Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Kağıt Gemilerin Kaptanı

http://blog.milliyet.com.tr/hayrettinturan

20 Mayıs '09

 
Kategori
Şiir
Okunma Sayısı
366
 

Hayatın içinden

Hayatın içinden
 

ya öldür beni / ya da yaralama / ya anlamaya çalış / ya da karalama.


(1)
Bakarsan bağ olur
Bakmazsan dağ olur
İşsiz baba dağa çıkar
Damla damla göl olur

(2)
Yatsıya kadar yanıyorsa
Yalan söyleyenin mumu
Dokuz köyden kovdunuz
Söyledik diye doğruyu

(3)
Herkesin zayıf noktası vardır
Ama insanın en yiğit olanı
Kendi yalnızlığıyla kendisi
Başa çıkabilmiş olandır

(4)
Tuttuğumuz dilekleri
Unutturur geçen zaman
Bu yüzden alacaklıyız
Şakacı yıldızlardan

(5)
Su dolu bir bardakta
Topraksız çiçektir insan
Kök salarız zamanla
Toprağa hazırlar yaşam

(6)
Hala içi burkulur
Her gördüğünde
Yalnız bir çocuktu O
Binemedi tahterevalliye

(7)
Öleli beri kardeşi
Anası sallıyor Yusuf’u
Avutarak çok gerilerde
Kalan eksik çocukluğunu.

(8)
Ne güzel içiyorduk
Oyun bitti dedi Tanrı
Kara göründü derken
Son kadeh elimde kaldı

(9)
Yolsuzluklar açıklanıyor
Yazıyordu Gülizar’ın
Üzerine örtülen gazete
Gömdüler O nu dağ köyüne
Yolsuzluktan yetişemedi
Kasabadaki hastaneye..

(10)
Pişmanlıklar içinde
Bir sevgili misali dalgalar
Bütün gece başlarını
Taştan taşa vurdular.

(11)
Kurtulamasınlar diye pençesinden
Adı büyümek olan hastalığın
Ulaşamayacakları yere saklanır
Aşklar çocukların

(12)
Dost düştüğün yerdedir
Yılan düştüğün yerde
Uzaklarda değil çare
Derde düştüğün yerde.

(13)
çıbana benzer kötü söz
sıktıkça patlar yayılır
kendi haline bırakırsan
çapı kadar iz bırakır

(14)
Yalan, mülkün temelidir
Gerçekten dürüst isen
Yalan söyleme değecek
Mülkiyetin yok demektir.

(15)
Yıllar geçse bile gözler değişir mi
kırılan kalbimizde sözler değişir mi
düş yalan, gerçek yalan,
tuttuğumuz eller yalan
bin kez pişman olsak da özler değişir mi.

(16)
şimdi anam mı sevinir polis mi / durulmuşluğuma
ölüm mü sevinir dirim mi / unutulmuşluğuma
martıları getir, dalgaları kucak kucak
getir ki unutayım seni, denize kavuşarak

(17)
Bir küçük sandalda gibiydik
Seninle aynı evde
İkimiz yan yanayken
Bozuluyordu denge

(18)
Ne vakit göçtüler, sanki sürüldüler
Laz bakkal, şişman kasap, sütçü ömer
Bu marketler ne vakit kesti yolumuzu
Yerdeki taşın bile bir kalbi vardı
Ömrümüzün veresiye defteri soldu.

(19)
Dünyalar senin olsa
Kıymeti ömrün kadar
Öyle bir terazi ki ölüm
Adamı çıplak tartar

(20)
Nerede bir kahkaha duyarsan
orada arkadaşlık vardır
çünkü mutluluk dediğimiz şey
arkadaşlarımız kadardır.

(21)
Yaşama sevinciydik ergen deniz kızlarının
Yüreğimizi yem yapardık yüreğine denizin
Ne uğurlayanımız olurdu ne bekleyen birisi
Sadece topal madrabaz bir de yaşlı kedisi.

(22)
kendi soyunu kıran
tek canlıysa insan
kuşlar sevinmelisiniz
kuş beyinli olmaktan

(23)
yaşlı bir ana denizin kıyısında
seslendi var gücüyle ölen oğluna
sonra bir dalga dokundu ayak ucuna
ıslattı kayayı deniz kavuşturdu oğluyla

(24)
ellerim cebimde gezerdim / çocuktum
ceplerime gizlerdim çocuk yumruklarımı
korkumdan değil ha sevdiğimden barışı
korkmuyordum ejderha olsa cüsseniz
yüreğimden küçüktünüz.

(25)
insan vardır yapışır kene gibi
insan vardır sinsi bir yılan gibi
insan vardır sokar dili akrep gibi
insan vardır düşünür tıpkı insan gibi.

(26)
Köprülerin heybeti
aştığı uçurumlardır
İnsan olanın yüreği
taşıdığı aşk kadardır

(27)
kral da bir dilenci de
şu zengin gönlümüzde
yeter ki insan olsun
yoktur payı gözümüzde

(28)
kim daha çok korkabilir
yalnız bir korkuluktan
kim daha korkuluktur
sevgisiz yaşayandan

(29)
kitapları biriktirmek
büyük hüner değildir
hüner onları paylaşmak
paylaştırmak erdemidir.

(30)
içinde ne varsa
mezarında o biter
sevgi varsa ota yürür
inek yer süte gider

(31)
sözüm müslümana değil
ölem garip dervişe
sanadır sözüm ey zalim
şekli kurtaran cüce
bin yıl yansamda girmem
senle aynı cennete

(32)
dostlar bir bir kaybolur
acısı dermansız olanın
av olmak yazgısıdır
kaçmayı kaderi sayanın


(33)
anası öldü diye midir
kendi doğumundan sebep
buralarda kardeştir
akan kanla medeniyet

(34)
kalbinin derinliğinde
bir patikaya göm beni
şiirlere sattı yaz
hayat denilen serveti

(35)
eskiciyi bekleyen peşmürde bir ceket gibiyim
belki bir yoksulun sırtında yeniden
var olmayı denerim
sonra seslenirim mutlak
bir inançla denize koşan dereye
ne olur derim ne olur beni de
al götür yeniden doğacağın yerlere.

(36)
sen içimde
haykıramadığım bir sabah
ağlayamadığım bir ikindi
yetişemediğim bir akşam üzeri
ve ölemediğim bir gece yarısı
olarak kalacaksın

(37)
içimde bir ben saklı
bana benden zararlı
kendimi aradığım yolcukta
bulduğum garip yabancı

(38)
içtikçe mi kaybedersin
kaybettikçe mi içersin
insan denilen düğümü
içmeden çözemezsin

(39)
vurulmuş çocuk gibi
girdiği yasak bahçede
kestiğim fotoğrafta elin
hala gülümsemekte.

(40)
uçurtmam koptu gitti
ben sende kaldım
topacım döndü büyüdü
bak çocuk kaldım

(41)
yitirdim diye mi gençliğimi, yaz geldi diye mi
deniz çekildi diye mi yoksa
sen şimdi ne diye öykündün yunuslara
vurdun yine yüreğimin ıssız koylarına

(42)
bir şey öğrendim pencereme çarpan kuştan
ve suda seke seke yitip giden iri taştan
uçmayı bilmesende uç,
yüzmeyi bilmesende yüz
sonuçlarını hesap edenler
yaşamayanlardır.

(43)
kimse bilmese de
toprak bilir insanın değerini
bu yüzden erken alır
adam olanın iyisini.

(44)
ben rakı deyince ilkin
babamı hatırlarım
derdi ki; masası doğuştan
kurulur serde şair olanın

(45)
beslediğimiz kargalar
gözlerimizi oyuyor
şak şak lıyor Türkiye
seninle gurur duyuyor

(46)
beni bırakıp gidiyorsun demek
ne demeli şimdi bu duruma
bir çiçeğin küsmesi mi toprağına
bir kuşun veyahut kendi kanatlarına

(47)
ağladı çocuk
minik yanaklarında yaşlar
gece vardiyasına giden bezgin
ve yorgun bir emekçi gibi
ağır ağır aşağılara yürüdü
yetmiş yedi bir mayısıydı
babası öldürüldü

(48)
sen fabrikada işçisin ben işsiz
sen geçim derdindesin ben senin
ne sen benim farkındasın
ne de hayat senin farkında
sapmadığımız için karanlığa.

(49)
ben sandal barınağında öleceğim babam gibi
ayağıma çelme takacak bir sandalın ipi
kayalıktan usulca denize salacaklar sarhoş
balıklar kaldıracak bahtiyar cenazemi.

(50)
bayrakları bayrak yapan dökülen kan değil
kültürü farklı olsa da kucakladığı canlardır.
bayrakları bayrak yapan savaş meydanları değil
yüreğinin gönderinde dalgalandıranlardır

(51)
bir intihar gibi dudaklarıma
dayadı ölmek için alnını
elveda derken öptüm
helal etti hakkını.

(52)
gülüşüm konservede
köydeki evde saklı
bağ, bahçe değil amma
hüznüm babamdan kaldı

(53)
yolculuktur kaderi
kalbi kırık insanın
yalnızlıktır merhemi
ruhundaki yaranın.

(54)
Milletleri yaratanlar, sınırları yaratanlardır
Sınırları yaratanlar, bayrakları yaratanlardır
Yasaları koyan, silahları bulan, orduları kuran
Ve kardeşi kardeşe, insanı insana vurduran
Çünkü her zenginliğin üzerine kalleşçe yatan
Yine bu aynı kurnaz ve aç gözlü adamlardır.

(55)
insan geride bıraktığı
hayatlar kadar insandır
ve her insanın kıyıya
vurduğu bir yer vardır.



BAŞKA BİR KIYIDA BULUŞMAK ÜZERE
KAĞIT GEMİLERİN KAPTANI

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 98
Toplam yorum
: 165
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 614
Kayıt tarihi
: 21.08.07
 
 

Zonguldak'ın Ereğli İlçesinde, 1971 Yılının soğuk bir Şubat Gecesi doğdu. İlk ve orta öğrenimini ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster