Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Şubat '13

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
146
 

Her boyutuyla alışkanlıklar

Alışkanlıklarınız var mı, iyisiyle, kötüsüyle? Mutlaka vardır.


Kitap okuma alışkanlığı iyidir, sigara içmek kötüdür. Her gün banyo yapmak iyidir, kumar oynamak kötüdür. Başka? Sadece bu kadar mı?


Ya beslenme alışkanlığınız? Hamburger, patates kızartması, cola, içki, cips, bisküvi, hazır çorbalar…Yaz yaz bitmezki bunlar. Belki de siz fast food yiyeceklerle beslenmiyorsunuzdur. Et, sebze, meyve ile beslenen ve sağlıklı beslendiğini düşünenlerdensinizdir. Sizi korkutmak gibi olmasın ya da bilerek ve isteyerek korkutmak için söylemek isterim ki; günümüzde doğal sandığınız birçok besinde (et, süt, yumurta, sebze-meyve) koruyucu adı altında kimyasallar, hormonlar var. Karnınızı doyuruyorsunuz ama yeteri kadar besleniyor musunuz acaba? Yoksa beslendiğinizi zannederken vücudunuza kimyasallar mı depoluyorsunuz? Bunlardan kurtulmak için detoks yapıyor musunuz? İyi valla, hem yiyecekleri götür, üstüne verdikleri zarardan kurtulmak için de çaba, para harca. Ne yapalım ki, gerçek bu. Beslenme alışkanlığı başlı başına bir yazı hatta bir kitap konusu. Zaten piyasada çok sayıda kitap da var.


Beslenme alışkanlığı üzerinde bu kadar durmamın sebebi belli değil mi, kaliteli bir yaşam için beslenme çok önemli. Mustafa Kemal Atatürk sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur demiş, benim üstüne söz söylemem doğru olmaz. Ama tavsiye verebilirim. Detoks için %100 doğal özel içecekler kullanıyorum ve bol su içiyorum. Vücudumun ihtiyacı olan vitamin, mineral ve amino asitler için besin tamamlayıcıları kullanıyorum.


Sadece bir şeyleri kullanma ya da tüketme alışkanlıklarımız yok tabii ki. Günlük hayatımız alışkanlıklarımızdan oluşur bile diyebilirim. Bazıları vardır ki “takıntı” halindedir. Yapmazsak ya da yaparsak kendimizi iyi/kötü hissettiğimiz alışkanlıklar.


Futbol taraftarları buna totem der. Futbol taraftarlığı zaten başlı başına arıza bir durum olduğu için totem yapmak bu kadar dikkat çekmez. Zaten dünya üzerindeki milyonlarca taraftar içinde totem yapmayan yok denecek kadar azdır.


Bir de işin içine batıl inançlar girdi mi işler iyice karışır. Efendim eşikte durulmaz, makas elden ele verilmez, tü demeden makasla bir şey kesilmez, gece vakti tırnak kesilmez, gece ıslık çalınmaz diye uzar gider bu liste.


Bahsettiklerim folklorik ve eğlenceli şeyler tabii ki. Çok ciddiye alanlar da var ama onları çok ciddiye almaya gerek yok.


Hayatımızı asıl etkileyen ise düşünme, konuşma ve davranış alışkanlıklarımızdır. Sevdiğim bir sözdür: önemli olan başımıza gelenler değil, bizim olaylara verdiğimiz tepkidir. Bu sözü pankart yaptırıp 23 Nisan, 17 Mayıs, 30 Ağustos ve 29 Ekim’lerde evin balkonuna asacağım.


Düşünme ve davranış alışkanlıklarımız olaylara tepkimizi belirler.


Yarısı dolu, yarısı boş bardağın tanımlanması ünlü bir hikayedir. Dolu diyenler iyimser, boş diyenler kötümserlerdir. Ama sanki bize “yarısı dolu, yarısı boş” diyebilen tarafsızlar lazım. Bitaraf olan bertaraf olur. Niye ki? Böyle saçmalık olur mu? İlle de bir rekabet, bir itişme içinde olmak zorunda mıyız? İnsanları taraflara ayırmak, kutuplara bölmek de bir düşünme alışkanlığıdır. Bolca haksız yargı içerir.


İyimserlik ve kötümserlik kişilik özelliği olduğu kadar sonradan eklenebilmektedir de. Acaba dünyada iyimser mi fazla kötümser mi? Bu konuda bağımsız araştırma kuruluşları ya da İsviçreli bilim adamlarının bir çalışması var mı acaba? Diş fırçası kaç açılı olsun diye araştırırlar ama.


Benim bir tahminim var. Dünyanın haline bakınca kötümserlerin daha fazla olduğunu söyleyebilirim. Neye göre? Çekim yasasına göre.


Bir çok kadim öğreti ve çekim yasasının doğruladığı şekilde; benzer benzeri çeker (kendime not: çekim yasası yazısı hazırla). Bu referansla bakınca, evet kötümserler fazladır dünyada.


Neyse, dünya insanlarını yargılamayı bırakalım. Kişisel bilgisayarımızdan, kişisel gelişimle ilgili yazıyı toplumsaldan kişisele çevirerek devam edelim.


Olaylar karşısındaki tepkilerimizi o güne kadar edindiğimiz ve geliştirdiğimiz düşünme ve yapma alışkanlıkları belirler. Geçen günlerde bir belgeselde (evet ben sadece belgesel ve futbol maçı izliyorum) şöyle bir şey gördüm: biz bir hareket yapmadan tam 6 saniye önce beynimiz karar veriyor. Bir abinin kafasına çeşitli elektronik şeyler bağladılar, eline de bir alet verdiler. Bilgisayar faresine benzeyen aletin sadece sağ ya da soldaki tuşunu tıklayacaktı. Tıklamaların herhangi bir sonucu yok. Sadece sağ ya da sol için beynin nasıl karar verdiğine bakacaklardı. Abi herhangi bir tıklama yapmadan önce beyinde verdiği kararı belirleyen nöronlar 6 saniye önce sinyal veriyor, beynin o noktası ekranda kırmızıya dönüyordu. Bir çok kez test edildi bu durum. 6 saniye çok uzun bir süre. Usain Bolt bu sürede 100 metreyi yarılamış oluyor! Demek ki bilinçli zihnimizden önce beynimiz otomatik olarak kararını çoktan vermiş oluyor. Bu kısmı unutmayın, çok önemli.


İnsanların davranışları çeşitlidir. Birincisi Hz. İsa gibi diğer yanağını döner, ikincisi Polat Alemdar gibi bir veciz sözle birlikte mutlaka rövanşı alır. Üçüncüsü de arkasını döner görmezden, duymazdan gelir. Ne de olsa, kaçanın anası ağlamazmış derler bizim buralarda.


Ama memleketin genel iklimi Kurtlar Vadisinin canlı çekildiği bir set gibi olduğu için, birinci ve üçüncü türden insana rastlamak pek mümkün değildir. Kimse altta kalmak istemez. Herkes tetiktedir. Eh sen sürekli tetikte olursan, beklediğin başına gelir. Bunda şaşılacak bir şey yok.


Zamanında bir şey fark etmiştim, gençlerin arabalarında beyzbol sopaları bulunuyordu. “Gençler, niye arabanızda beyzbol sopası var” diye sorunca “abi bulaşıyorlar” diyorlardı. “Abicim bana neden bulaşmıyorlar” soruma sessiz kalıyorlardı. Sen arabanda beyzbol sopası taşırsan sana bulaşırlar, çünkü aranıyorsun zaten. Tiyatro geleneğinde olduğu gibi; bir sahnede tabanca göründüyse o tabanca mutlaka patlar.

Hepsi de otomatik tepkilerimize, düşünme alışkanlıklarımıza örnektir. Gereksizce kişiliği ortaya koymak, her söylenen sözü üstüne alınmak ve arıza çıkarmak şeklinde bir alışkanlığınız varsa ve işin kötüsü bunun iyi ve doğru bir şey olduğunu düşünüyorsanız başınız beladan kurtulmaz.


Bolluk, bereket ve zenginlik bilinci açısından düşünme alışkanlıklarımız da yaşam kalitemizi direkt etkiler. Zengin birini gördüğünüzde “helal para değildir” diye bir tepkiniz oluyorsa sizin zengin olma ihtimaliniz yoktur, #sbt. Çünkü size göre zengin olmak için ille de gayrimeşru işler yapmak gerekir. Önünüzde iki seçenek var; ya gayrimeşru işler yapacaksınız ya da şimdiki durumunuzda kalacaksınız. Kendinize başka seçenek sunmuyorsunuz çünkü. Hatırlatayım, gayrimeşruya bulaşıp hayatı kayan insan sayısı zengin olandan çok daha fazla.


Hayatın her alanında olduğu gibi ilişkiler için de geçerli elbette düşünme alışkanlıkları. Bir kadın olarak “bütün erkekler öküzdür” diye düşünüp bunu işleyen fıkra, karikatür, videoları facebookta paylaşmayı sürdürürseniz “acaba bana neden hep öküzler denk geliyor?” sorunuzun cevabı bellidir. Sen istedin yahu. Ya da bir erkek olarak her yerde “bütün kadınlar dırdırcıdır” goygoyu yapıyorsan “acaba benimki niye bu kadar başımın etini yiyor?” diye sorman anlamsızdır. Kadınlara verdiğim cevabın aynısı: Sen istedin yahu.


Düşünme alışkanlıkları bütün hayatı etkiliyor, fark etmişsinizdir.


Olumlu düşünme alışkanlıklarıyla ilgili çok örnek vermek gereksiz. Bir kere bu örnekler komik gelmez, eğlenceli değildir. Karda ayağı kayıp düşene herkes güler ve unutmaz da aynı karede dimdik yürüyen adama kimse dikkat etmez. Ratingi yoktur onun.


Bu kadar eleştiriden sonra size güzel bir haber vereyim. Her türlü alışkanlığınızı değiştirmek elinizde.


Bilinçaltımızdaki kayıtları değiştirmek için uygulanabilecek egzersiz ve teknikler mevcut. Bu sayede beslenme, düşünme gibi size zararı olduğunu bildiğiniz birçok alışkanlığınızı değiştirebilirsiniz. Hani yukarıda bir belgeselden bahsetmiştim, beyin biz bir hareketi yapmadan 6 saniye önce karar alıyor diye. Hah işte, yapacağımız şey, beynin aldığı kararı işimize yarayacak hale getirmek.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

mesela kalbin akıllısı olur mu bide beyine aptal derlr beyinnki alışknlksa kalbin ki ne ortak bi tarfları var ikiside yaramaz:)))

savas barka 
 13.02.2013 16:03
 

ilişkilerde bu 6 sn nin önüne kalp mi geçiyor acabada beyin işe yaramıyo :)) bu alışkanlık nasıl değişir sylrmsinz

savas barka 
 13.02.2013 16:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1787
Kayıt tarihi
: 09.10.08
 
 

İ.T.Ü'den mezun İşletme Mühendisi Kişisel Gelişim Uzmanı Yaşam Koçu Öğrenci Koçu ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster