Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '19

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
50
 

Hiç Kolay Değil!

Uzun zamandan beri yaşayan bu dünya için, geleceği için farklı, farklı birikimleri bünyesinde bulundurmak üzere yaratılmış bir varlık olarak kararsız bir yapıda dünyaya geldi insan. Hatta var olduğundan beridir o denge arayışında tabiat anada kendini tanımlamak için birçok yoldan gitmişti. Öncelerinde tabiat anaya yenik düşmemek için kendini diğer canlılarla savaşarak aç kalmamaya çalıştı uzun bir süre. Sorasında bunu becerebilmek için teknoloji arayışına girdi. Ve her geliştirdiği yetenekle teknolojisini, bilgisini geliştirdi. Ve bunu sistematik hale getirip bir hafıza oluşturabilmek için yazıyı kullandı, matematiği buldu. Kayıtlar vasıtası ile bilginin geçirgenliği sağlandı. Nesilden nesile aktarımlar sağlanırken birkaç adam çıktı ve bu bilginin işlenebilmesi üzerine ve teknolojiye aktarabilmek için bilimsel yaklaşımı geliştirdi. Zamanla insan bu yaklaşımı metotlaştırdı, sistematik hale getirdi ve böylelikle farklı bilim dallarını oluşturdu. Her bir bilim için değişmez kaideler koymayı başardı. Ve en sonunda da bilim ve teknoloji öyle ilerledi ki bilimi insandan bağımsızlaştıracak kadar veriler çoğalınca gözlem yeteneğini teknolojiye devretti insan. Bilimsel metot bilimsel kaideleri yıkmak için teknolojiler tarafından kullanıldı. Teknolojiler bilimi esas alarak faklı algoritmalar üreterek yeni teknolojileri doğurdu. Ve bugün insan kendi yarattığı teknolojinin bir aracı haline geldi.

Halihazırda insan kromozom yapısıyla, DNA' sıyla, hücre, buna bağlı doku ve sistemler  yapısıyla, tanımlanabilir hale geldi ve tüm bu bilgiler teknolojiye aktarılmış durumda. Hiçbir beynin işleyemeyeceği kadar çok bilgi birikimi, sürerli bir biçimde geliştirilen farklı teknolojiler doğrultusunda quantum fiziği hızında değerlendirilebilir hale geldi. Ve öyle ki her bir olayın gerçekleşme sıklığındaki açıklamalar belki %100 değil fakat %99 güven aralığında tanımlanabilir hale geldi.  İnsan var olma olasılığını hesaplar, varoluş yapı taşlarını tespit eder hale geldi. Bütün bu anlatılardan çıkarılacak sonuç, insanın evrende var olma olasılığı, şekli ve sıklığı tanımlanabilmiş durumdadır. Şimdi de ise hem geçmişe hem de geleceğe yönelik çalışmaların doruk noktasına geldiği bir dönem yaşanıyor. Ve yavaş, yavaş evrensel gerçeklik denen o bütünselliğe ulaşmanın yolu aranıyor. Belki insanlık bir gün gelecek kendi Allah’ını kendi yaratacak kadar bilgili hale gelecek.

İnsan gün geçtikçe kendi birikimini  ve hatta empati yapıp duygusallığını kullanarak (ki bunda kadınların öncü olduğu söyleniyor, doğurganlığına bakılarak) kendi dünyasını yaratmak üzere doğaya hükmetmeye çalışıyor. Ve görülüyor ki bu konuda da bayağı mesafe kat etmiş durumda. Kendi yarattığı tanrı teknoloji  ile beraber kendi sanal gerçeklerini doğaya doğru olarak kabul ettirmeye çalışıyor. Ve bunu yaparken doğanın ona verdiği tüm imkanları, kaynakları sınırsızca tüketmek konusunda kararlı. Çünkü kararsız yapısı onu tanrıyla kendisini eş koşmaya kadar götürüyor. Bu durumu insanlık yararına yaptığını söylese de amacı bir gün mutlaklaşmak, tanrısallaşmak. Çünkü tanrı sonsuzluğu temsil ediyor, ya da kabul edildiği gibi sıfırı, başlangıç noktasını belirliyor.

Ve bu gerçeklik içinde doğruyu tanımlama da insan doğayı öğrenerek hata yapmazken, yani evrensel insanlık kurallarını yaratıp doğayla uyum içinde yaşamanın yasalarını belirlemişken, kendi kararsız yapısı dolayısıyla, amacına ulaşmak için tüm bunlardan vazgeçme kuralsızlığını gizliden gizliye erdem sayıyor. Nitekim erdem dünyada mutlu mesut yaşamak değil, erdem varlığından tanrıya dönüşüp dünyaya ve evrene sahip olmak. Bu kadar kelimelerle anlatmak istediğimi bir matematiksel denklemle ifade edeyim: Zaman sonsuza giderken insanlık fonksiyonu eşit tanrısallık.

Uzun lafın kısası insan tanrısallaşarak varlık nedenini kutsallaştırmak ve varlık sebebinin bu evrenin hakimi olduğunu belirlemek istiyor. Ve böylelikle kutsi amacı varlığıyla eşdeğer olacak.

Bütün bunlar ışığında biz insancıkların yaşamda kendine yer belirlemesi ancak ve ancak kendi yaratacağı mikro evren gerçekliğinde gizli. Hepimiz bu yönlendirmelerin bir aracına takılıp –ki bunlar birey, toplum, devlet, demokrasi, özgürlük, din, yani insanlık sözleşmesine dair haklar- kendi gerçekliğimizi gerçeklemede bu teknoloji bombardımanı altında doğayı unutup bir karakter ve kişi olarak kendimize yer edinmeye çalışıyoruz. Ve ne gariptir ki tüm üssel kavramlar altında ezilenler olarak insanlığın teknoloji vasıtası ile bize sunduğu bilgi karmaşasında  yaşamaya çalışıyoruz. Ve bu durum daha fazla kişisel dünyamıza dönüp yalnızlaşmamıza ve doğayla mutluluk için uyumlu yaşamamıza engel oluyor.

Sonuç olarak bir birey olarak günümüzde kendimizi tanımlamak sanıldığı kadar kolay bir şey değil...

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 613
Toplam yorum
: 1635
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 272
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric küllerinden doğduktan sonra dünyada büyük değişiklikler olsa da Türkiye'de çok fazla şey değ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster