Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '16

 
Kategori
Dil Eğitimi
Okunma Sayısı
181
 

İngilizce öğrenemeyenlere methiye…

Karikatür, üniversite birinci sınıftaki bir ders ortamını gösteriyor: İngilizce öğretmeni öğrenciye, İngilizce olarak adını soruyor. Öğrenci büyük bir hışımla “yeter” diye bağırıyor. Yeter, 20 yıldır adımı öğrenemediniz.

Gülümsetiyor bizi karikatür. Aslında ağlanacak halimize gülüyoruz. Onca yıl İngilizce dersi alıp hâlâ birkaç cümle kuramayan okuryazarlarımızın sayısı hiç de az değildir. Bu yazı, İngilizce öğrenemeyeşimizin arkasında yatan nedenlerden sadece birinin, biraz da kalın çizgilerle, tahlil çabasıdır. Yanlış anlamalara meydan vermemek için sadece İngilizce değil birkaç yabancı dil öğrenilmesi taraftarı olduğumu, sadece dil öğretimindeki yöntemlere karşı çıktığımı baştan ifade edeyim.

İngilizce öğrenemeyenlerin üzülmelerine, öğrenemedikleri için hayıflanmalarına gerek yok. Aslında onların İngilizce öğrenemeyişin nedeni eğitim sistemi, Türkçe’nin İngilizce’ye olan uzaklığı gibi nedenlerin yanında daha yüce, daha milli, daha onurlu bir şeydir. Okullarda bize dil öğretmek için yıllardır kullanılan argümanları şöyle bir hatırlayalım:“İngilizce öğrenirseniz çok daha iyi bir iş bulursunuz, İngilizce öğrenirseniz daha çok para kazanırsınız, İngilizce öğrenmek sizi akranlarınızdan birkaç adım öne çıkarır. Türkçe’de bu ifadenin, bu kelimenin bir karşılığı yok, Türkçe düşünmeyin lütfen, İngilizceyi yaşamak lazım, bir İngiliz gibi düşünmek lazım, bir İngiliz gibi düşünün…”

Türkçe’nin değerini bilen ve her fırsatta anlatan İngilizce öğretmenlerini saygıyla anıyorum. Ancak, “yeşil çay,” “araba”, “kimlik kartı” gibi en basit kelimeleri bile İngilizce söyleyen İngilizce öğretmenlerinin sayısı sizce az mıdır? Ya da hastasıyla konuşurken hiç gereği yokken, olur olmaz sıradan ve halkın anlayabileceği kelimelerin bile İngilizcesini söyleyen doktor sayısı? Kürsüde ders anlatırken sıradan bir Türkçe kelimenin İngilizcesini daha vurgulu, daha farklı bir ses tonuyla söyleyip, konuyu tüm açıklığıyla anlattığını düşünen üniversite hocalarının sayısı ne kadardır?

Dedeleri İngilizlere karşı savaşmış bir milletin torunlarına İngilizce öğretiyorsunuz, Akif’in en haşin mısralarını söylediği, Kemal Tahir’in tüm bıçkın diliyle eleştirdiği bir milletin dilini öğretiyorsunuz. Ancak bu dili öğretirken İngilizler gibi olmalarını istiyorsunuz öğrenciden. Onlar gibi düşünmelerini… Ve tüm bu fedakârlığı niçin istiyorsunuz? Daha çok para kazanmak için, akranlarından bir adım daha önde olmak için…

Bireydeki toplumsal bilinçaltı işte tam da bu zamanda ortaya çıkıyor. Aslında sözkonusu olan sıradan bir dersi öğrenmeme ya da öğrenememe hadisesi değildir. Hadise, şuuraltından kopup gelen bir isyandır. Milletin başka bir dil, başka bir kültür tarafından işgaline karşı çıkıştır. İnsanda vicdan ve onur vardır ve hiçbir insan ne kadar bozulursa bozulsun kendi dilinin daha yetersiz, daha eksik olduğunu söyleyen öğretmenin dediğini yapmaz. Sonuç onun zararına olsa bile.

Aslında Türkler neden arabesk dinlemişse aynı nedenle İngilizce öğrenememektedir. 1936’da bir genelgeyle Türkiye’de Türk müziği yasaklanmış ve halka anlamadıkları, kendilerinden bir şey bulamadıkları bir müziği dinlemek dayatılmıştır. Oysa halk, sakat yanlarıyla beraber arabeski kendine daha yakın buluyor. Batı müziğini tüm dayatmalara rağmen reddediyor. Arabeskteki isyanın arkasında biraz da otoriteye, kimliksizleştirilmeye isyan vardır. 

İngilizce öğrenemeyişinin arkasında bu dersi okutanların İngilizceye, Batı’ya hayranlığı ve kendi kültürümüze olan uzaklığı yatar. Üzülerek söylemek gerekir ki bazı İngilizce öğretmenleri sömürgelerdeki eğitim politikalarının belirlenmesinde etkili olan şair, tarihçi ve politikacı Thomas Macaulay’ın şu sözlerini hatırlatır bize: “…bizimle yönettiğimiz milyonlar arasında aracılık yapacak bir sınıf oluşturmak için elimizden geleni yapmalıyız: Kanıyla ve rengiyle Hintli, ama zevkleriyle, düşünceleriyle, ahlakiyle ve zekasıyla İngiliz olan bir insanlar grubu.” Bu sözler, İngilizce düşünün, bir İngiliz gibi düşünün diyen öğretmenleri hatırlatmıyor mu size de?

Hiç şöyle bir İngilizce hocasıyla karşılaştınız mı? Arkadaşlar, enfes bir dilimiz var. Bazen Türkçemizin güzelliği, gücü karşısında bayılacak gibi oluyorum. Şu delikanlı kelimesinin anlatım gücünü görebiliyor musunuz? Şu deyime, şu atasözüne, şu şiire bakar mısınız? Ardından da İngilizce'nin insanlığın bir kısmının konuştuğu bir dil olduğunu vurgulayan, onu öğrenmenin yepyeni ufuklar açacağını söyleyen, bizim onlardan öğreneceklerimizin, onların da bizden öğreneceklerinin olduğunu canlı örneklerle anlatan ve böylece bu dili öğrenmemiz gerektiği konusunda bizi ikna eden kaç öğretmen gördünüz? Lütfen kendinize sorun ve cevaplayın.

İngilizce öğrenemeyenler Çanakkale ruhundan bir iz taşıyanlardır. İngilizce öğrenemeyenler direnen yerlilerdir, son mohikanlardır, modern zamanların kendilerinin farkında olmayan Alperenleridir. İngilizce öğrenemeyenler; ülkesini, kültürünü savunan samuraylardır. Dirilişin değilse bile, direnişin temsilcileridir. Suç onlarda değil, dil öğretmeni kılığına girip onlara İngiliz olmayı salık veren öğretmenlerdedir, sistemdedir. Üzülmesinler, hatta sevinsinler bile… Para, mabet; bankalar, mabut diyen şair, galiptir bu yolda mağlup sözünü aslında onlar için söylemiş. Gurur duysunlar.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 129
Kayıt tarihi
: 11.05.16
 
 

Lisansını Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde, Yüksek Lisansını ABD Ohio State..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster