Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Nisan '17

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
89
 

İznik kapıları

İznik kapıları
 

İznik, Lefke Kapı


Hayatı ve doğayı keşfetmeye devam ediyoruz…

Yolumuz bu kez, Bursa’nın bereketli ve şirin ilçesi İznik’e düştü… İznik çinisi ve İznik Gölü yanı sıra, başka güzellikler ve zenginlikler de bizi çağırıyor, yeniden…

Yoleri gezgin dervişlerin ve çelebilerin seyahatnamesinde yer alan tarihi İznik’te mola verdik…

Bu gün havanın güzelliğini fırsat bilip attım kendimi yollara… Yollar, bahar çiçekleri ve gölserinliğinde selamladı yeni konuklarını… İznik Ayasofya Camisi (eski Ayasofya Kilisesi) minaresinden yankılanan gizemli ezan sesi, tarihi İznik kentini çevreleyen 4 kapıdan girenlerin ıslık sesini bastırıyordu… Özellikle Lefke Kapı girişindeki su kemerleri, sarnıç ve çeşmelerin günümüzde hala ayakta kalan zengin tarihi dokusu; yerli ve yabancı turistlerin, sabah ışığında fotoğraf çekmek için yarıştıkları zengin görsel manzaraya sahiptir…

Öte yandan, İznikli muhtarın karameke avı telaşı ve Uludağ Üniversitesi Arkeoloji ekibinin su altı dalışlarındaki yeni bulgu heyecanı, biz gezginlerin de merak ve keşfetme duygusunu kamçıladı, yeniden… Bir de buna, gün batımı ışığında ve dingin İznik Gölü suları üzerinde dans ederek kıyıdan uzaklaşan su yılanları ve yılan balığı manzarası, görülmeye değer estetik güzelliktedir…

Tiyatro ve sinema sanatçısı (İznikli) Halil Ergun’un göl kıyısındaki akşamsefasına eşlik eden, ince belli çay bardağında batan güneşin kızıllığı; İznik Gölü’nün nice sevda öykülerine, aşk şiirlerine ve sırdaş-hüzünlü şarkılara esin kaynağı olduğu bilinmektedir…

Tarih, kültür, doğa ve alternatif turizm potansiyeli ile zengin olan İznik’e yeniden gelmemiz için çok neden bulunmaktadır… Bursa, Bilecik, İzmit, Yalova ve İstanbul’a yakın olan İznik’e günübirlik ve konaklamalı gitmek çok kolay…

Gündüzleri maydanoz toplayan ve akşamları da çini işleyen güzel kızların hünerli elleri, dillerinden düşürmedikleri Zeki Müren, Müzeyyen Senar şarkıları ve Şeyh Bedreddin destanı söyleyen dillerine tempo tutmaktadır…

Bir zengin kültürel mirasımız ve dinlenip, huzur içinde mutlu olabileceğimiz farklı bir dünya cenneti olan İznik, Bursa’ya bağlı şirin bir ilçedir. İznik’e nasıl gidilir, nerede kalınır, ne yenir ve ne içilir, keşfedilecek, gezilip ve görülecek yerler neresidir? Yerli ve yabancı turistlerin ilgi alanları ve onlara sunulan güven ve hizmetlerin yanı sıra; Türk insanının konukseverliği, profesyonel ilgi ve sunumu ile İznik örnek bir turizm kenti olarak, ayrıcalığını ve farkını kanıtlamaktadır…

Rotamız dört imparatorluğun başkenti olmuş, 4500 yıllık tarihe tanıklık ederek hala dimdik ayakta duran İznik. İçimde müthiş bir heyecan ve merak var. Buram, buram tarih kokan bu antik kentte yeniden gelmemiz için pek çok neden bulunmaktadır.

Bilecik Bursa çevre yolu üzerinden, 1saat 20 dk gibi bir sürede ulaşım sağlanabiliyor. İstanbul - İznik 140 km. 2 saat. İsterseniz özel aracınızla karadan körfezi dolaşarak, yâda feribotla ulaşım sağlayabilirsiniz...

İznik bir günde, bir haftada gezilip görülecek bir kent değildir. Burada tarihi eserleri ziyaret etmenin yansıra, açık havada yapabileceğiniz aktiviteler mevcuttur. Jogging, Trekking(doğa yürüyüşü) Yamaç paraşütü gibi.

Bursa'ya bağlı olup Zeytin bahçeleri ile çevrili olan bu kent, aynı adı taşıyan İznik Gölü'nün doğusunda yer alır. İl merkezine 77 kilometre uzaklıktadır.

Geçmişten günümüze barışın simgesi olan zeytin ağaçları, göz alabildiğine uzanan yeşil bitki örtüsü ile çevrili İznik Gölü, muhteşem çinileri, yüzyıllara meydan okuyan tarihi eserleri, her yanından rengârenk çiçekler ile bezenmiş toprak yolları, meyve ağaçlarının süslediği bahçeli şirin evleri ile adeta masal âlemindeymişsiniz hissini uyandırır sizde. İznik İlçesi, dünyada eşine az rastlanan ve bütünüyle “açık hava müzesi “olan tarihi ve antik bir şehirdir. Yaz kış demeden, bereket saçan, verimli toprağı, kendine özgü iklimi ve doğal güzelliği nedeniyle, tarihin her döneminde insanlığın ilgi odaklarından biri haline gelmiştir. 4970 metre uzunluğunda tarihi surlarla çevrili kentin büyüsü ayak bastığınız ilk andan itibaren sizi sarar. Bünyesinde barındırdığı yüzlerce tarihi eser ve doğal güzellikleriyle dünya mirası olma yolunda emin adımlarla ilerleyen bir kent. Unesco Dünya mirası listesi başvuru çalışmalarının yürütülmesine ilişkin protokolün imzalandığını biliyoruz. Birthynia döneminde (M.Ö. 4. yy) inşa edilmeye başlanan surlar, Roma ve Bizans dönemlerindeki yeni eklentilerle günümüzdeki şeklini almıştır. İznik’in çevresini beş kenarlı çokgen şekilde kuşatan surlar yaklaşık 4970 metre uzunluğundadır. Yüksekliği 10–13 metre arasında değişen surlarda, yuvarlak ve kare şeklinde 114 burç vardır.

İznik’in iki ana caddesinin kesiştiği noktadan bakıldığında, dört ana kapı görünür. Kentin ayakta kalabilen en görkemli kapıları; İstanbul Kapı, Lefke Kapı ve Yenişehir Kapıdır. Göl Kapı ise yıkık durumdadır. Kapılar Roma dönemi mimarlığının teknik ve üslup özelliklerini yansıtması bakımından önemlidir.

İSTANBUL KAPI
Kentin kuzeyinde yer alan, İstanbul Kapısı, üç ayrı kapıdan oluşmuştur. Kente dışarıdan girişte esas sura ait olan kapı ile en içteki kapı arasında oval bir avlu bulunur. Dışarıdan girişte ilk kapı ön sura ait olup, iki yanında yarım silindirik kapı kuleleri vardır. Kapı, kuleleri birleştiren dikdörtgen surun tam ortasında yer alır; söveleri, granit sütunlardan oluşturulmuş, üzerine de bir granit sütun yerleştirilmiştir.

LEFKE KAPISI
Lefke Kapısı, İznik’in doğusunda, Kılıçaslan Caddesi’nin sonundadır. Bu kapı, Osmaneli’ne açılan yoldan ötürü bu isimle tanınmıştır. İznik’in 13 km. doğusunda ki Karadin yerleşim yerinden ötürü bir süre “Karadin Kapı” ismi yakıştırılmıştır. Osmanlı döneminde haç yolu üzerinde bulunduğundan ötürü de bir dönem bazı gezginler buradan “Şam Kapı” ismi ile söz etmişlerdir. İmparator Hadrianus (117-138) bu kapıyı iki yanındaki kuleleri ile birlikte bir zafer takı biçiminde yaptırmıştır.

YENİŞEHİR KAPISI
İznik’ten Yenişehir ve Bursa yönüne giden yolun başındaki Yenişehir Kapısı, Roma döneminde M.S.I.yüzyılda İmparator Cladius zamanında yapılmıştır. Bu kapı da çeşitli dönemlerde tahrip olmuş ve onarılmıştır

GÖL KAPI
Göl Kapı Kentin batısındadır. Lefke Kapısından devam eden ana caddenin sonunda, Göl Kapısı bulunmakla beraber, bugün bu kapıdan hiçbir iz yoktur. Sağ tarafındaki kulenin yarısı ayakta, Sol taraftakinin ise sadece temeli bellidir. Bu kısmın görünüşü daha çok sur duvarlarının yıkılması ile meydana gelmiş açıklık biçimindedir. Kapı kulesi olarak bilinen kulenin dış kaplaması tuğlalardan, iç kısmı ise Horasan harcı ve birbiri üzerine yığılmış moloz taşlardan meydana gelmiştir.

İznik hem Hristiyanlık için hem de Osmanlı döneminde önemli bir merkez olmuş ve bu nedenle de çok zarar görmüştür.

İZNİK ''ALTIN ŞEHİR''
Yörede egemen olan Birthynia Kralı Zipoites, M.Ö. 279'da Nicaia'yı ele geçirdi. Nicaia bir süre Birthynia Krallığına başkentlik de yaptı. Adına altın sikkeler basıldı ve bundan böyle tarihte "Altın Şehir" unvanı ile anıldı.

4970 m tarihi surlarla çevrilmiş Kent’te halen arkeolojik kazı çalışmaları devam etmektedir ve edecektir de çünkü neredeyse bastığınız her yerden tarih fışkırıyor. Bir kısım tarihi eserler gün yüzüne çıkarılırken diğerleri de sırasını bekliyor adeta... Bazı tarihi eserler halen restorasyon beklerken, gözümüze çarpan restorasyon çalışmaları arasında, tarihi dokusunun bozulduğu iddia edilen, 4 yüzyılda yapılan Ayasofya Camii Müzesi karşılıyor bizi. Konum itibariyle şehrin dört kapısından gelen yolların kesiştiği merkezi bir nokta da bulunuyor. Aslında bir kilise olarak inşa edilmiştir. İznik her yıl İznik Ayasofya’yı görmek için gelen binlerce turistte ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Ayasofya Kilisesi, Ayasofya Müzesi ve Orhan Camii olarak dünyada üç isimli tek yer olma özelliğini üzerinde taşıyor.

İznik Ayasofya da Hristiyanların önemli görüşmelerinin yapıldığı biliniyor 7.Konsil 787 yılında bu kilisede gerçekleşmiştir. 7.Konsil Hristiyanlıkla ilgili önemli kararların alındığı bir toplantı olduğu için kilise tarihinin önemli olaylarının arasındadır.

1331 yılından itibaren Orhan Gazi Camii ismiyle kullanılmaya başlanmıştır. Önce kilise olarak kullanılan daha sonra camii olan bu tarihi yapı, daha sonraları müzeye dönüştürülmüştür. Camiinin içerisinde 4 medeniyete ait izler görülebiliyor. 2007 yıllarında restorasyon yapılırken tarihi yapısı ve görüntüsünün bozulduğuna dair eleştirilerin hedefi olmuştur.

İznik camiler ve türbeler bakımından oldukça zengindir.

Gezinizin bir gününü, cami ve türbeleri gezmek için ayırın dersek, abartmış olmayız. Yeşil Camii, Ayasofya Cami, Hacı Özbek Cami, Mahmut Çelebi Cami, Kırgızlar Türbesi, Sarı Saltuk Türbesi ve Ahıveyn Sultan Türbesi bölgedeki önemli tarihi değerler arasındadır.

İznik Osmanlı döneminde, büyük çini merkezlerinden biridir. Osmanlı döneminden zamanımıza kadar gelen en eski çinileri 1391 tarihinde inşaatı tamamlanan İznik Yeşil Cami minaresinde görmek mümkündür. Bu çiniler renk ve kalite bakımından Selçuklu çinilerine nazaran daha farklıdır.

YEŞİL CAMİ
İznik'in sembolü olan cami, ismini yeşil çinili ve tuğlalı minaresinden almıştır. Yapımına 1378 yılında Çandarlı Hayrettin Paşa başlamış ölümü üzerine oğlu Ali paşa tarafından1392 yılında tamamlamıştır. Görülmesi gereken muhteşem bir yapıdır.

HACI ÖZBEK CAMİİ
Osmanlı devletinin ilk camii olan 734 (1333-34) yılında inşa ettirilen yapı, kitabesi mevcut en eski Osmanlı eseri olma özelliğini taşımaktadır.

MAHMUT ÇELEBİ CAMİİ
1442–1443 yılında Sadrazam Çandarlı İbrahim Paşa’nın oğlu Mahmut Çelebi tarafından yaptırılan Mahmut Çelebi Camii, Yeşil Cami'nin küçük bir örneğidir. Yüksek kubbesi, tek şerefeli minaresi, mavi ve yeşil renkte sırlı tuğla şeritleri ile süslenmiş görülmeye değer tarihi eserler arasında yer almaktadır.

Camileri gezişte Kırgızlar Türbesini ziyaret etmeden dönülmez. Yenişehir Kapısı yakınlarında yer alan. Hangi yıl ve kim tarafından yapıldığı bilinmese de 14. yüzyılda Orhan Gazi döneminde yapıldığı söylenir. Camasa, Kırkkızlar, Reyhan, Hacı Camadan ve Yedi Kardeşler isimleriyle de bilinen bir türbe.

NIKIA ANTİK KENTİ

 Nikaia Antik kenti İlkçağ döneminde kurulmuştur ve İ.Ö. 4. yüzyılda yıkılmış bir kenttir. İsmini Lysimakho'un eşinden almıştır fakat Roma döneminde Helenlermiş, halkı bu ismi tanrılara bağlamıştır.

Her köşesinden tarih fışkıran İznik'te hatırı sayılır düzeyde han ve hamam da yer alır. Meydan Hamamı, İsmail Bey Hamamı, Rüstem Paşa Hanı ve Hacı Hamza Hamamı en bilinenleri arasında gelir.

İznik'in birkaç gün gezmekle bitmeyecek tarihi değerleri arasında; surlar, Senatüs (Bizans Sarayı), tiyatro, Dörttepeler Tümülüs’ü, Hipotez ve Böcek Ayazma yer alır. Buraları da muhakkak görmenizi öneririz.

Ayrıca buraya gelmişken Peygamber efendimizin sancağını, İslam ordusunun önünde taşıyan, bu yüzden kendisine Sancaktari Abdul Vahap dede denilen muhterem zatın kabrini de ziyaret edebilirsiniz.

Abdul Vahap Gazi, Emeviler döneminde yaşamış ve İslam kuvvetleriyle Anadolu seferine katılmış ünlü bir ordu komutanıdır. Doğum tarihi belli değildir. Tabiri ve İnil Kesir, Abdul Vahap Gazi 2Gazi’nin H.113(M.731) yılında şehit düştüğünü belirtir. Abdul Vahap Gazi, Battal Gazi’nin ve Ahmet Turan Gazi’nin silah arkadaşıdır. Abdulvahap Gazi’nin İznik’ten başka Sivas, Elazığ ve Bayburt’ta da türbe ve makamları bulunmaktadır. Menkıbelere göre Abdul Vahap Gazi, Hz. Peygamber’in sancaktarıdır. Onun duası ile uzun bir ömür yaşamıştır. Hz. Peygambere ait mübarek emanetleri yıllarca sonra Malatya’ya gidip Battal Gazi’ye teslim etmiştir. Daha sonra Battal Gazi ve Ahmet Turan Gazi, Anadolu’yu İslamlaştırmak için birlikte hareket etmişlerdir. Abdul Vahap Gazi, Soğuk Çermik yakınlarındaki bir savaş sırasında Ahmet Turan Gazi ile birlikte şehit düşmüş; sel sularına kapılan mübarek vücudu uzun müddet Yukarı Tekke kayalıklarının altından akan ırmakta kalmış, görülen bir rüyadan sonra mübarek cesedi buradan alınarak, Yukarı Tekke’deki kabrine nakledilmiştir.

İznik'te gezilip görülecek yerler arasına çini atölyelerini de almanızı öneririz, o muhteşem renk cümbüşünü göz nuru, el emeğiyle birleştiren ve sizlere görsel bir şölen sunan atölyelerden geri dönüşte sevdiklerinize alacağınız harika hediyelik parçalar bulacağınızdan eminiz.

1648 yılında, İznik’e uğrayan, ünlü seyyah Evliya Çelebi; İznik’te büyük bir çarşı ve çini fırınlarının bulunduğunu yazar. 17. yüzyılın sonlarından itibaren, İznik çini sanayii ve tekniğinde duraklamalar başlar. Çünkü bu devirde Osmanlı imparatorluğunda siyasi ve askeri otorite boşluğunun ortaya çıkması ve ekonomik krizin yaşanmasına paralel olarak sarayın mimari faaliyetlerinde de azalma başlar. Dolayısı ile sarayın, İznik çini yapımcıları üzerindeki himayesi de kaybolur. Böylece, İznik çini sanatı, eski parlak dönemlerindeki önemini maalesef yitirir.

İznik ilçesine bağlı 37 adet köy bulunmaktadır.
Bunlar Elbeyli, Boyalıca Aydınlar, Bayındır, Çakırca, Çam dibi, Çamoluk, Çandarlı, Çiçekli, Derbent, Dere köy, Dıramalı, Elmalı, Göllüce, Hürmüzlü, Hacı Osman, Hisar dere, Hoca köy, İhsaniye, İncikli, Karatekin, Kaynarca, Kırıntı, Kutluca, Mahmudiye, Mecidiye, Mustafalı, Müşküle, Nükhetiyle, Orhaniye, Osmaniye, Ömerli, Sansara, Sarıağı, Süleymaniye, Şerefiye, Tacir, Yeni şerefiye ve Yürüklerdir.

SANSARA KANYONU

İznik’in bir diğer gizli kalmış cevheri de Sansara Kanyonu. Burası da doğa yürüyüşü ve sonrasında yüzmek için harika yerler. İznik’e bağlı Sansara Köyü içinde bulunan kanyon, toplamda 7 kilometrelik içinde yaz aylarında yüzülebilecek havuzcukları ve 1,7 kilometrelik çok da kolay olmayan orta seviyede bir parkuru olan orman içinde bir kanyon. Kanyonun içinden geçtiği Sansara Köyü de 500 yıllık bir Osmanlı köyü. Bu köyden geçerken geleneksel olarak odun ateşinde pişen çaydan içmeden yola devam etmeyin deriz.

Yöresel halkın geçim kaynağı, çinicilik, zeytincilik, balıkçılık, sebze ve meyveciliktir. Kestanesi ile de anılması gerekir İznik’in; ilk kestane şekerinin buradan çıktığı pek bilinmemektedir. İznik çevresindeki köylerde yetiştirdikleri yerli ürünleri, bilhassa lezzeti çok konuşulan zeytin, üzüm, domates, biberi, taze, taze getiren pazarcılar büyük rağbet görüyor ve pazar çok kalabalık oluyor.

İsmini bulunduğu antik kentten alan İznik gölünden iki satırla anlatıp geçmek olmaz. Göl üzerindeki gün batımını izlerken, ruhunuzun dinlendiğini başka bir boyuta geçtiğinizi hissedeceksiniz, ressamları kıskandıracak kadar muhteşem bir tablo, hele gün batımını göl üzerinde kano ile gezerken izlerseniz âşık olmamanız mümkün değil. Bir de İznik gölünün içinde batık BAZİLİKA yattığını, dünyanın en önemli 10 keşfi arasında yer aldığının düşünüldüğünü varsayarsanız büyülenmemeniz mümkün değil.

Akşam oldu ve maalesef geri dönme vakti geldi, buraya gelmişken İznik'in yöresel yemeklerinin tadına bakmadan, akşam yemeği yemeden tabi ki dönülmez
İznik'te yöresel yemek çeşitleri denilince ilk akla gelen muhteşem tadıyla İznik köftesi ön sırada yer alıyor... Köfte yanında acı ezme, salata ve köy ekmeğiyle servis ediliyor harika bir lezzet. Istakoz güveci, sazan balığı çorbası, yayın balığı, şiş veya buğulama, kerevit salatası ve kerevit güveç İznik Gölü çevresinde bulunan lokantalarda tadılabilecek yiyecek türleri olarak sayılabilir.

Gölün etrafındaki lokantalarda kendinize şöyle; hele ki gün batımını yakalarsanız unutulmayacak anılarınız arasına katacağınız muhteşem bir ziyafet çekmeden kesinlikle dönmeyin deriz.

İznik’e yeniden gelmek için pek çok nedeniniz vardır… Öyleyse, gezi takviminize İznik’i işaretlemeyi unutmayınız. Bizden söylemesi…

Hoşça kalınız. Yolunuz ve bahtınız açık olsun…

-----------------------------------------------------------------------------

(*) Gönül Özkılıç&Dursun Özden

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 431
Kayıt tarihi
: 29.03.11
 
 

Dursun Özden, 21 Ekim 1950'de Niğde'nin Ulukışla ilçesi Beyağıl Köyü'nde doğdu. İlkokulu köyünde,..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster