Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ocak '07

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
766
 

İnanılmaz, blog yazarları antolojisi

İnanılmaz, blog yazarları antolojisi
 

Hüsamettin de blog yazarı olmaya karar vermiş. Gelgelelim, "hakkımda" yazısını bir türlü hazırlayamıyor. Israrla da benden yardım istiyor. En son geldiğinde, yine açtı aynı mevzuyu. -Abi, gerçi senin tanıtım yazın da, bir halta benzemiyor ama, ne de olsa tecrübeli bir Milliyet blog yazarısın. Yaptıkların ortada. Yazdığın yazı sayısı, bir elin parmaklarını aşmış bugüne bugün. Sonra, okunan da bir insansın allah için. Her yazdığın, geniş kitlelere ulaşıyor. Yazı başına ortalama, ben diyeyim 300, sen de 350 gibi, büyük(!) rakamlardan bahsediyoruz burada. Gel şu kardeşine bir yol göster.

Kendimi ifade etmeme bir yardım etsen, gerisi kolay. Bir sürü yazı hazırladım, girişim muhteşem olacak.

-Tamam ulan başbelası, söyle bakalım nasıl birşey istiyorsun?

Şöyle şiirsel bir anlatım mı, yoksa kronolojik bir hayat hikayesi mi?

-Ya, biz de gelmişiz, kimden yardım istiyoruz?

Abi sen hala oralarda mısın, aş bunları artık.

Günlerdir blog organizasyonlarını dolaşıyor, blog yazarlarını inceleyip duruyorum.

O saydıkların, en çok rastlanan kategoriler.

Benimki farklı olmalı.

Bak en iyisi şöyle yapalım.

Ben incelemelerimi bir yazı haline getirdim.

Sana vereyim, bir gözden geçir.

Hem benim yazıyı hazırlamana yardımcı olur.

Hem de istersen, bir başlık uydurur, yayınlarsın.

Değerli blog yazarı Başak ALTIN' ın, beğenilen yazısı; "Nasıl blog yazılır?" dan daha önce, hatta diyebilirim ki "ayağımın tozuyla" aynı konuda, daha istatistiksel ama daha az mizahi bir yazı da, ben hazırlamıştım. (Gelir gelmez ortama kusur bulacaz ya.) Ancak dozu ayarlayamayıp, şahısları fazla ayrıntılı tasvir edince, denetimden geçmedi. Peki bu beni yıldırdı mı? Hem de nasıl. "Ya, senin neyine gerek, kişileri ve sistemi eleştirirsin be adam.

Yaz havadan, sudan, futboldan. İlla eleştireceksen Türkçe' nin içine edenleri eleştir. Nasıl olsa üzerine alınan da çıkmaz." dedim kendime ve aynen o minval üzerine devam ettim. Ama kendim de dahil blog yazarlarının cemi cümlesini ti'ye alan bir yazı yazma fikrinden de, hiç vazgeçmedim. Birilerinin bunu da yapması lazım.

Yazı epeydir hazırdı aslında. Kurcalayıp duruyordum, dozunu kaçırmayayım diye.

Yalnız bu yazı, o yazı değil. Aşağıdaki kategoriler Milliyet Blog' dan alınmadıkları gibi, yazıyı da ben yazmadım, Hüsamettin yazdı. Ben yalnızca adını koydum. "İnanılmaz Türkçe deyimler sözlüğü" nün ilgi görmesinden, heveslenerek.

İşte "İnanılmaz Blog Yazarları Antolojisi"

1.Kendinden "o" diye bahsedenler

Yazar kendinden niye "o" diye bahseder ki?

Kendine çok saygı duyduğu için mi, yoksa tam tersine; "Sakın yanlış anlamayın bu yazıları ben yazmıyorum, hastalıklı bir yanım var, o yazıyor, sağlıklı insan işi değil zaten yazmak." diye düşündüğü için mi?

Ya da hakikatten o değil yazan. Ne bileyim sekreteri, yaşam koçu filan.

2.Kendinden "yazar" diye bahsedenler

Yahu bi dur be kardeşim, bi dur.

Burada millet, blogcuya yazar denir mi, denmez mi, birbirini yiyor, sen kendini kafadan yazar ilan ettin.

Hele sen bir yaz.

Yazar mı, yazmaz mı ahali kararı verir zaten.

3.Kendinden "birisi" ya da "kişilik" diye bahsedenler

Her ne kadar Türkçemizde 1. tekil şahıs için, bu tarz kullanımlar yoksa da,

laubalilikten hoşlanmayınca insan, kendisine bile, böyle hitap edebiliyor demek ki.

"Sevmeyi ve sevilmeyi arayan birisiyim"

"Olayların üzerine giden, yılmaz bir kişilik"

4.Kendinden hiç bahsetmeyenler ya da bir başka bahsedenler

Hayata dair düşünceler, ilişkilere ilişkin gözlemler, kadın kimdir, erkek nedir?

Bu türden açılımlarla anlatır kendilerini bazıları da.

E artık biz de eşek değiliz ya.

Bütün bunlardan çıkaracağız yazarımızın otobiyografisini.

Korkmayın canım, o kadar da zor değildir bu çoğu zaman.

Misal;

"Duruşunu bozmamak gerek hayata karşı.

Kaya gibi, mermer gibi, granit gibi sert.

Haykırmak gerek yine de dağlara taşlara, yalçın kayalardan çağıldayan sular gibi.

Değişilmez sevgi üç otuz paraya." diyen yazarımız, belli ki bir jeologdur ve yüksek lisansı da iktisatta kıvırmıştır.

Ya da

"Çözemedim ki aşkı, aşk çözdürsün hayatı bana. Dingin yıllar törpülerken aşkımı, mutsuzluk biriktirdim, özgürlük tükettim.

Ta ki fısıldayana kadar kulağıma rüzgar, geçen bahar. Tazeliktir aşk, maviliktir yaşamak." diyorsa yazarımız, yenice "Azgın Teke Sendromu"na yakalanmış ve bir çıtırla Bodrum'a yerleşmiştir.

5.Biyografilerini şiir tadında verenler

Bunlar kendi içlerinde birkaç gruba ayrılırlar.

5a.Şairin mısralarıyla girip, hızını alamayıp, şiir tadında devam edenler

Bu tarzın en çok tercih ettiği şair, Nazım Hikmettir.

Saldırgan bir üslubu vardır Nazım'ın, mesaj da verir.

Söz gelimi,

"Akın var güneşe akın,

Güneşi zaptedeceğiz, (Akşam serunliğunde)

Güneşin zaptı yakın.

şiiriyle yazarımız;

"Alayınızı sollamaz mıyım yakında blogcu eskileri?"

mesajını vermektedir.

Orhan Veli daha az tercih edilir.

Daha mütevazidir çünkü.

"Şiir yazıp, eskiler alıyorum.

Eskiler verip, musikiler alıyorum.

Bir de rakı şişesinde balık olsam."

dese yazar,

"İddiasız canım bu, fazla okunmaz."

diyecek herkes.

5b.Doğum anını şiirsel tasvir edenler

Güzel istanbul'un mutena semtlerinden Çıksalında, buram buram ayrılık kokan bir sonbahar akşamında, ben de ana rahminden ayrılmışım.

İyi halt etmişim; yükselenim "balık" oldu.

İkindide doğsam ne vardı.

5c.Gizemli tek bir cümleyle geçiştirenler

Misal; "Ya sensizim, ya hiçim sorma dünyam ne biçim."

Cümlenin içeriğinin pek bir önemi de yoktur aslında.

Önemli olan; "Biz o yolları geçtik." mesajını vermektir.

"Beni anlatmak mı?

Zordur beni anlatmak dostum.

Kelimelere sığmam kolayına.

Zamanında çok kurduydum öyle uzun uzun cümleleri.

Zamanla damıttı beni hayat.

Dedi; özü yakalamak olmalı, maksat.

Zor kadınım, zor."

mesajını.

6.Şiir yazdığından dem vuranlar

Bu arkadaşlara;

"Güzel kardeşim, bizim memlekette şiir yazmayanı dövüyorlar, okuyanı ara ki bulasın."desek kıymeti harbiyesi olur mu acaba?

7.Çocukluğunda günce tutmayı yazarlık sayanlar

Hayır zaman yaşları kadar, yazılarını da olgunlaştırmış olsa, amenna.

Sanki yazmaya geç başlamak ayıp.

Önce bir dol be birader.

Dol ki, boşalacak bir şeylerin olsun.

Yok tutmayın beni yazacam.

8.Ben merkezciler

Bunlar da kendi içlerinde birkaç gruba ayrılırlar.

8a.İcraatlarını sıralayanlar

"Şurayı da bitirdim, orayı da gördüm, bundan da anlarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.

Siz isteyin, ben her konuda yazarım."

8b.Başkalarının yorumlarını sıralayanlar

"Kimilerine göre çok duygusalım.

Kimilerine göreyse kırılgan.

Bazıları da çok hassas olduğumu söylerler.

Zaten diğer insanların işlevi beni gözlemlemekten ibarettir."

8c.Doğrudan aklımı seveyim diyenler

"Zekiyimdir, ayıptır söylemesi, dahiyim hatta.

Ne bilmece koymuşumdur çözülmedik, ne de bulmaca.

Zaten burcumdan belli, Einstein'inkinden, kova*."

9.İş Tecrübelerini Kronolojik olarak listeleyip, övünenler

Bu grup, genç yaşta çok fazla iş tecrübesi edindiğini düşünmekte ve takdirlerinizi beklemektedir. Ama takdiri sizden beklemeyip kendileri edenler de yok değildir.

"Üniversite yıllarında, McDonalds da fritöz operatörü olarak atıldım hayata.

Açık öğretim iktisat bölümünü bitirince, fritöz satış koordinatörü oldum.

Sermayeyi bulur bulmaz üretime başladım, fritöz fabrikatörüydüm artık.

Şimdilerde ilk işime geri döndüm.

Evlendim, hanım da biraz sert.

Artık mutfağımın fritöz operatörüyüm."

10.Çalıştığı kurumu övenler

"Evet, dünyanın en iyi jetski sini bizim fabrika yapıyor.

Böyle bir yere, öyle olur olmaz herkesi alırlar mı sanıyorsunuz?

Benimle blogdaş olmak, şereftir sizin için be."

11.Yazdığı kitapları, çıkardığı dergileri sayanlar

Bakın bunlardan korkmalısınız işte.

"Eyvah, bir profesyonel daha geldi.

Böyle ustaların yanında biz nasıl yazacağız?

Doğrusu ben yazmaktan hicap duyarım."

diye düşünmemiz bekleniyor, sanırım.

12.Bildiği yabancı dilleri sayanlar

Ya, sayın yazarım işe falan girmiyorsun, maaş yok ucunda.

Türkçe yazacaksın, bildiğimiz Türkçe.

Hani şu Türkiyede konuşulan dil.

(*)

Su hanıma göre ATATÜRK'ün burcu da muhtemelen kovaymış.

Mustafa Kemal ATATÜRK; yenilikçi olmanın, aykırı fikirler üretmenin yanısıra,

bunları kendi üzerinde uygulayabilen bir disipline ve topluma da kabul ettirebilen kararlı bir kişiliğe sahipti.

Yani ilaveten önderlik ve liderlik vasıfları da vardı.

İşin bu kısmı kovayı aşar bence.

Tabii konunun, benim burcumun koç olmasıyla bir alakası yok.

Her ne kadar sürçü lisan ettiysek affola.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu durumda 1-1 berabereyiz diyosun. Hah işte şöyle "Fair Play" gibisi yok di mi ? Daha şık karşılaşmalara diyor , selamlar gönderiyorum.

vakayinüvis 
 05.02.2007 19:30
Cevap :
Selamlar.  06.02.2007 8:47
 

Yazıyı monotonluktan kurtarmak için türlü kurgular yaratmayı ben de sever ve uygularım. Hüsam'ın kurgu olduğunu anlayacak kadar ufkum var merak etme. Ben mizanpajdan söz ediyordum. Bir konuşma bittiğinde diğer kişinin sözü bir alt satırda olmalı demek istedim. Çünkü insan gözü dikey giden bir şekli daha iyi algılar. Tamlamalardaki tirelerin kalkmış olmasına rağmen ben halâ olmasından yanayım. Çünkü orijinali oydu. Az önce de "a"da şapka kullandım farkındaysan. Aslında neden bu polemiğe girdiğimi de anlamıyorum. Sadece hiç kimsenin mükemmel olmadığını anlatmaya çalışıyordum ve biraz takılınca "vay bana ha ! " demeni ve senin de espri ile karışık cevap vermeni bekleridim. Neyse bu ders bana şunu öğretti ki her kes aynı espri anlayışına sahip değildir. "Keşke yazıma yorum gelmesin" butonunu işaretleseydin. Dilim sürçtüyse affola !

vakayinüvis 
 04.02.2007 13:58
Cevap :
Sevgili vakayinüvis! Maddelerce eleştiri sıraladığın yorumunu okuduğumda, aslında pek ciddiye almamam gerektiğini düşünmedim değil. Ancak cevaplamamak da benim yapıma ters. Ama senin bunu, "samimi yorumunu soğuk cevapladığım" şeklinde algılamana üzüldüm. Emin ol öyle değil. Öyle anlamana neden olduğum için özür dilerim. Aslında cevabım daha samimiydi. Öyle samimiydi ki,denetimden geçmedi. Düşün yani o derece. Yok canım alaycı tavrım yüzünden olsa gerek. Ama yine de daha samimiydi. Neyse,gereksiz alınganlık gösteriyorsun bence. Şurada ne güzel blogcu kardeşliği adına paslaşıp duruyorduk. "Özgürlük heykeli" yazına attığım pası, güzel bir gole çevirirken,iyiydi ama di mi? Küsmece yok, birbirimizi eleştirmekten vazgeçmeyelim. Arada överiz de nasıl olsa. Sevgiler.  05.02.2007 10:06
 

Şimdi elime düştün Fegokce (Daha "Berkant" golünün kuyruk acısı geçmeden) Eleştiri ise buyur : 1) Öncelikle yazında nerede sen , nereden itibaren arkadaşın Hüsam anlatıyor, belli değil. Çünkü satır başları, tırnak ve tire işaretleri çok belirgin değil. Bu yüzden okuyucu belli bir satırdan sonra kim ne söylüyor algılayamıyor (Ya da benim algı kapasitem kıt) 2) "Kendimize giydirdiğimizi" demekle kendini kastediyorsun anladım da neden kendinden çoğul olarak söz ediyorsun ? Oysa bunu eleştiriyordun. 3) İlle de blogcu eleştireceksen konuya bodoslama girsen de araya Hüsam'ı katmasan daha dürüstçe olmaz mıydı ? 4) Ha bi de "mütevazi" değil "mütevazı"dır. "Tevazu"dan gelir. Belki de Türkçe karakteri olmayan bir bilgisayardan dolayı böyle yazdın ama nihohooooo ! elime düştün kaçırır mıyım bu fırsatı ? 5)Bütün bunlar yine de iyi bir kalem olmanı gölgelemiyor tabi ki. Son olarak "sürç-i lisan etti isek affola"dır doğrusu değil mi ? Nihohohhoooo ! İntikaaaam !

vakayinüvis 
 02.02.2007 17:19
Cevap :
Sevgili vakayinüvis. Görüyorum ki bir yazına düzeltme göndermekle başıma iş almışım.Ne yapalım,katlanacağız artık. Eleştirilerine gelince; Hüsam yazının giriş bölümüne diyalogla hareket getirmesi için tasarlanmış bir karakter yalnızca.Sen pek bilmezsin,iyi yazarlar bunu yaparlar bazen. Korktuğum falan da yok. Uydurma olduğunun anlaşılması için elimden geleni de yaptım zaten. 1. maddedeki eleştirin tamamen geçersiz, konuşmalar tirelerle başlıyor ve Hüsam yazıyı verdikten sonra işi bitiyor zaten. "sürçülisan" da herhangibir yanlışlık yok. "ü" ile yazılır ve tire yoktur.Arapça ve Farsça kökenli tamlamalarda bulunan bu işaret zatenkaldırıldı. Ama "mütevazı"da haklısın. Biz'e gelince;"biz" derken,Hüsamla ben desem inanmayacaksın şimdi. Tamam da,yazarın kendisini tanıttığı yazıyla,samimi bir muhabbeti bir tutmak,pek doğru gelmedi bana. Sevgiler.  03.02.2007 11:40
 

E be sayın blog yorumcusu, bunca blog yazanın içinde bir Allahın kulu yok mudur bu işi doğru düzgün yapan ? Yoksa bunca kişinin ipliğini "marketing" yaptıktan sonra "en bi baba yazar benim" mi demeye getiriyorsunz ? Hııı? Bu ikisinin cevabını istiyorum. Not : Orhan Veli'nin "eskiler alıyorum" şiirini değiştirerek "Akademik Dilimi Bağlasalar" yazımda kullanmışlığım vardır. Biline.... Slmlr...

vakayinüvis 
 02.02.2007 4:22
Cevap :
En başta kendimize giydirdiğimizi atlamanın dışında,meseleyi gayet iyi anlamışsın vakayinüvis, kutluyorum. NOT:Yazıda bahsetmek sayılmıyor. "Hakkımda" kategorileri bunlar. Hiç ısrar etme bloglar hakkında bu tür bir yazı yazmam.Senin amacın beni dövdürmek herhalde,anladım ben onu.  02.02.2007 14:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 130
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 2122
Kayıt tarihi
: 03.11.06
 
 

İzmirliyim ama, İstanbulda yaşıyorum. Elektronik Mühendisiyim ama, ilaveten yazıyorum. Evliyim ama..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster