafına baktı ve doğruldu o günler eskide kaldı diyordu açık bırakılmış yataklar adeta ona, annesi çalışmaya başladığından beri evin yükü o küçük omuzlarına yıkılmıştı. 

Bir zamanlar elini işe sürdürmeyen annesi babası şimdi içleri yanıyor olsa da onun ev işi yapmasına göz yumuyordu. 

Yatakları topladı sessizce, evi derleyip topladıktan sonra mutfağa girdi. O bir zamanlar çay demlemekten habersiz çocuk gitmiş yerine bulaşık yıkayan, yemek yapan evi çekip çeviren bir genç kız gelmişti. 

Mutfağı toparladıktan sonra saate baktı, saat 10.00 olmuştu. Sessizce bilgisayarının başına geldi; aslında karşılaşacağı manzarayı çok iyi biliyordu ama yılmadan her sabah bunu deniyordu. 

Amcası onların eve internet bağlantısı vermişti, öz amcası değildi aslında babasının amcasının oğluydu ama amcası olmadığı için ona amca diyordu. Amcası onu çok sevdiğinden ve onun başarılı bir öğrenci olmasından dolayı kendi evinden internet bağlantısı yapmıştı. Yengesi bir süre sonra elektrik parası yüksek geliyor gibi bir bahane üreterek amcasının işte olduğu saatlerde internetin modemini kapatıyordu. 

Cadılığı yengesine sökmemişti ama amcasını üzmemek içinde bir şey belli etmiyordu. Genelde amcası işten geç çıkıyor eve gelip interneti açması gecenin ilerleyen saatlerini buluyordu. Şansı varsa arada internet birkaç saatliğine açık oluyordu. 

Bunu bile bile her sabah işini bitirdikten sonra yılmadan bilgisayarını açıp internet bağlımı diye kontrol ediyordu. Hani umut dünyası derler ya! İşte bu da öyle bir şey… 

Yine internet kapalıydı… 

Artık üzülmüyordu bu duruma eskisi gibi, alışmıştı belki, belki de kabullenmişti artık. 

Telefonunu eline alıp internete girdi gelen mesajları okuyordu, birden yüzüne acı bir tebessüm oturdu… 

Sıkıldığında, üzüldüğünde hep yaptığı gibi çekyatın köşesine doğru yerleşti ve dizlerini karnına doğru toplayarak derin bir boşluğa bakmaya başladı. Gözlerinde yaş gözükmüyordu, çünkü kimseler anlamasın diye gözyaşlarını yüreğine akıtarak ağlamayı öğreneli çok olmuştu. Sessiz sessiz bakıyordu kendi halinde ama o sessiz çığlıklar duvarları delip geçiyordu adeta… 

Kendi kendine söylenmeye başladı; 

- Demek benim tuzum kuru, kitaplarım var ne olacak benim okumama… 

Rahatım yerinde ahkam kesiyormuşum… 

Gelen mesajda bu yazıyordu. Arkadaşları onu oturduğu yerden ahkam kesmekle suçluyorlardı. Alışmaya başlamıştı aslında bu duruma artık, kimisi dede demişti, kimisi PKK lı ilan etmişti, kimine göre ise internette takipçiydi. Ama samimi gördüğü bir arkadaşından bu mesajı alması zor gelmişti o küçücük yüreğine… 

Ağlamak, haykırmak istiyordu ama gözyaşları dışarı değil yüreğine yüreğine akıyordu… 

Düşünüyordu ve kendi kendine mırıldanıyordu; demek ne olacak benim gibi birinin okumasına… 

Tabi onlar için okumak zor haklılar… 

Hep yadırgadılar hatta bazıları dalga bile geçmeye çalıştı. Hem sosyal hem başarılı olmasına rağmen neden meslek lisesine gidiyor diye… 

Kaliteli bir okulu kazanmıştı, gidip baktıklarında okulu şu şekilde tarif etmişti, ‘’ 5 yıldızlı turistlik tesis konforunda…’’ 

Peki kimse neden oraya değil de bir meslek lisesine gittiğini, neden bu tercihi yaptığını sorgulamadı. 

Bu tercihi yaptı çünkü o üniversiteyi de okumak istemekteydi. Burayı bitirdikten sonra işine girer bir yandan da üniversiteye devam edebilirdi. Meslek seçimini yaparken ona göre yapmıştı, iş bulması kolay olur akşam okul çıkışlarında ve gece rahatlıkla çalışabilir kimseye yük olmadan okuyabilirdi. Herkesin tuhaflıkla karşıladığı bu okul tercihi bundan dolayı idi. 

Geçen yıl okulun başarılı öğrencilerinden olurken, aynı zamanda da en çok devamsızlık yapan öğrencisi durumunda idi. Kimse buna dikkat etmemişti. Bazı sıkışık dönemlerde yol parası olmadığından kimseye ses etmeden o gün okula gitmiyordu. Soran olursa bugün dersler önemsiz canım istemiyor, rahatsızım gibi bahaneler üretiyordu. Hatta öyle ki öğretmenleri gelmediği günleri tam yazsalar devamsızlıktan kalacaktı. Buna rağmen derslerinde başarılı olması nedeni ile öğretmenleri bu duruma göz yumuyordu adeta… 

Bazı kaynak kitapları temin etmek zor olmuştu. Kendince çareler üretmiş sınavlarda lazım olacak yerleri fotokopi çekerek kullanıyordu. Diğer kısımları ise derste sürekli not tutarak kendince telafi ediyordu. Bazı öğretmenleri bu not tutma olayını takıntı haline getirmişti ve not tutarak ders dinlemesine karşı çıkıyor bu yüzdende kendisini azarlıyorlardı. 

O bu olanlara aldırış etmeden daha bir hırsla derslerine saldırıyor, hayat ona çelme takıp düşürmeye çalıştıkça ayaklarını hayata daha kuvvetle basıyordu. 

Böyle okuyordu… 

Hayata kafa tutuyordu… 

Ve… 

Şimdi birileri çıkıp ona ne olacak senin tuzun kuru sen okumayacaksın da ben mi? Okuyacağım diyordu… 

Çıkıp avaz avaz bağırmak istiyordu… 

Ama sesi boğazına düğümlenip gözyaşları yüreğine akıyordu. 

Arkadaşlarının ekmeğin fiyatından haberleri olmadığı bir dönemde o ev alışverişi ile uğraşıyordu. Kendi yemese bile peynirin iyisini nereden ucuza alacağını bile öğrenmişti. Pazarda hangi tezgahın sebzesi taze, hangi marketin ürünü ucuz ve kaliteli onu takip ediyordu. 

O bu yaşında aslında hayatın sen plan yaparken geçen zaman olduğunu çoktan öğrenmişti. O hayatını yaşamak diye bir şey olmadığını aslında hayatın onu yaşadığını biliyordu. 

Ona göre hayat aslında bir sörf tahtasının üzerinde kendine ne getireceğini bilmediğin çılgın dalgalara karşı ayakta dimdik durabilmekti. İşte o bunun mücadelesini veriyor hangi yönden kendine çarpacağını bilmediği hayat dalgalarına direniyordu. 

Sanki o özlemiyor muydu? Eski günleri… 

Yaz tatili gelip geçmişti en büyük lüksü sahile inip dalgaları seyretmek olmuştu ama yine mutluydu. 

Eski günleri düşündü. Antalya’yı, Kıbrıs’ı, bodrum, Marmaris her yeri gezmişlerdi. O durum olsaydı 2 gün tatil için bile ailesi ile şehir dışına çıkıyorlardı koskoca yaz tatilini evde geçirir miydi? 

Mutluydu, çünkü hayat onlara çelme atmasına rağmen yıkmayı başaramamıştı. Yine evlerindeki sıcaklık devam ediyordu. Sıkıntılar vardı ama huzurları kaçmamış ailesi dağılmamıştı. 

Bu mutlulukta ona yetiyordu. Varsın ev işi yapsın, varsın tatili evde geçirsin önemli olan ailesiyle birlikte olabilmeleriydi. 

Bunları düşünürken gözü saate takılmıştı saat 12.00 yi geçmişti kalkıp öğlen için yemek hazırlamalıydı. Annesi mahallede çalıştığından öğlenleri yemeğe eve geliyordu. Kendisi de erken kalkmasına rağmen kahvaltı etmiyor yemek yemek için annesini bekliyordu. 

Belki yalnız yemek yemek istemediğinden belki tembelliğinden ama annesiyle birlikte yemek yemek ona huzur veriyordu. 

Mutfağa doğru hareket ettiğinde gelen mesaj sesinle duraksamıştı. Boş ver demişti ama yinede merakına hakim olamayıp dönüp mesaja baktı… 

Acı bir kahkaha patlattı bir yandan mesajı okuyor bir yandan ise acı acı gülüyordu. Kendini frenleyemiyordu artık… 

Kendisine söylenebilecek en son şeyi yazmıştı mesajda arkadaşı… 

‘’ Kızım hayat sana sunulduğu gibi bize altın tepside sunulmadı…’’ diyordu. 

 

Burçak YAZICI 

09/09/2011 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 168
Toplam yorum
: 357
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 1066
Kayıt tarihi
: 02.07.10
 
 

4 kasım 1996 yılında İstanbul'da dünyaya geldim. Bu sene ilköğretimden mezun oldum. Okul hayatımd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster