Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Aralık '08

 
Kategori
Arkeoloji
Okunma Sayısı
7204
 

Hitit Arşivleri ve Önasya

Hitit Arşivleri ve Önasya
 

Hitit Dönemi Anadolu


Arşiv

İnsanoğlu yeryüzünde varolduğundan beri, duygu ve düşüncelerini başkalarıyla paylamak için, çeşitli iletişim yolları kullanmıştır. Bunlar Görsel işaretler: ateş, duman ve ışık; akustik işaretler: davul ve ıslık; sayma çubukları; quipu düğüm yazısı; petrogramlar; token veya Latince adıyla calculi (hesaptaşları) ve petroglifler’dir. Zamanla bunlar insanoğlunun ihtiyacını karşılayamadığı için çivi yazısı ve yazının üstüne yazıldığı kil tabletler ve çoğalan çivi yazılı kil tabletlerin saklanması için arşivler ortaya çıkmıştır.

Eski Önasya Dünyası’nda geniş yayılım alanı bulan, Tokenler yazıya geçiş sürecinde önemli bir yer tutar. Kilden yapılıp, pişirilerek sertleştirilmiş ve çoğunlukla üzerleri şekillere ayrılmış, çeşitli formlardaki bu hesap taşları her biri farklı bir nesneye karşılık geliyor ve ticareti yapılan malların türü ve ölçüsü hakkında bilgi veriyordu

Yazı MÖ 4. binyıl sonlarına doğru, yani 3200 yıllarında Güney Mezopotamya’da, ya da Sümer’de icat edilmiştir. Yazının elimize geçen ilk örneklerini oluşturan kil tabletler ise, aşağı Fırat bölgesindeki, bugünkü adı Warka olan Sümer şehri Uruk’ta yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. IV A yapı katına ait bu tabletlere göre, önce resim yazısı olarak başlayan bu yazı evrimleşerek bir yazı biçimini almıştır. Stylus adını verdiğimiz yazı kaleminin, batırıldığı yerde üçgen biçimli bir iz bıraktığına bakılarak, kama ya da çiviye benzeyen işaretlerden kurulu yazıya Latince “cuneus” kama ve “forma” biçim kelimelerinden bileşik “cuneiform”, çivi biçimli yazı, çivi yazısı adı verildi. Çivi yazısı, kelime işaretlerinden ve fonetik hece işaretlerinden kurulmuş ve MS 74 yılına kadar çeşitli dil ailelerine mensup dillere uygulanmış ve kullanılmıştır.

Yazının keşfi tarihsel çağları başlatmıştır. Anadolu’ya yazılarının getirerek, Anadolu’da tarihsel çağları başlatan, MÖ 19. ve 18. yüzyıllarda Anadolu’ya ticaret için gelen Asurlu tüccarlardır. Eski Önasya halkları, Neolitik çağdan itibaren birbirileri ile ticari ilişkiler kurmuşlardı, çünkü doğal kaynakları kendi kendilerine yeterli değildi. Tarihsel çağlarına başladıktan sonra, Anadolu’nun ilk büyük devletini kuran Hititlerin Büyük Kralı I. Hattuşili (MÖ 1650), Kuzey Suriye yaptığı seferlerden dönüşünde, bazı katipleri Anadolu’ya, başkenti Hattuşa’ya getirmiştir. Böylece yazıyla tanışan Hititler kayıtlar tutmuşlar ve arşivler oluşturmuşlar. Konumuz olan Hitit arşivlerine geçmeden önce, konumuzun daha iyi anlaşılması için, Arşiv ne demektir ve Önasya arşivleri ile ilgili bilgilere bir göz atalım.

Arşiv Kelimesinin Anlamı

Arşiv kelimesi Türk Dil Kurumunun 1994 yılında yayınlanan sözlüğünde anlamı belgelik olarak verilmiştir. Arşiv kelimesinin kökeninde Fransızca olduğu belirtilmiştir. Ama Eski Doğu’da arşiv ile kütüphane kavramlar arasında kesin çizgiler çizilememiştir. Sadece Asurbanipal’ın kütüphanesi, kütüphane olarak kabul edilmiştir.

Arşiv ve kütüphane kavramları bilim insanları arasında çeşitli tartışmalar konu olmuştur. Arşiv, çeşitli belge koleksiyonları ve resmi belgelerden oluşurken, kütüphane daha çok insanın düşünce faaliyetlerinden oluşmuştur. Eski Doğu’da arşiv ve kütüphane ya özel yada saray ve tapınak gibi devlete bağlı olabiliyordu.

I. Önasya Arşivleri

Önasya denilince aklımıza, Mezopotamya, Suriye-Filistin, İran, Anadolu ve Mısır kültürleri gelir.

Mezopotamya Hellence “mésos” (= orta) ve “potamos” (= ırmak) sözcüklerinden türetilmiş, iki ırmak arasındaki bir bölgeyi anlatan bir coğrafya terimidir. Eskiçağ Tarih Coğrafyası’nda ise Mezopotamya denilince, Fırat ve Dicle ırmaklarının dağlık Doğu Anadolu yöresinden ayrıldıkları nokta ile, bunların Eski Babil ya da bugünkü Bağdat Kenti yakınlarından birbirine 30 km kadar yaklaştıkları bölge arsında kalan alan anlaşılır. Daha güneyde bulunan alüvyonlu bölgeye ise, sırasıyla Babylonia, Akkad ve Sumer (= Sinear) denilmiştir. Bugün ise Irak ve Kuzey Suriye’yi kapsayan, Toroslar’dan Basra Körfezine kadar uzanan tüm bölgeye Mezopotamya denilmektedir.

1. Sümer Arşivleri

Sümer şehirleri Uruk, Ur, Nippur ve Kiş’de yapılan kazılarda kil tabletler bulunmuştur. Sümer de yaşam tapınakların etrafında dönmekteydi. Okulda tapınaktaydı. Yazılı belgelerde tapınaklarda korunuyordu ve daha çok devlet ve din adaları buralardan faydalanmaktaydı. Ur ve Uruk’da tapınak arşivleri niteliğindeki ve astronomi gibi bilimsel konuların işlediği altı bin tablet bulunmuştur. Bunlardan 250 tanesi resmi belgelerin dışındaki konularla ilgilidir. Lagaş da iki ayrı odada yüz bin kil tablet bulunmuştur. Tabletler konularına göre dizilmiştir. Sargon (MÖ 721-705) ile ilgili belgeler vardır. Nippur da MÖ III. Ve II. bine tarihlenen ve iki ayrı odada elli bin tablet bulunmuştur. İlk odada tabletler duvar boyunca 50 cm. yüksekliğinde ve 35 cm. genişliğindeki ağaç raflar üzerine konmuştur. İkinci odada arşiv belgeleri niteliğinde tabletler yer almaktaydı. Bunların dışında rahiplerin başka bir deyişle rahip-kâtiplerin evlerin bulunan ve arşiv mi kütüphane mi olduğu tartışılan ve Efsane, destan vb edebi konuları içeren tabletler bulunmuştur.

2. Babylonia Arşivleri

Hammurabi (MÖ 2003-1961) tarafından yaptırılan, Babylonia şehlerinden Kiş’teki tapınaklarda çok sayıda tablet bulunmuştur. Buradaki tabletler din ve yönetim konularını içermesi bakımından arşiv niteliği taşıyor. Yine Hammurabi zamanına ait Yetmiş bin tablet Sippar şehrinde bulunmuştur. Burada özel ticaret belgeleri bulunuyordu ve tam anlamıyla bir arşiv niteliğindedir. Sippar-asura tapınağında ise urnalar içerisinde çok sayıda tablet bulunmuştur. Mari’nin krallık sarayında içerisinde siyasal yazışmalar ve ekonomik belgelerin olduğu yirmi bin tablet bulunmuştur.

3. Mısır Arşivleri

Mısır tarihsel gelişiminden ve yaratığı medeniyetten dolayı hep Önasya arkeolojisi içinde yer almıştır. Mısır Devletinin dini yapısından dolayı arşivler tapınaklarda bulunuyordu. Orta Krallık zamanında Amenemhat III (MÖ 1849-1800) ve Amenemhat IV (MÖ 1800-1792) zamanında El- Amarna’da krallık sarayında, Küçükasya, Mezopotamya ve Mısır arasındaki siyasal yazışmaların konu alan ve Babil dilinde yazılmış 370 tablet bulunmuştur. Mısırlılar Papirüs ruloları içinde bir çok mektup, hesap kâğıtları, kontratlar, adli mektuplar, hekim dosyaları, coğrafyaya ait yazılar ve bilhassa edebi parçalar sanki biz bulup onların yaratığı medeniyeti görelim diye bırakmışlar.

4. Anadolu Arşivleri

Kayseri ilimizde, Kaneş (= Kültepe) kazılarında Assur Ticaret Kolonileri Çağına ait Arşivler bulunmuştur. Bunlar Anadolu’nun en eski yazılı kaynaklardır. Kil Tabletler antik Assur lehçesi ve çivi yazısı ile yazılmıştır. Bu tabletler MÖ II. binin başlarına tarihlenmektedir ve daha çok ticari belgelerdir.

5. Kuzey Suriye Arşivleri

Ugarit (= Rasşamara) kazılarında, saray ve tapınaklarda saklana, Akadca, Sümerce ve Hititce yazılmış ve dini, ekonomik, bilimsel ve destanları işleyen tabletler bulunmuştur.

6. Assur Arşivleri

Assur kentinde yapılan kazılarda, devlet arşivi diyebileceğimiz tabletler bulunmuştur. Kanunlar, fal metinleri ve efsanelerden oluşan bu tabletler Babilce yazılmış ve Asurca kopyaları yapılmış. Ayrıca özel arşivlerde bulunmuştur.

Ninova kazılarında, Assurbanipal’a (MÖ 668-629) ait ve daha çok bir kütüphaneye benzeyen bir arşiv deposu bulunmuştur. Resmi ve bilimsel ve efsanelerden oluşan bu bu tabletlerin sayısı Otuz bin’dir.

Asurbanipal’e ait olduğu sanılan bir tablet ilgi çekicidir. “... Arşivlerinde mevcut olup da, Assur’da bulunmayan bütün kıymetli tabletleri bulup, bana yolla. Memurlara ve görevlilere yazdım... Hiçbiri senden bir tablet saklayamaz. Sana adını söylemediğim, fakat sarayım için değerli bulduğum bir tablet ve dini metin görürsen, bunları da al, bana gönder. Kazılarda bulunan kalıntılara göre Assur’lular kil tablet yanında papirus ve deriler üzerine de yazı yazmışlar.

II. HİTİT ARŞİVLERİ

1887 yılında Mısır’ın başkenti Kahire’nin yaklaşık 300 km güneyinde bulunan Tell-el-Amarna’da firavun IV. Amenophis’e ait bir tablet arşivi bulunur. Önceleri koleksiyonculara tek tek elaltından satılan tabletler, daha sonra sistematik bir kazı ile tüm olarak ortaya çıkarılır. Amarna Mektupları olarak literatüre geçen belgelerin çoğu o yıllarda bilimadamları tarafından okunabilen Babilce olarak yazılmış olsa da, içinde iki tanesi o zaman için bilinmeyen bir dil ile yazılmıştır.

Aynı dil ile yazılmış belgeler, 1907 yılında Alman Hugo Winckler tarafından kazılmaya başlanan Çorum kenti yakınlarındaki Boğazköy ( bugün adı Boğazkale olarak değişmiştir) ‘de bulunan Tablet arşivi içinde de bulunmuştur. Bu dil nihayetinde 1917 yılında Macar asıllı alman bir dilbilimcisi olan Bedrich Hrozny tarafından çözüldü. Bu çözümü ile aynı zamanda bilinen en eski Hint-Avrupa dili olan, Hititçe de keşfedilmiş oldu. Hititler’in Anadolu’ya ne zaman ve hangi yol üzerinden geldikleri hala tam anlamıyla açıklık kazanmamıştır. Genelde kabul edilen görüş, Hititler’in, yine iki Hint-Avrupalı toplum olan Pala’lar ve Luvi’ler ile beraber, MÖ III. binyılın sonlarına doğru Anadolu’ya Kafkaslar üzerinden geldikleri görüşüdür. Özellikle Karum Kaneş’te bulunan çivi yazılı kaynaklardan, Anadolu’nun bu dönemde büyük ölçüde üç ayrı etnik gruptan oluştuğu görülmektedir: Hint-Avrupalılar, her ikisi de Asya (olasılıkla Kafkas) kökenli Hattiler (Anadolu’nun Hitit öncesi halkı olarak kabul edilen grup) ve Hurriler. Aynı metinlerde bir çok Hint-Avupa kökenli şahıs ismin geçmesinden, Hint-Avrupalılar’ın, Hitit devletinin kuruluşundan evvel siyasi bir rol oynadıkları anlaşılmaktadır.

A. Hitit Arşivlerinin Bulunduğu Kentler

1. Boğazköy (= Hattušaš)

Hititlerin başkenti olan Boğazköy (= Hattušaš), Çorum'un Boğazkale İlçesinde yer almaktadır.

Tarihsel geçmişi İlk Tunç Çağına değin uzanan Boğazköy'de ilk kazı 1893-1894 yıllarında Fransız Prehitoryacı Ernest Chantre tarafından yapılmıştır. Daha sonra 1906-1907 ve 1911 ve 1912 yıllarında Alman bilim kurumları Deutsche Arhaeologiches Gesellschaft ve Deutsche Orient Gesellschaft temsilen Hugo Winckler ve İmparatorluk Müzesi (asar-ı Atika) mensubu Theodor Makridi yönetiminde yapılmıştır.

Boğazköy tabletleri Hititlerin başkenti Boğazköy'de (= Hattušaš) 1906-1907 ve 1911-1912 yıllarında Almanya ile Osmanlı İmparatorluğu tarafından müşterek olarak yapılan kazılardan gelen tabletlerdir. Buluntu yeri nedeniyle tabletler Boğazköy Tabletleri olarak anılmaktadır.

Alman bilim kurumlarından Hugo Winckler ve İmparatorluk Müzesi (= Asar-ı Atika) mensubu Theodor Makridi yönetiminde yapılan kazılardan 10.400 civarında Hitit tableti bulunmuş ve bulunan tabletler İmparatorluk Müzesi olan Asar-ı Atika (= İstanbul Arkeoloji Müzeleri) Müzesine gönderilmiştir.

Kazıdan ele geçen tabletler Hitit Kraliyet Arşivine ait büyük boy tabletlerden (A-4 boyu örneği) oluşmaktadır. Tam ve eksiksiz olanlar yanında, bir bölümü de kırık durumda ele geçmişlerdir. Bir kısmı tabiî yangın nedeniyle kendiliğinden pişmiş ise de büyük bölümünün pişirilerek konservasyonlarının yapılması gerekiyordu.

Almanlarla varılan anlaşma gereğince tabletler ve iki sfenks 1915 ve 1917 tarihlerinde, iki parti halinde 33 sandık içinde temizleme, onarım ve yayın çalışmalarının yapılması için iade edilmek üzere Berlin'e gönderilmiştir. Konservasyonları bitirilen 3000 civarında tablet 1924-1943 yılları arasında 9 parti halinde İstanbul'a gönderilmiştir.
II. Dünya Savaşı'nın getirdiği politik ortam Almanya'yı Batı ve Doğu Almanya olmak üzere ikiye bölmüş, konservasyon için gönderilen tabletlerin büyük bir bölümü Berlin Kraliyet Müzelerinde kalmıştır.

Tabletlerin geri kalanlarının alınması için yapılan girişimlerden bir sonuç alınamamış, Doğu Alman Demokratik Cumhuriyetini resmen tanıdığımız 1972 yılından sonra Dışişleri Bakanlığı ve Kültür Bakanlığının girişimleriyle geri kalan 7500 civarında tablet 1987 yılının Kasım ayında yurda getirilmiş ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde koruma altına alınmıştır. 1932 yılı ve onu takip eden yıllarda Boğazköy kazılarından çıkan tabletler Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde korunmaktadır.

Boğazköy'de yapılan kazılardan bugüne kadar 30-35 bin civarında tablet ele geçmiş olup, söz konusu koleksiyon, tablet sayısı bakımından dünyada birinci koleksiyondur. Bugün bu tabletlerin 20.500 adedi Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde, 10.420 adedi İstanbul Arkeoloji Müzelerinde, 599 adedi ise Çorum Müzesindedir.

Hitit devlet arşivine ait kayıtları içeren tabletler Hitit İmparatorluk devrine aittir (İ.Ö. 1650-1200) ve konuları çok çeşitlidir: Devletler arası antlaşmalar, kanun kodeksleri, kral yıllıkları, vaaz edilen fermanlar, tıp ve astronomi ile ilgili belgeler, mektuplar, ilahiler, dualar, mahkeme kararları, ayinler, destanlar, iki dilli yazıt ve lügatçeler, Akatçadan tercüme edilmiş çeşitli edebi türler, fallar, cinsel gücü arttırıcı reçeteler gibi çeşitli türlerdir. Bütün bu türler Hititlerin Babil yazısından uyarladıkları çivi yazısıyla yazılmışlardır. Hititçe, Hint Avrupa dili olup, bünyesinde kendi dilinden olmayan dil elementleri içerir. Sumerce, Akatça dilleri Hititçeyle karışık olarak dilde hakim unsurlardır. Ayrıca Palaca, Luvice ve Hurca dilleri ile yazılmış pek çok abidevi yazıt, damga ve silindir mühür ve bulla bırakmışlardır.

Eski şartlarla Mısır ve Anadolu arasında imzalanmış tarihte en eski antlaşma olarak bilinen Kadeş Antlaşması 1906 yılında Büyükkale'de yapılan kazılarda bulunmuş, bugün İstanbul Arkeoloji Müzelerinde korunmaktadır. Tabletler arasında Hititlerin komşularıyla olan ilişkilerine ışık tutan diplomatik yazışmalar ve mektuplar önemli bir grup oluşturmaktadır. Bu yazışmalarda o zaman devrin diplomatik dili olan Akatça dili kullanılmıştır.

UNESCO tarafından Kültür Miras Listesi’ne alınan Boğazköy de kazılar devam etmekte ve yeni tabletler bulunmaktadır.

2. Maşat Höyük

Maşat Höyük, Tokat ilinin Zile ilçesinin kuş uçumu 20 km güneyinde, Ankara’nın 312 km Kuzeydoğusunda ve bugün de aynı adı taşıyan (Maşat ovası) ovanın ortasındaki modren Maşat köyün (= Yalınyazı) 1500 m batısındadır.

Hitit sarayının doğuya bakan 9 odasında çivi yazılı tablet bulundu. Özellikle iki oda çok önemlidir. Güneybatı köşesindeki oda’da 20 tablet ve bu odanın güneyinde çok yanmış kerpiç enkaz içinde 80 tablet bulunmuştur. Çivi yazılı belgeleri ile bu iki oda, Boğazköy’dekilerin dışında, ilk defa bulunmuş olan bir Hitit arşivini temsil etmektedir. Diğer odalarda bulunanlarla birlikte toplam 200 civarına tablet bulunmuştur. MÖ 1400’e tarihlenen bu saray arşivi, Hattuşa ile Maşat Höyük arasındaki yazışmalardan oluşur. Düşmanlar hakkında bilgiler, tarla listeleri, bazı yerlerdeki kişilerin ve depolarla ilgili bilgiler, değerli eşya, yiyecek ve giyecekler hakkında bilgi verir. Din ve edebi konularında metin bulunmadığı için burası tam anlamıyla devlet arşivi niteliğindedir. Tabletlerin ağaç raflara düzenli olarak yerleştirildiğini, tabletlerin altındaki kömürleşmiş ağaç parçalarından anlaşılmaktadır.

3. Ortaköy (= Šapinuwa)

Ortaköy, Orta Anadolu’nun Kuzeyinde, Çorum ilinin 53 km güneydoğusunda yer alan bir ilçe merkezidir. ilçesinin sınırları içinde yer alır. 1990 yılından bu yana Ortaköy’de yapılan kazılarda çivi yazılı Hitit arşivlerine ait tabletler açığa çıkarılmıştır. Bu tabletler üzerindeki çalışmalar ile Ortaköy Hitit şehrinin çağındaki adının Šapinuwa olduğu ve Hitit büyük kralının burayı idari merkez olarak kullandığı ortaya çıkmıştır ve Šapinuwa’nın da Hattušaš gibi Hitit Devleti’nin başkenti olduğu anlaşılmıştır.

Şapinuwa arşivlerinde ele geçen tablet ve tablet parçalarının sayısı 3000’i geçmiştir. Çoğu “A” Binası’nın güney cephesi boyunca yapılan kazılarda bulunan tabletler, fal metinleri, ritualler ve listelerden oluşmaktadır ve Hititce ve Hurice metinler ağırlıktadır. Ayrıca Hitit hiyeroglif yazılı mühür baskıları da ele geçmiştir. Tabletlerin çoğu Orta Hitit Dönemi’ne aitti.

4. Kuşaklı (= Sarissa)

Sivas ili sınırları içinde yer alan Kuşaklı-Sarissa da yapılan kazılarda, Akropolün batı kesiminde bir arşiv odasında 48 adet tablet bulunmuştur. Bunlardan 18 fal metni, 3 bayram metni ve 18 adet kült envanteridir. MÖ 13. yüzyıldan kalma olduğu anlaşılan ve tümü “A” binasında bir odanın içinde ve çevresinde ele geçti. Akropolün güneyin kesiminde yapılan kazılarda yıkıntılar arsında iki tüm tablet bulundu. Devam etmekte olan kazılarda tablet sayısı artmaya devam etmektedir.

B. Hitit Arşivlerinde Yerleştirme ve Tazmin Düzeni

Hitit arşivleri mimari olarak genellikle Boğazköy-Büyükkale’deki yapı A1 gibi altkatı kuzeyde yükselen yamaca yaslanan ve içine yalnız güneyden girile iki katlı ve tam dikdörtgen olmayan bir yapıdır.

Tabletlerin altında duran kömürleşmiş ağaç parçalarından ve bu tabletlerin birbirinin arkasına düzenli olarak bulunması, yangından önce tabletlerin, Boğazköy ve Maşat Höyük de tahta raflara üzerine düzenli bir şekilde yerleştirildikleri anlaşılmaktadır.

Boğazköy’de bulunan tabletlerin hepsi aynı yapı içinde değildir. Büyükkale’deki yönetim yapılarında A, E ve K yapıları ile Aşağı Kent’teki Büyük Tapınağın doğu depoları ve Büyükkale’nin batı yamacındaki bir yapı da çıkan tabletlerin içerik yönünden ele alacak olursak, aralarında bir konu birliği olmadığı, yani, belirli yapılarda belirli konuları içeren belgelerin saklanmadığını görürüz. Bu yapılarda ele geçen tabletler tahta raflar üzerinde durduğunun arkeolojik kazılar göstermektedir. Bazı yapılarda ikinci katta Tablet kolleksiyonları olup olmadığını, buluntu durumuna bakılarak saptayabiliriz. Tabletler bir odanın zemininde bulunursa, bu anların alt katta durduğunu, eğer tabletlerle oda zemini arasında üst kat tabanının molozu varsa, bu da tabletlerin ikinci kattan düşmüş olduğunu belirtmektedir.

Tabletlerin tahta raflarda dizili olarak durduğunun en önemli kanıtı, tabletlerin yanan tahtaya yakın olmalarından dolayı kömür karası bir renk almış olmaları ve yer yer yüksek ısı nedeniyle, kil yüzeyinde hava kabarcıkları oluşmuş olmasıdır. Tabletlerin bu tahta raflarda dik olarak durdukları, ele geçen bazı tablet katalog’larından anlaşılmaktadır. Yinede bazı büyük tabletler herhalde yatık olarak duruyordu. Bazı tabletlerin bir odanın kapısındaki eşik taşından daha aşağıda çıkması, oda tabanın tahtayla döşendiğini kanıtlamaktadır.

Tabletlerin sonunda, bilimsel kitaplardaki dipnotlar gibi esas metinden iki çizgi ile ayrılmış bir köşede tabletin içeriği, birkaç tabletten oluşan bir serinin bir parçası ise, kaçıncı tableti olduğu ve yazmanın adı belirtilir[1].

Boğazköy arşivlerinde, küçük etiket adını verdiğimiz tabletçikler bulunmuştur. Etiketler üzerinde tabletlerin kısa içeriği yazılıdır. Bunlar genellikle tabletin başlangıç satırının bir tekrarı biçimindedir. Büyük ihtimalle ait oldukları tabletin önünde duruyor ve tabletin içeriği hakkında okuyucuya bilgi veriyordu. Bizin ciltlerimizdeki sırt yazısı ya da kitapların arkasındaki etiketlerin görevini yapıyordu. Bütün bunlar Hitit arşivlerinde belli bir düzenin var olduğunu göstermektedir. Bunun, içinde bulunduğu serinin kaçıncı tableti olduğu, yazılması unutulan tabletler pişirildikten sonra sert bir şeyle kazınmış sayılardan anlıyoruz.

C. Hitit Arşivlerinde Kullanılan Malzeme

1. Kil Tabletler

Hitit arşivlerinde en çok kullanılan malzeme kilden yapılmış tabletlerdir. Hitit tabletleri, önyüzleri düz, arka yüzleri hafif dışbükey ve boyları avuç içine sığacak kadar olanlardan, 30 cm’yi aşan büyüklüklere varan, yüzeyleri 1, 2 ya da 3 sütün halinde yazılmış belgelerdir. Boğazköy ve Maşat Höyük de çivi yazılı kil tabletler bulunmuştur.

Eski Hitit dönemine ait çivi yazılı kilden mühürlerde bulunmuştur. İnandıktepe’de bulunan mülk bağış listesi ile Tahurvaili mührü üzerindeki yazılar buna örnek olarak verilebilir. III Hattuşili ile Puduhepa’nın mühür baskıları, Kargamış kralı İni-Teşup’un çivi yazılı kil mühür baskısı diğer bir örnektir.

2. Ağaç Tabletler

Hititler ağaç levhaları da üzerine yazı yazmak için kulandılar. MÖ II. binin ikinci yarısının ilk kısmına tarihlenen Maşat Höyük’de bulunan tabletler “ağaç yazıcıları”ndan söz etmektedir. Bunlardan hiyeroglif yazıların ağaç üzerine yazıldığı anlaşılmaktadır. Hitit tahta levhaların üzerinin bezle örtüldüğünü üzerindeki izlerden anlıyoruz. Geç Hititler döneminde de ağaç malzeme kullanılmıştır. Anadolu’nun nemli ikliminden dolayı bu tahta levhalar günümüze kadar ulaşamamıştır.

3. Metal Tabletler

Hitit kralı III. Hattuşili ile Mısır kralı II. Ramses arasındaki Kadeş anlaşması gümüş bir levha üzerine yazılmıştır. Bığazköy’de Yerkapı’da, bulunan Bronz tablet üzerinde Kral IV. Tuthalia’nın Kurunta Kralı Tarhuntaşşa ile yaptığı bir sözleşme yer alır.

D. Arşiv Malzemesini Yazan Katipler

1. Kil Tablet Katipleri

Hitit arşiv malzemesinin günümüze kadar ulaşması hatta bizden sonraki kuşaklara kalacak olması ve bugünkü arşivleme sistemine benzer bir şekilde düzenlenmesi, muhakkak ki kâtip dediğimiz ve Hitit sosyal sınıfları içinde çok önemli bir yeri olan bu kişiler tarafından düzenlenmesindendir. Katipler toplum içindeki önemli yerlerinin yanı sıra, devlet protokolünde de çok önemli mevkiler de bulunmakta idiler. Özellikle Hitit devletinin vasalleri ile veya diğer büyük yabacı devletlerle yaptığı antlaşmalarda, yapılan antlaşmaya tanık olarak katılan devletin üst düzey yöneticileri arasında yine kâtipler en önemli görevler arasında sayılan, protokol görevini de yerine getirmekte idiler.

Kâtiplerin unvanları Hitit metinlerinde, Sumerce ideogram veya logogarmlar ile belirtilmektedir. Metni yazan kâtibin denetciliği görevini üstlenen “Baş Kâtip veya kâtiplerin başı ya da büyüğü” anlamına gelen GAL DUB.SAR veya GAL DUB.SARMEŠ kelimesi kullanılmakta idi. “Şef veya Şef (kâtip)” olarak da LÚSAG veya SAG nadiren de LÚSAG.UŠ biçimleri görülmektedir.

Tableti yazan esas “Kâtip” veya diğer bir değişle Hititler tarafından en çok kullanılmış olan yazı malzemesi Kil’in üzerine yazdıkları için “Kil tablet katibi” olarak isimlendirilen kâtipler ise DUB.SAR veya LÚDUB.SAR logogramları ile belirtilmektedir. Öğrencilikle kâtiplik arasında bir yere yerleştirebileceğimiz “Küçük katip veya Asistan katip” olarak nitelendirilen LÚDUB.SAR TUR bulunmaktadır.

2. Tahta Tablet Kâtibi

Tahta tablet yazan katiplerin diğer Kil Tablet katiplerinden farklı olarak Hitit sosyal sınıfı içerisinde daha bahsettiğimiz gibi Kil tablet katipleri kadar fazla önemleri bulunmamakta idi. Bu katipler işlerinin yanı sıra sarayda, tapınakta çeşitli törenlerde görev alabilmektedir.

Tahta tablet yazan katiplerin unvanları “ağaç , ahşap, odun” veya “tahta” anlamına gelen GIŠ ideogramının, katip anlamına gelen DUB.SAR kelimesinden sonra gelmesiyle belirtilmektedir. “Baş tahta tablet katibi” veya “tahta tablet katibi” anlamında LÚDUB.SAR.GIŠ veya DUB.SAR.GIŠ unvanlarıyla belirtilmekte idiler

III. GENEL DEĞERLENDİRME

Uygarlıklar beşiği Anadolu her dönem bir medeniyete kucağını açmıştır. Hititler de MÖ 18. ve 13. yüzyıllar arsında Anadolu’da yaşamış ve büyük bir İmparatorluk Kurmuşlardır. Hititler’e ait kültür kalıntıları arasından en önemlisi hiç şüpe yoktur ki, çivi yazılı tabletlerdir.

Hititler ait merkezlerde yapılan kazılarda elde edilen tabletlere göre, Hititler kurdukları devletle ilgili bilgileri tabletlere aktarmışlar ve bunları oluşturdukları arşivler içinde düzenli olarak dizmişler ve korumuşlardır.

Arşiv denince ilk akla gelen devlet yönetimi ile ilgili belgelerin saklandığı bir yer olmasına karşın, Boğazköy arşivlerinde kral yıllıkları, siyasal antlaşmalar, yine siyasal mektuplaşmalar, hukuki metinler, yönetim ile ilgili yönerge metinlerinin yanı sıra mitolojik metinler, dini metinler: dua metinleri, ayinler, bayram törenlerine ait metinledir, fal ve büyü metinleri de bulunmuştur.

Hitit devlet arşivine ait olan benzer yazışmalar yalnız Boğazköy tabletleri ile sınırlı değildir. Hitit başkenti Boğazköy'den başka, son 10 yılda yapılan kazılarla Hitit devlet arşivinin devamı olan yazışmaları içeren, Çorum - Ortaköy (Şapinuwa)'de 3000'ü aşkın, Tokat-Zile'de bulunan Maşat Höyükten 200 civarında tablet ele geçmiştir. Devam eden kazılarda bunlara yeni tabletler ilave olmaktadır.

İki kilometrekarelik bir alana kurulmuş olan Hattuşa, yaklaşık 6 km uzunluğunda, yüksek kulelerin bulunduğu bir surla çevrilidir. Temeli taş, üst yapısı kerpiç örülü bu surda bulunan kapılar, şehrin değişik mahallelerine girişi sağlıyordu. Bu kapılar Aslan, Sfenks ya da Tanrı betimi gibi gayet ince taş işçiliği gösteren çeşitli kabartmalarla süslüdür. 1893'te başlayıp 1931'den beri Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından sürdürülen kazılar sayesinde şehrin büyük bir kısmı açığa çıkarılmış ve restore edilmiştir. Sarp bir kayalık üzerinde yer alan Büyükkale'deki Hitit Büyük Kralları'nın oturduğu, ayrı bir surla çevrilmiş saray, yanlızca kalıntılarıyla değil aynı zamanda etkileyici manzarası ile de ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Direkli galerilerle çevrilmiş dört avlu etrafına dizilmiş yapılar, kral ve ailesinin yanısıra saray memurları ve altın mızraklılar olarak adlandırılan nöbetçi askerleri de barındırıyordu. Kralın kabul salonu ve üç ayrı yerdeki çivi yazılı tabletlerin arşiv odaları da büyük kalededir.

Aşağı Şehir olarak adlandırılan alanda konutların yanısıra, ülkenin en yüksek tanrıları olan Fırtına Tanrısı ile Arinna'nın Güneş Tanrıçası'na adanmış Büyük Tapınak bulunur. Tapınağı çevreleyen depo odalarındaki erzak küpleri bugün bile görülebilmektedir. Şehrin en büyük arşivlerinden biri de yine burada bulunmuştur: Hititler Mezopotamya'dan öğrendikleri çivi yazısı ile kil tabletler üzerine anlaşmalar, resmi yazışmalar, kanunlar, kült kuralları ve hatta edebi metinleri kaydetmişlerdir. Hattuşa'da onbinlerce çivi yazılı tabletin bulunduğu arşivler, 1915 yılında Hitit dilinin çözülmesiyle Hititoloji denilen yeni bir bilim dalının doğmasına sebep olmuştur. Bugün özellikle Türkiye, Almanya, İtalya, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde pek çok bilim insanı bu konuda araştırmalarını sürdürmektedir

Hititler, MÖ 2. binde Mısır, Babil ve Mitanni gibi Eski Doğu'nun süper güçlerinden biriydi. Büyük Kralları, yaklaşık MÖ 1650/1600'den MÖ 1200'e kadar Anadolu'nun önemli bir kısmına ve zaman zaman da Kuzey Suriye'ye, başkent Hattuşa'dan hükmetmişlerdi. Bu parlak dönemden sonra gücünü yitirmeye başlayan İmparatorluk MÖ 1200'den kısa bir süre sonra haritadan silinir, başkent terkedilir ve kısmen yakılıp yıkılır. Şehrin harabeleri bundan sonra da birkaç kez kullanılıp terk edilmiştir. Frig, Galat, Roma ve Bizans yerleşimlerinden sonra 17. yüzyılda Maraş'tan gelen Dülkadiroğulları'nın bir kolu buraya yerleşmiştir. Eski adı Boğazköy, şimdiki adı Boğazkale olan küçük ilçe bugün Çorum iline bağlıdır.

Hitit İmparatorluğu çoktan yıkılmış olsa da, tamamen unutulmadığı, başkentinin UNESCO Dünya Mirası listesine alınmasından anlaşılıyor. Bu kadarla da kalmıyor Hititlerin günümüze yansımaları: New York'taki Birleşmiş Milletler binasında Hattuşa'da bulunmuş bir çivi yazılı tabletin büyütülmüş kopyası asılıdır. Bu tablet, Hitit Büyük Kralı III. Hattuşili ile Mısır Firavunu II. Ramses arasındaki barış anlaşmasını içermektedir. Yaklaşık 3260 yıllık bu döküman, bugün dünyayı idare edenlere bu tür anlaşmaların binlerce yıllık bir gelenek olduğunu göstermektedir.

[1] Bunlara filologlarca Kolophon adı verilir. Kolophon: Hellence “bir şeyin bitmesi” veya “sona ermesi” anlamına gelen “Kolofon” kelimesi tabletlerde de genellikle yazının bittiği son kısma rastlamasından dolayı, bu kısma verilmiş olan bir addır ya da terimdir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

çok aydınlatıcı bi yazıydı. keyifle okudum,elinize,emeğinize sağlık!

Hicran Tuncer 
 16.12.2008 18:26
Cevap :
Merhaba, Begenmenize çok sevindim. Bilgi paylaşmak içindir. Paylaştığım bu bilgilerin beğenilmesi harcadığım emeği daha da değerli kılıyor. Teşekkürler... Sevgiyle kalın..  16.12.2008 22:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 137
Toplam yorum
: 126
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 1089
Kayıt tarihi
: 14.12.07
 
 

Aklımda sevdiğim şairlerden mısralarla yürüyorum. Yürümeyi unutmuş ve yeniden öğrenen bir çocuk gibi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster