Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Aralık '13

 
Kategori
İstanbul
Okunma Sayısı
1692
 

İstanbul'un incisi... Kız Kulesi

İstanbul'un incisi... Kız Kulesi
 

Objektifimden...


Harem’den, Üsküdar sahiline doğru alırken yol, boğazın derin sularının kıyında, kıyıya 200 metre kadar uzaklıkta; minicik bir adacığın üzerinde, gelinliğinin eteklerini yaymış da oturan bir gelin kız silueti gibi karşılar Kız Kulesi sizi…

Neden Kız Kulesi?

Binyıllar boyu çeşit çeşit adı olmuş. Antik çağlarda, Arkla(küçük kale), Damialis(dana yavrusu), Tour de  Leandrous ( Leandros’un kalesi) ve efsanelere ilham kaynağı olan kadınlar ya da prensesler orada yaşadıklarındandır ki Türk’ler, bu kuleye; Kız Kulesi adını vermişler.

Kız Kulesi, 2500 yıla yakın bir süredir varlığını sürdürmüştür ki Amerika’nın keşfinden, Fransız İhtilalinden, İstanbul’un fethinden, Evliya Çelebi’den de çok çok önce var olmuş, yıllar yılı tarihe tanıklık etmiş bir yapıdır.

Eşsiz bir inci gibi büyüleyici güzelliği ile belki mahzun, belki giz dolu, belki sevda yüklü, belki de martıların daimi yareni belli ki sırlarıyla ve direnciyle dimdik ayakta ve de yapayalnız Kız Kulesi…

Tarihi kaynaklardan toplanan verilerin ışığında; dünden bugüne neler yaşamış Kız Kulesi, bakalım isterseniz. Bir de efsanelerine…

MÖ. 410 yılında, Atinalı komutan Alkibides’in Boğaz’daki gemilerin denetimini sağlamak için gözetleme kulesi olarak inşa edilir.

MÖ. 341’de ise Yunan Komutan Chares; çok sevgili eşinin anısına, mermer sütunlar üzerine bir anıt mezar yaptırır, kulenin olduğu yere.

MS. 1110 yıllarında ise imparator Manuel Comnenos  tarafından, kule inşa ettirilir yeniden. İmparator Manuel Comnenos, boğazın girişini kontrol etmek amacıyla, biri kız Kulesinin olduğu adacığa diğeri de Sarayburnu yakınlarında Mangana Manastırı’nın yakınına iki kule inşa ettirir ve bu kulelerin arasına zincir bağlatır ki zamanla zincirin ağırlığına dayanamayan diğer kule yıkılmıştır.

Kız Kulesi, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerini yaşar yüzyıllar boyu. Zamana direnen kule bazen yenik düşer yıpratıcı etkilere. Fatih Sultan Mehmet,  İstanbul’u fethinden sonra, adacığın üstündeki kuleyi yıktırır ve etrafı mazgallarla donamış, taştan bir kalecik olarak yeniden inşa ettirir ve içerisine toplar yerleştirir. İlk zamanlar savunma amaçlı olarak kullanılan kalecik zamanla padişahların payitahta çıkışının top atışları ile kutlandığı bir gösteri alanı işlevine bürünür.

1510 yılında meydana gelen ve İstanbul’un birçok yerinin, yerle bir olduğu ‘’Küçük Kıyamet’’ olarak da adlandırılan depremde hayli harap olmuşsa da tekrar onarılır.

17. Yüzyılda kuleye konulan fener ile kaleden ziyade bir Deniz Feneri olarak kullanılmaya başlanır. 1719 yılında yağ kandillerinin rüzgârla tutuşması yüzünden ahşap olan binası tamamen yanar. Tek Fatih döneminde yapılan ana temeller ve mazgallarla Eminönü tarafındaki sarnıç sağlam kalır.

1725 yılında da İstanbul’un baş mimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yeniden onarımdan geçirilir. III. Ahmet döneminde, Lale devrinin şaşalı yaşamına ve şenliklere tanıklık ve de zaman zaman ev sahipliği yapar.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Duraklama ve Gerileme dönemlerindeki debdebeli, şaşalı dönemleri nihayete erer, tekrar savunma amaçlı kale olarak kullanılmaya başlanır.

1830-1831 yıllarında İstanbul’da baş gösteren kolera salgınında ve 1836-1837 yıllarında da şehri kasıp kavuran ve 40 bin kişinin ölümüne sebep olan veba salgınlarında, karantina hastanesi olarak kullanılır.

1832-1833 yıllarında II. Mahmut döneminde, yeniden restorasyona tabi tutulur ve Hattat Rasim tarafından Üsküdar sahiline bakan kapısının üstündeki mermer kaideye II. Mahmut’un tuğrası işlenir ki halen bu tuğra varlığını korumaktadır.

Yolu sevdadan geçen, sevgi dolu yüreklerin ya da hüzün dolu gözlerin simgesi olan Kız Kulesi birçok efsaneye konu olmuştur. Efsane dedik, bilinmez…

Vakti zamanında, Tanrıça Afrodit’in tapınağı olarak kullanılan Kız Kulesinde Hero isminde bir rahibesi yaşarmış. Ki… Aşk’a gönül kapılarını kapatan bu rahibe; her bahar düzenlene ve aşka sahip olmak için yakaranların geldiği şenliklere gelenlerden bir gençle karşılaşır. Leandros adındaki gençle Hero birbirlerine âşık olurlar. Kız kulesi her gece, karşı kıyıdan yüzerek gelen Leandros ile Hero’nun kutsal aşkına sessiz tanıklık eder. Hero’nun yaktığı meşale ile yönünü bulan Leandros, bir gece kıskanç bir rahibin mi yoksa çılgın rüzgârın hışmı ile mi söner bilinmez. Ve… Leandros kuleye ulaşamadan boğazın derin sularında boğulur. Leandros’un ölümüne dayanamayan Hero’da kuleden kendini aşağıya atar. Bu iki gencin hazin aşk hikâyeleri de efsaneleşir, bugünlere değin anlatır.

2500 yıl gibi bir süre yaşayan kulenin efsaneleri elbette bu efsane ile bitmez.

 Bizans Kralına bir falcı kehanette bulunur ve çok sevdiği kızının 18 yaşına gelmeden, bir yılan tarafından sokularak öleceğini söyler. Kral biricik kızını Kız Kulesine saklar. Prenses 18 yaşına basacağı gün, doğum günü için gönderilen hediyelerden bir üzüm sepetinden, sessizce süzülen bir yılan prensesi sokar ve ölümüne sebep olur. Kızının ölümüyle yıkılan kral, toprakta kızının yılanlara yem olması fikrine dayanamaz ve pirinçten yaptırdığı tabutu Ayasofya’nın yüksek duvarlarından birinin üstüne koydurur. Bu tabutun üzerinde halen iki tane delik bulunduğu gözlenir ki, yılanın prensesi orada bile rahat bırakmadığını düşündürür.

Üsküdar Tekfurunun dünyalar güzeli bir kızı vardır. ( Costantopolis’i) İstanbul’u kuşatmaya gelen Battal Gazi, Üsküdar sahilinde karargâh kurar ve 7 yıl burada kalır. Battal Gazi aslında tekfurun güzel kızına âşık olmuştur. Bunu öğrenen tekfur kızını ve hazinelerini Kız Kulesine kapatır. Battal Gazi, kuleye gelerek tekfurun kızını ve hazineleri alarak, kıyıdaki atının terkisine kızı da alarak, Üsküdar’ı terk eder ve gider. ‘’Atı alan Üsküdar’ı geçti’’ sözünün de bu olaydan sonra söylendiği rivayet edilir.

Bu ve bunun gibi nice efsanelere, hikâyelere, rivayetlere konu olan Kız Kulesi, Boğazın girişinde; tüm ihtişamı ve büyüleyici görselliği ile göz kırpar gibi dururken,kimbilir daha nice nice sevdalara, aşklara tanıklık etmektedir.

Eğer, yolunuz İstanbul’a düşerse, Kız kulesini görmeden geçmeyin derim. Üsküdar Salacak sahilinde, gece ya da gündüz, boğazın renkli görüntüsü, gemilerin güzellikleri ve martıların süzülüşlerinin muhteşem görüntüleri eşliğinde sıcacık çayınızı yudumlarken bu güzellikleri seyretmenin ihtişamını yaşayın hatta martılarla simidinizi de paylaşmayı unutmayın. İsterseniz de sahilden 15 dakika arayla kalkan teknelerle, Kız Kulesi’ni yakından görün ve bir an gözlerinizi kapatıp o efsaneleri içinizde yaşayın. Kulenin tepesinden de tüm İstanbul’un görkemli görüntüsünü seyredin.

 

Yazarın notu; Kız Kulesi ile ilgili tarihi ve efsanelere dair bilgileri;

Google’dan ve http://www.kizkulesi.com.tr/GecmistenGunumuze.asp

Ve de Kız Kulesi içerisinde asılı olan belgelerden derleyerek sunmaya çalıştım sizlere. Eklediğim galerideki fotoğraflar ise değişik tarihlerde çekmiş olduğum karelerden oluşmaktadır.

Ay Şen

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Ayşen Kardeşim, İstanbul'un tarihi dokusu tek, tek yok edilirken korkarım ki sıra Kız Kulesine gelmesin. Selam ve sevgiler.NAHİDE ÇELEBi

NAHİDE ÇELEBİ 
 03.12.2013 16:13
Cevap :
Sevgili öğretmenim aslında tarihe mal olmuş o eşsiz şaheserleri koruyup da İstanbul'un siluetini bozan kazulet gibi binaları bertaraf etmek gerekir de nerede ahhh nerede. Dilerim ki Kız kulesi, Galata Kulesi gibi daha niceleri ayakta kalır. Sevgi ve saygılarımı sunuyorum.  04.12.2013 0:38
 

Ay Şen hanım, Ben Kızkulesi'ni İstanbul'un boynunda değerli bir gerdanlık gibi düşünmüşümdür her zaman. Güzellikler hiç eksilmesin yaşamınızdan, mutluluklar diliyorum.

Şahin ÖZŞAHİN 
 03.12.2013 11:45
Cevap :
İyi niyet dileklerinize teşekkürlerimi sunuyorum hocam. Gerek Kız Kulesi, gerekse diğerleri; her biri muhteşem güzellikte. Bilhassa Üsküdar civarında ki III. Ahmet özellikle burasının imarına özen göstermiş. Birçoğunun fotoğraflarını çektim ve şimdi tarihi bilgilerini araştırıyorum. Nasip olursa bir gün onları da yazmak dileğindeyim. Selam ve saygılar sunuyorum.  04.12.2013 0:42
 

Çok güzel bir yazıydı. Tam şairler için bir kule.. Her gittiğimde Salacak'ta kulenin karşısında çay içer, dönerim. Saygılar Ayşen Hanım.

Erdal Ceyhan 
 03.12.2013 8:32
Cevap :
Sayfama hoş geldiniz hocam :) Özlettiniz kendinizi. Dilerim sağlık, sıhhat afiyettesinizdir. Ben de her gidişimde hem çayımı yudumluyor, martılarla hasbıhal ediyor ve fotoğraflarını çekiyorum Kız Kulesinin... Hadi bir de anlatayım dedim.:) Sevgi ve saygılar sunuyorum.  04.12.2013 0:45
 

Salacak sahili önde Kız Kulesi, ardında muhteşem İstanbul silueti ile dünyanın bilmem de İstanbul'un en güzel manzarasına sahip noktalarından biri. İnsanın baktıkça bakası geliyor öyle kendinden geçerek hem de. Bir de akşam kızıllığında görülesi... Şehrimi sevmek için ufacık bir neden bu görüntüler. Ellerine, yüreğine, kalemine sağlık canım arkadaşım. Sevgiler kocamanından...

Şükran Okyay 
 03.12.2013 8:10
Cevap :
Şehrinin her bir yanı ayrı güzel Şükrancığım. Bir de insanın değer verdiği, kıymetli can arkadaşları olunca bu şehirde daha bir sevilesi geliyor. Unutma... Bir daha ki gelişimde Galata'ya gideceğiz. Kısmet nasip olursa elbet.Kız Kulesini sizlerle gezmek ayrı güzeldi canım. Teşekkürler. Sevgilerimi yolluyorum, sana ve o güzel şehrine İzmir'den.  04.12.2013 0:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 522
Toplam yorum
: 2808
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 1154
Kayıt tarihi
: 14.11.10
 
 

Aydoğdu; kızgın güneşinde Ağustos'un, sararmıştı altın sarısı başaklar. Kırlangıçların göç dansın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster