Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '09

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1615
 

Kadınlar...

Kadınlar...
 

'Yıllar geçse de üstünden... Bu kalp seni unutur mu?' Natinonal Geografi


Sonbaharın, ağaçların üzerinden döküle döküle bittiği bir sokaktaydı kadın. Son gücüyle koşarak kurtulmak istiyordu o yok oluştan...

Koştukça… Koşşş…tuuuk…caaaa … Nefes nefese kalmayıp, aksine dinleneceğini ve insan olabilmenin ağır hafifliğine kavuşacağını biliyordu. Çıplak ayakları sokağın yollarına koşar adım vuruyor fakat ayakları bir türlü kurtulamıyordu yollardan. Asfalt sanki bir ağdaymış gibi yapış yapış kadının ayaklarına dolanıyor, bin yıllık bir güçle zincirleşip, halka halka sarıyordu o kapkara varlığıyla kadını… İlahi bir güçle, kutsal bir kitabın surelerindeki ayetlerin içlerine doğru çekiliyordu kadın…

-Ayşeeee…! Pabucu yarım, giy burkanı oynayalım!

-Aliiii…! Pabucu tamam, 12 yaşındayım artık, tecavüze uğruyorum, oynayamam!

Nîsa Suresi, ‘Kadınlar’ anlamını taşıyor. İslami kültürdeki birçok bilgiyi aktarıyor bizlere. Kadının o yıllarda ve şimdilerde toplumdaki yerinin, değerinin ve statüsünün şeklini çiziyor. Aslında sadece kadınların değil, çünkü kadının varlığı hayatın varlığını da yanında getirdiği için bütün bir hayatın dinsel anatomisini oluşturuyor. Toplumların sosyolojisini anlamadan, toplumsal sorunların çözümünde üretken olabilmemiz olanaklı değil. Bu yüzden ‘Hayat’ı oluşturan önemli faktörlerden biri olan dinleri de daha iyi algılamamız gerektiği inancındayım.

Kültürler, aynı dinlerin mensuplarında farklı âdetlerden ve disiplinlerden oluşabilir. Örneğin, Hıristiyanlık öncesindeki Avrupa yapısının tümü neredeyse Roma İmparatorluğundan geliyordu. Bu yüzden bütün bir Avrupa’nın hızla Hıristiyanlaşması çok da sancılı bir süreç olmadı. Bütün bir Avrupa’nın sorunsuz bir şekilde Hıristiyanlaşması sürecine rağmen, Türklerin İslamlaşma sürecinde hala sorunlar yaşıyor olmasının temelinde acaba hangi nedenler yatıyor? Bu nedenlerin en başında, İslamiyet öncesi Türklerin farklı inançlarının olması ve köklerinin anaerkil bir yapıdan geliyor olması olabilir mi? İbadetin bir türlü Türkçe yapılamamasının önemli nedenlerinden biri de ‘Türkçe anlaşılan Kuran’ın, anaerkil toplumla kan uyuşmazlığı yaşaması mı? Bu uyuşmazlığı yok etmenin en kolay yolu ise İslam’ın anlaşılır bir din olmasının engellenmesi mi?

Diyanet işleri başkanlığının tercümesiyle Nîsa, yani Kadınlar Suresinin bazı ayetlerini sizlerle paylaşmak istedim… Belki de gerçek İslam’ı, yadırgadığımız Taliban yaşıyordur…

Ayet 3) Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.

(Bu ayette, ikişer-üçer-dörder kadın almanın tavsiyesi var değil mi? ‘Cariyeliğin’ varlığına bir onay da görüyor muyuz? Cariyelik; erkeğe hizmete özel, cinsel arzuları tatmin etme zorunluluğunu da kapsayan bir kölelik şeklidir. Yani İslam, köleliğin en karasını, oluşturduğu kültürün başköşesine mi yerleştirdi? Adaletten söz eden bu ayetin adaletiyle yaşamayı göze alabilir misiniz? Türk Halkı, böyle bir inanç sistemini içine sindirebilir mi? Dünyanın en çok camisinin Türkiye de olması bu şüphenin bir kanıtı mı?)

Ayet 11) Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

(Bu ayette, ölenin ardından kalan varis çocukların miras haklarında, erkek çocuğun kız çocuktan 2 kat fazla hakka sahip olduğunu görüyoruz. Hiçbir gerekçe buradaki kasti hatayı açıklayamaz. Ayrıca bu ayetteki paylaşımı bir örnekle açıkladığımızda, bir matematik hatasıyla da karşılaşıyoruz. Mirası 100 kabul edersek, varislerin paylarını topladığımızda tekrar 100’ü elde edemiyoruz. Kim bilir belki de kadına yapılan haksızlığı matematik de kabul etmemiştir! Bu matematik hatasını bir denklem şeklinde çözmek ayrı bir blog konusu... Gerektiğinde bu konuyu aydınlatacak bir blog da yazabilirim.)

Ayet 24) ‘Harp esiri olarak sahip olduğunuz cariyeler müstesna (hariç), evli kadınlar da size haram kılındı. Allah'ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.’

(Bir savaşta, karşı tarafın sivil halkından kadınlarını esir olarak alıp cariye olarak kullanmak, tecavüz etmek anlamını taşımaz mı? Daha birkaç yıl önce, Avrupa’nın ortasındaki Bosna savaşında Sırpların yaptığı da bu değil miydi? Yoksa Sırplar, gizli Müslüman mıydı? Yoksa cariyeliği yani seks köleliğini, öldürülmemek için zorunlu olarak seçen kadınların mıydı bu işin günahı? Bütün bunlardan söz etmek dahi acı vermiyor mu? Acaba İslam, çağımıza yanıt verebilecek donanımlara sahip mi? Mehirlerini vaat ederek birkaç kadınla birlikte olmak sonra mehir pazarlığıyla vaat edileni kısarak onları boşamak ve yeni kadınlar almak kadının bir ‘mal’ olduğunu kabul etmek değil mi? Özellikle o dönemde kadınların hiçbir ekonomik özgürlüğünün olmadığını düşünürsek, bir adam tarafından boşanan kadın başka bir adamla evlenmek zorunda kalmıyor mu? Böylece kadınlar sürekli el değiştirmiş olmuyor mu? Ta ki, seksüel açıdan ekonomik ömürlerini tamamlayana dek… Siz bunu nasıl kabul ediyorsunuz?)

Ayet 25) İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Hep aynı köktensiniz (insanlık bakımından aranızda fark yoktur). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ve sahiplerinin izni ile onları (cariyeleri) nikâhlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

(İşte burada köleliğin varlığını ve İslam kültürüne net bir şekilde yerleşmiş olduğunu tam olarak algılıyoruz. Köleliğin olduğu yerde elbette feodal bir toplum vardır. Soylular ve soysuzlar vardır. Yani bırakın kadın erkek eşitliğini, insanlar arasında dahi maddi-manevi-sosyal-hukuki, hiçbir eşitlik yoktur. Köle olmayan insanlar da zenginler ve fakirler olarak çok net çizgilerle birbirinden ayrılmıştır. Fakirler, zenginlerin ‘faydalandığı cariyelerle’, sahiplerinin izin vermesi koşuluyla evlenebilirler. Fakat evlenmiş olmalarına rağmen eski cariye, yeni eş olan kadın herhangi bir zina suçu işlerse, cariye olmayan bir kadının aynı suçtan alacağı cezanın yarısına çarptırılıyor. Bu nokta çok ilginç. Acaba, cariyenin eski sahibi olan zengin, tekrar cariyesiyle birlikte olmak isteyebilir diye mi?)

Sure 34) Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.

( ‘Allahın, insanların bir kısmını diğerlerinden üstün kılması…’ Birçok soruyu da yanında getirmiyor mu? Siz, başka bir insanın herhangi bir nedenden dolayı sizden sosyolojik bir üstünlük taşımasını kabullenebilir misiniz? Bir kısım insanlardan kastedilen bir aile midir? Yani soylular sınıfı mı vardır? Yoksa bir kavim, bir millet midir? Eğer kast edilen buysa bu ırkçılık değil midir? Ya da kast edilen ‘kadınlar’ mı dır? Nisa suresi açıkça, eşine itaat etmeyen kadının eşi tarafından dövülmesi gerektiğini söylemektedir. Evlilik itaat etmek mi yoksa anlaşmak üzerine mi kuruludur? Kadın, erkeğin hangi emirlerine itaat etmek zorundadır? Bunun bir sonu var mıdır? Babanızı, annenizi döverken gördüğünüzde tepkiniz ne olur? Bu durumla karşılaştığınızda küçük bir çocuk olsaydınız ruhsal bir çöküntü yaşar mıydınız? Kocasından yediği dayaklar yüzünden sürekli hasarlı dolaşan kız kardeşiniz hakkında ne düşünürdünüz? Günümüz hukukunda bir erkeğin eşini dövmesi suç olarak kabul edilse de eşlerinden dayak yiyen kadınların çok büyük bir bölümü neden şikâyetçi olamazlar? Dayak besleyici midir?)

Kadınlar… Onlar da demokratik açılım istemiyorlar mı?

‘Benim Uzun Boylu Serv-i Çınarım
Yüreğime Bir Od Düştü Yanarım
Kıblem Sensin Yüzüm Sana Dönerim
Mihrabımdır Kaşlarının Arası…’

Ayrıntıda gezinmek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kadın, üçüncü dünyada ikinci cins! Her ezenin bir ezeni vardır! Hitler'i babasının kemerle dövdüğünü okumuştum. Ekonomik koşullar.. eğitim.. gelenekler... erkeğe dayak atarsa, serde cahillik de olunca, o da gücünün yettiğine dayak atacaktır doğal olarak.. İnsanlık, Dünya ülkelerini sıralarken üçten geriye sayar da "üçüncü"yü kaldırırsa, kadın da "ikinci cins" olmayacak, insanlık, birinci dünyada birinci olarak tarihsel devrimini yapacaktır. Sevgi ve selamlarımla..

zelinartug 
 01.12.2009 3:00
Cevap :
Sevgili Zelin; Değerli katkılarını özlemişim. Gönülden teşekkürler. Güzel günlerde görüşmek umuduyla...  01.12.2009 13:12
 

demiş biri. "Senin aşkınla gönlüm sütlimanlık ya resulullah, Lakin kalın geldi fakire müslümanlık".. demiş Neyzen Tevfik. "İslamın önündeki en büyük engel müslümanlardır".. demiş M.Ş.Eygi. Ve şunu da demiş, "Bizimkilerin en baş belası kadın ile paradır".. Kim demiş bilmem amma iyi demiş; "Ölümden sonra bi şey yoksa, inanmayana da bi şey yok - inanana da.. Velev ki varsaaa, inanan kurtuldu - inanmayan hapı yuttu." .. ülen bizim harfimiz yok mu, bi şey de zatı garibim desin gari; okuduk kitabından dinledik hitabından - kimimiz uyup kimimiz duyup geçiyoruz - bilenlerle bilmeyenler bir olmaz babından - kimimiz girip kimimiz görüp geçiyoruz - Yarabbii sorma sakın dünyayı şu kulundan - döndü de geçiverdi gözünden kulağından - etinden sütünden kabağından balığından - yamyam gibi yedik de geğirip geçiyoruz... Saygım ile.

Yalınayakbaşıkabak 
 11.10.2009 20:25
Cevap :
Evet, tam sizin güzel yazın hünerinize gör bir yorum olmuş... Sanıyorum sizinle aynı ipte raks edecek kadar pişmedim henüz... Yazılarınızı okumak güzel. Sevgi ve saygımla...  14.10.2009 9:12
 

görünmüştür gözlerime ve yüreğime her zaman. Bir de Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk'ün Türkçe Mealini oku derim daha aydınlatıcı olsun diye. Dini sömürü haline getirenler zaten bu ayetleri yeterince yanlış anlattı ve toplumların başlarına altlarından kalkılmayacak çorapları da ördü. Tekrar tekrar okudukça farklı anlayışlara döneceksin. Kur'an zaten bir kere okumayla tartışılacak bir konu değil. Yüzyıllar öncesinin şartlarını günümüze taşımak doğru görünmüyor gözlerime. İslam güzel ve temiz bir din inan bana. Hem inançlı ve hem cumhuriyetçi bir kadın olarak ve de kendimce okuyan bir insan olarak yazma gereği hissettim. Sağlıkla kal

kevser şekercioğlu akın 
 07.10.2009 18:00
Cevap :
Yaşar Nuri'nın tam 3 tefsiri var. İlk ikisi yaklaşık birbirinin aynı. Üçüncü e çok farklılıklar var. Yaşar beyi ben de severim. Fakat son tefsirinde sanıyorum kişisel bir reform yapmaya çalışmış ama oturmamış. Zaten bütün İslam alemi son tefsirini red ediyor:-) Sevgi ve saygımla...  08.10.2009 1:16
 

La Fontaine'in, yıllar yılı okuduğumuz ve okuttuğumuz bir masalı vardır bilirsin: Ağustos böceği ve Karınca".Garip ağustos böceği bütüün bir yaz şarkı söyler dolanır, kış gelince de o çok bilmiş karıncanın kapısına dayanır: Şeyy! bir parça yiyeceğiniz var mı?.. Yalan arkadaşım yalaan! Bu zavallı ağustos böceğinin tüm ömrü zaten hepi topu ÜÇ AY, onun da iki ayı toprağın altında geçiyor.Bu çileli böcücük, son bir ay çıkıyor dünyaya,..Bir ayda, hayatının tek şansı bir dişiye sesini duyurabilip çiftleşmek, buldu buldu.Bulamadı, tamam üç ay sonra "er gişi niyyetinee":)). İşte dişisini bulabilmek için öyle devamlı bas bas bağırırmış.. Yani yemyeşilim soğanım; dediğin gibi salt Arap milletine uygun üretilmiş bu safsatalar, bir gün tarihin çöplüğündeki yerini alacak şüphesiz. Selam ve sevgilerle..

Gülpembe 
 03.10.2009 11:05
Cevap :
Sevgili Gülpembe... katılımın için gönülden teşekkürler... Görüşmek umuduyla...  03.10.2009 15:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 153
Toplam yorum
: 2918
Toplam mesaj
: 56
Ort. okunma sayısı
: 1454
Kayıt tarihi
: 16.09.06
 
 

Tıka basa dolu bir adam değilim. Balığı gördüysem derine inerim. Uzun süre gölgede kalamam. Okuru..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster