Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mayıs '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
2368
 

Huzur evleri (2)

Huzur evleri (2)
 

Huzur Evi ziyaretlerinden önce yapılması gereken önemli bir nokta vardır. Eğer büyüklerimize sevgi ve ilgi beraberinde bir nebze olsun ihtiyaçlarına da katkıda bulunmaksa düşünceniz. Gitmeden kurumu telefon ile arayıp ihtiyaçlarının neler olduğunu öğrenebilirsiniz. Bazen iyi niyetle götürülecek börek, tatlı v.s gibi yiyecekler faydadan çok zarar verebiliyor. İçlerin de şeker, tansiyon hastası olanlar var.

Arkadaşlarımla, bir bayram öncesi gerekli hazırlıklarımızı tamamladık. Tespit ettiğimiz ihtiyaçların alımı konusunda hepimiz bütçemize göre ortaya bir para koyar, sonra da neler alabiliriz diye fiyat araştırması yaparız. Bu işler bana aittir. Gideceğimiz yerde 110 büyüğümüz var. 47' si rehabilitasyon hastası. İlk sıra da hasta bezi var. Musevi bir üreticiden uygun fiyata bezlerimizi alırız. İç çamaşırı ihtiyaçları çok fazladır. Yeşildirek'te ki toptancılar sağolsunlar hem ucuza verirler, hemde amacın bu olduğunu öğrenince kendilerinden de katkı da bulunurlar. Yastık kılıfı, çarşaf, nevresim o denli gereklidir. Yemek yerken döker, altına kaçırır bu sevimli yaratıklar.. Fakat bu tür ihtiyaç maddeleri yönetime bırakıldığı için onları çok da ilgilendirmez. Onlar tüm sevimlilikleri ile - bana ne getirdin- sorusunu sorarlar kapıdan girer girmez.. O nedenle götüreceğimiz bir eşarp, bir kravat, bir çift çorap, bir paket peçeteyi bile önceden hediye paketi yapar öyle sunarız. Renk renk hediye paketlerinin için de her ne olursa olsun, onların yüzlerinde ki, gözlerinde ki teşekkür gülümsemeleri sizi alıp başka bir Dünya'ya taşır. Küçücük şeylerle mutlu olmayı bilmeyen insanları düşününce kahrolursunuz..

Bayram öncesi olduğu için o sevinci dolu dolu yaşasınlar istedik. Çünkü biliyorduk ki onlar bayram günü "Gelecek" umuduyla gözlerini kapıya çevirecek ve o kapıdan içeri'ye beklenenler gelmeyecekti...

Bir arkadaşımız Türkân Kandıralı ile temasa geçti. Büyük saz üstatlarının tamamı, Ercüment Batanay, Coşkun Erdem, Hüseyin İleri ve diğerleri takım elbise ve kravatlarıyla o gün oradalardı. Ücretsiz...

Önceden yer tutmaya başladı ayakta dolaşabilenler. Tekerlekli sandalyede olanları odalarından alıp getirdik hep beraber. Her şey hazırdı. Bu arada söylemeden geçemiyeceğim. Öylesine yorgun ve öylesine umutsuzlar ki böyle bir organizasyona rağmen özel olarak giyinmeyi bile istememişlerdi.. Götürdüklerimizi hep saklamışlar.. Bir gün geleceğini umut ettikleri kızlarına, oğullarına, torunlarına hediye etmek için..

Program başladı. Solistleri Oktay'ı beğenenlerden biri dayanamayıp kulağıma eğildi. "Bu adam bekar mı ?". Döndüm. Kınalı saçlı, 83 yaşında, masmavi gözlü, üst damak dişleri olmayan Artvin'li..... teyze. Soruyu o yöneltti ama diğerleri de merakla vereceğim cevabı bekliyor. O an gözlerinde ki o mutluluk kıvılcımları bana - bu sevinci bozmamam- gerektiği'ni söyledi. "Bekar" dedim bir çırpıda.

Sonrası mı? Hepsi bir anda piste fırladı ve oynamaya başladı. Bir ara Oktay'a "Sakın açık verme. Bu mutluluğa değer pembe yalanımız" diye fısıldadım o da bozmadı sağolsun. Öptüler, sarıldılar, dualar ettiler... Oynarken, "Sen koca kadınsın utan utan otur yerine.", "Bilmiyorsun kendini rezil etme." , "Adam gencecik seni ne yapsın. Kocan bile seni huysuzluğundan buraya atmış." diye birbirleri ile yarışa girdiler resmen. Amaç tek. Oktay'a kendilerini beğendirmek:)))

Mutlu bir günün sonunda veda zamanı yaklaştığında yüzlerine ve gözlerine hüzün çöker. Yavaş yavaş kalkıp odalarına giderler. Görmek istemezler gidişinizi. Arkalarından odalarına giderim her zaman. Manzara hiç değişmez. Battaniyeyi başlarına kadar çekip yatanlar, odanın bir köşesinde albümlere bakanlar, odalarında ki pencereden dalgın gözlerle dışarıyı seyredenler, "Ben çok hastayım bana bakmıyorsunuz" diye bağıranlar.. Ellerini , yüzlerini öper ayrılırsınız..

Her gidişimiz de grup halinde gezmez dağılırız. Yemek esnasında da oda ziyaretlerinde de. Bu nedenle de dönüşümüzde konuşacak çok şeyimiz olur. Farklı ağızlardan farklı hikayeler duyar, bunları paylaşır, sevgimizin dozunu arttırmaya çalışırız.

Sevgi öyle bir duygu ki siz verdikçe çoğalıyor, gelişiyor, serpilip büyüyor. Kısır sevgi yok. Küçücük yüreğinizi açtığınız sürece her kese yetebilecek, her gönüle akabilecek kadar coşkulu bir ırmak..

Yeterki isteyin.. Yeterki bencil olmayın.. Yeter ki görmeyi ve vermeyi bilin..

Sevgi dolu günler dilerim..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

elinize, ayagınıza.. yüreğinize sağlık... gitmek istiyorum, niyetleniyorum.. ama onların arkamdan bir öksüz, yetim çocuk gibi bakmaları gücüme gidiyor.. diğer yandan da gitmem onları mutlu edecek biliyorum.. her zaman hüzün tarafım ağır basıyor..

sema öztürk 
 26.05.2008 22:58
Cevap :
Sevgili Yağmur zamanı, Bu içerikte bir yazıyı okumanız bile sizin yüreğinizin güzelliğini gösteriyor. Onlar arkada bırakılmaya o kadar alışıklar ki yeri geldiğinde sizi teselli ediyorlar. Üzüntünüzü anlayabiliyorum. Ama düşünün ki onlara vereceğiniz mutluluk duyacağınız üzüntüye değer. Hem , aynı duygularla ileride sevdikleriniz sizi de ziyarete gelmezse o zaman neler hissedeceksiniz ? Dilek ve düşünceleriniz için yürekten teşekkürler.. Mutlu kalın..  27.05.2008 1:10
 

Yüreğine sağlık ne mutlu senin ardından yürüyene......... sevgiler...

cemil... 
 26.05.2008 12:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 347
Toplam yorum
: 959
Toplam mesaj
: 108
Ort. okunma sayısı
: 1345
Kayıt tarihi
: 31.10.07
 
 

İstanbul 25 Temmuz : /… İşletme tahsil ettim. Özel ilgi alanım olduğu için 2 yıl Psikoloji okudum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster