Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ağustos '19

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
15
 

Kadınlar Öldürülmeli mi?

Gün geçmiyor ki güzel ülkemizde yeni bir süper vahşet örneği yaşanmasın. Bu süper vahşetin son örneği Emine Bulut cinayeti... O kadar vahşi ki Quentin Tarantino sahnesi olsa abartılı derdik. Lakin maalesef gerçek... Bu yüzden inanılmaz derecede korkunç...

Peki çözüm ne? Medya şu anda toplumu tek bir noktaya kanalize ederek ve sözde farkındalık yaratmaya çalışarak bu soruna gerçekten çözüm bulmaya katkı mı sunuyor yoksa sorunu daha da içinden çıkılmaz bir hale mi getiriyor?

MEVCUT DURUM TESPİTİ
Şu an ülkemizde çılgınlar gibi bir feminizm pompalanmakta. Bu feminizm adı altında pompalanan “erkeklerin Allah belasını versin” kampanyası ile sözde pozitif ayrımcılık yaparak toplumda ezilen, toplum hayatından soyutlanan, öldürülen, tecavüze uğrayan kadınların haklarının savunulabileceği zannediliyor.

Gerçeklerse böyle değil. Çok kabaca ifade edecek olursam bu davranış biçimi yangına benzin dökmekten başka bir şey değil!

Asıl yapılması gereken çift taraflı bir çözüm üretilmeye çalışılması... Sorunun bir tarafında kadın bir tarafında erkek varsa iki tarafın da çözümle bir ilişkisi olması gerekir. Eğer tüm sorun erkekteyse çözüm belediye ekiplerinin acilen ilaçlama yaparak erkek neslini itlaf etmesidir.

Yazının bu kısmında çok önemli bir uyarı yapmam gerekiyor. Şu an yazacaklarımı bir tarafından anlayıp “Sen katilleri, canileri mi savunuyorsun ?” gibi saçma sapan bir çıkarımda bulunmak isteyenler sakin olsunlar.

Bu ülkede ne Emine Bulut' u katleden ağır klinik vakaları ne de Özgecan' ı katleden vahşi yaratıkları savunabilecek bir ruh hastası olduğunu sanmıyorum. Medyada bu tip cinayetlerden sonra “kadın da hak etmiş canım” diyenlerin de ya tedaviye ihtiyacı vardır ya da emniyetin teknik takibine...

Benim bahsedeceğim şey yüzyıllardır kadınların seslerinin kısılmış olmasına bir tepki olarak ortaya çıkan bu çok sert pozitif ayrımcılığın giderek erkeklere karşı bir lince dönüşmesidir.

Şöyle düşünelim. Bugünkü sorunumuzun kaynağı nedir? Kadının toplumda sesinin kısılması... Peki biz çözüm olarak ne yapıyoruz? Erkeklerin sesini kısıyoruz. Açıkça saçmalık!

Bugün medyada kadın erkek ilişkilerinde kadının kabahatleri ile ilgili ne yazarsanız yazın linç edilirsiniz. Şu anki trend kadın melek erkek canavar ve öküzdür düşüncesini tüm beyinlere zerk etmeye odaklanmış durumda.

Geçen gün Emine Bulut vahşetiyle hiç alakası olmayan bir yazı gördüm. Medyanın popüler kişiliklerinden birisi olan Nilgün Bodur kadın erkek ilişkilerinde kadının da sorunu körükleyen davranışlarından örnekler veren bir yazı yazmış.

Kuvvetle muhtemel ki birçok kişi yazıyı baştan sona okumamış fakat hemen sosyal medya ile linç etmişler. Sen misin kadına sonuna kadar haklı demeyen? Kadında bir kusur bulan? Bir de linç daha etkili olsun diye hemen altına yazmışlar sen katilleri mi savunuyorsun? diye... Maksat su bulansın ve linç olsun. Halbu ki yazının böyle bir niyetle uzaktan yakından alakası bile yok.

Fakat niyet ve eğilim bir tarafa ilişkin bütün sesin kesilmesi ve tek seslilik... Aslında ne yaşadığı, nasıl böyle bir canavara dönüştüğü ile ilgili hiçbir fikri alınmayan ve araştırılmayan bu erkek dediğimiz canlılar adeta hayaletmiş gibi yok sayıldıklarında ne olur dersiniz? Daha da saldırganlaşır mı yoksa uysallaşır mı?

BİLİMSEL AÇIKLAMA
Bu uzun girizgahtan sonra gelelim açıklamaya... Kadın cinayetlerinde ve kadına şiddetteki asıl sorun kadın ve erkeğin yaradılıştan gelen açık farklılıkları ve bu farklılıkların yarattığı doğal sorunlarla ilgili hiçbir fikirlerinin olmamasıdır.

Örneklendirelim... Kadınlar ve erkeklerin kas kütlesi dışında beyin yapıları ve hormonları ile de baştan aşağı birbirlerinden farklıdır. Bu durum psikolojilerinin de tamamen farklı olması anlamına gelmektedir.

Erkeklerdeki testosteron hormonu kadınlardakinin 20 kat fazlasıdır. Bu da cinsellik isteği kadar şiddet açısından da oldukça saldırganlıklarının da fazla olduğu anlamına gelmektedir. Ayrıca bilindiği gibi erkeğin kas kütlesi kadınınkine oranla çok daha fazladır. Hem de doğuştan...

Bunun nedeni ise erkeğin yavrusunu ve dişisini korumak için ihtiyaç duyacağı gücü sağlamaktır.

Erkekler bunu yaparken evrimsel olarak sorunları mekanik, basit ve fiziksel yollardan çözerler. Bu yaratılıştan gelir.

Kadınlarsa yaratılıştan gelen fiziksel güçsüzlüğe karşı beynin çok yönlü ve duygulara yönelik çalışması ile başka bir üstünlüğe sahiptirler.

Duyguları anlayıp analiz edebilir, çevresini yönlendirebilirler.

Tabi bu yönlendirme gücünü kullanırken dedikodu, entrika ve başarısızlık durumunda ortaya çıkan yan etkiler olan kin, nefret, depresyon (depresyon konusunda kadın vücudunun ürettiği hormonların düzeylerinin erkeklerden farklı olması da etkilidir) gibi duygular da beraberinde gelmekte...

Peki bu durumda erkek ne yapabilir? Kadın konuşarak, çevresini manipüle ederek istediğini elde edebilme becerisine sahip.

Erkekte bu yok denilecek düzeyde... Kadın bebekliğinden itibaren duyguları okumayı bir refleks haline getirmiş erkekte bu da yok.

Fakat birçok kadın bu bilgiye sahip değil. Bütün kadın arkadaşları yüzündeki küçük bir değişimden ne olduğunu saniyeler içerisinde okuyabilirken bir erkek bunu yapamaz.

Tabi kadın da bunu bütün insanların yapabildiğini zannettiği için suçlamaya başlar. Çünkü kendisine karşı kasıtlı olarak duyarsız kalındığını zanneder. Suçlamalar zamanla kavgalara dönüşür.

Kadın o zamana kadar her daim işe yaramış olan suçlama, köşeye sıkıştırma, çözümleme gibi tekniklerini erkeğin üzerinde test eder. Erkekse sorunları çözmek için genelde kaba güç kullanmayı bilir.

Çocukluğundan itibaren mahalle ve kardeş kavgalarıyla birlikte geliştirdiği metot budur. Ayrıca hormonları ve kas gücü de bu yöntemi mantıklı kılar.

Sonuç ne peki? Sonuç birbirinden bambaşka yöntemleri olan ve bambaşka bakış açılarına sahip iki canlının bir araya gelene kadar kullandıkları yöntemleri birbirlerinin üzerinde denemesidir. Ne erkek duyguları çözebilir ne de kadın kaba kuvveti anlayabilir. Sonuç erkeğin düz mantık çözümüyle son bulur...

Erkeğin eğitimlisi çözüm konusunda çaresizliğe kapılır. Çünkü ne yaparsa yapsın çözüme ulaşamaz. Kadının dünyası bambaşka ve dahası anlık değişmelere açıktır. Kadın üstüne geldikçe gelir. Kadın zafer kazanacağını zanneder fakat erkeği kaybeder...

Eğitimsiz ve vahşi olanı ise ortada bir sorun olduğundan bile habersiz olduğu için zaten her konuda haklı olduğunu düşünür. Kadın yine zafer kazanabilme olasılığı olduğunu zannederek üstüne geldikçe gelir. Fakat bu cins erkek köşeye sıkıştırılırsa acil durum butonuna basar ve son çareyi hızla uygular; şiddet...

Özetle eğer erkek eğitimliyse hafif bir tokatla konu kapanabilir. Ara sokaklarda büyümüş bir serseriyse maalesef bir emine bulut faciası yaşanabilir...

BİLİMSEL ÇÖZÜM
Bilimsel çözüm en azından liseden itibaren bu farklılıkların çocuklara sezdirilmesi ve iki cinsin birbirini anlamaya yönelik eğitimlerin verilmesi gerek...

Ama bu eğitim şu ana kadar her yapılan Milli Eğitim uygulaması gibi "Amaaaaaaan, dostlar alışverişte görsün" kafasıyla değil, isteyerek, işin ciddiyetinin farkında olarak yapılmalı. Lise bitince üniversitede de devam etmeli...

Bendeniz naçizane bir uzman olarak evli bekar herkese bazı birkaç temel eserin okutulması gerektiğini düşünüyorum.

Bu eserler: Erkekler Mars'tan Kadınlar Venüs'ten (John Gray), Kadın Beyni (Louann Brizendine), Erkek Beyni (Louann Brizendine), İnsan olmak (Engin Geçtan)....

Şahsen bu eserlerin henüz ciddiyetle okutulduğunu görmedim. Eğer birilerinin bu kitapları okuttuğunu görürseniz bilin ki insanların huzuru ve mutluluğu için savaş veriyordur.

Ayrıca bu kitapları okumak ve okutmak da yeterli değil elbette. Erkeklere duyguları okuyabilme ve kadın psikolojisi eğitimini verilmeli. Bu, erkeklerin kadınlarla bir araya geldiklerinde şok yaşamalarını engelleyecektir.

Aynı eğitimin bir benzeri kadınlara verilmelidir. Erkek psikolojisi ve sonuca odaklı davranışları anlayabilme eğitimi almalılar. Son olarak feminizm terörü estiren gereksiz arkadaşların "Bunlar Türkiye'de olur. Avrupalarda hiç böyle şeyler yok" saçmalıklarını ciddiye almayın.

Avrupa'da ve dünyanın her yerinde en eğitimli kesimde bile aile içi şiddet maalesef var. Dozu ve yöntemi değişse de var. Bu, tek başına ülkeyle alakalı bir şey değil.

Bu yüzden son sözüm şu; biz durumu şu anki şekliyle çözmeye çalıştıkça şiddetin dozu daha da artacak. Zaten kendisini anlatma becerisi olmayan erkeklerin bütün seslerini kısıp daha da baskı altına aldıkça tepkiler daha da vahşileşecek.

Kadınlarsa erkekleri anlamak yerine "Bende hiçbir sorun yok, o zaman şu an davrandığım şekilde davranmamda sakınca yok" diyerek farkında olmadan şiddeti besleyen damarlara daha fazla oksijen pompalayacak.

Umarım psikolojiden haberi olan birileri bu yanlışın farkına varabilir. Çünkü bu körlükle içine düştüğümüz toplumsal kuyudan çıkmamız pek mümkün değil.
 

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gaziantep teki olayda zannedersem erkek öğretmendi ve bi tokatla kalmadı..konu şiddetse bi erkeğin eğitimli olup olmaması çokda farketmiyor ..öfke kontrol ve dürtüsellik sorunları olan erkekler için caydırıcı yöntemler kullanılmalı..

savas barka 
 26.08.2019 15:28
Cevap :
Öncelikle kıymetli yorumunuz için teşekkürler. Öğretmenin şiddetine gelince... Eğitim ve öğretim bambaşka kavramlardır. Kişi profesör de olsa eğitimli olmayabilir. Eğitim bir davranış değiştirme sürecidir. Kişinin okumuş olması ise aslında öğrenim görmüş olmasıdır ve davranışlarıyla bir alakası yoktur. Halk arasındaki tabirle okumak cehaleti alır ama eşeklik baki kalır...   26.08.2019 21:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 423
Toplam yorum
: 207
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 2149
Kayıt tarihi
: 05.06.10
 
 

Jack Amca, düşünsel dünyasındaki gelişmeleri dışa vurmak niyetiyle başladığı yazı yazma sevdasına..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster