Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mart '10

 
Kategori
Dünya Kadınlar Günü
Okunma Sayısı
1278
 

Kadınlar ve portakal çiçekleri

Kadınlar ve portakal çiçekleri
 

Bu hafta Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından, Dünya Kadınlar Günü nedeniyle otobüs duraklarına şöyle bir afiş astırıldı; Dünyanın yarısının 1 günü var, diğer yarısının 364 günü var. ' Hadi ' dedim kendi kendime, ' Bu afişteki söz üzerine bir yazı yaz ' Sonrasında aklıma 2 yıl önce yazdığım bloglarımdan biri geldi.

Bazı bloglarda şu cümleye rastlıyordum; Eski bloglarımdan birini güncelledim...Bence çok yerinde bir davranış. Eğer gerçekten özenerek yazdığınız bir yazı ise, sandığınızın kapağını aralayıp - tıpkı bir gençkızın çeyizinin arada bir havalandırılması gibi- gün ışığına çıkarmanızın ne sakıncası olabilir ki? Bu düşünceyle çok sevdiğim bu yazımı - portakal çiçeklerinin açtı açacak hâllerini görünce - gün ışığına çıkarmak istedim.

Bazı yazılar bende derin izler bırakır ve asla unutmam. Bekir Coşkun'un 2 Ağustos 2006 tarihli ' Portakal çiçeği kadınlar ' başlıklı yazısı unutamadığım yazılardandır.

Günlerdir aklımda bu yazı var. Nasıl olmasın ki; bu yazıdaki temayı gerçek yaşamın içinde görüyorum sürekli. Üzerinde portakal ve portakal çiçekleri olan ağaçlardan sözediyorum.

Antalya'yı bilenler, şehrin pek çok kaldırımına dizilmiş portakal ve turunç ağaçlarını hatırlarlar mutlaka. Şu anda portakal ağaçları çiçekler içinde. Havada mis gibi portakal çiçeği kokusu var. Özellikle bugün, yağmurun da etkisiyle ağaçlar tertemiz oldu ve çiçekler daha da belirgin kokmaya başladı.

Dün dört arkadaş yol boyunca sıralanmış ağaçların kokusunu içimize çektik. İki arkadaşımız Antalyalı değildi. Onlara, okul yıllarımızda portakal çiçeklerini iğneyle ipe dizip bilezik yaptığımızı, ya da öğretmenlerimize hediye olarak götürdüğümüzü anlattık. Bunu anlatırken bir kez daha Bekir Coşkun'un yazısı geldi aklıma. Bazı paragraflarını aktarmak istiyorum.

O akşam aydınlık yüzlü kadın bana, "Portakal çiçeğini bilir misiniz?" diye sormuştu.

"Bilmem" dedim:

"Ben Urfalıyım, sadece patlıcan, domates çiçeklerini bilirim..."

O zaman bana "portakal çiçeğini" uzun uzun anlattı:

"Portakal çiçeği, olgunlaşmış meyvesi ile aynı dalda ve aynı zamanda yer alan tek çiçektir..."

*

Uzun zaman "portakal çiçeğini" düşündüm.

Kitapları karıştırıp, Akdeniz kıyılarında portakal bahçesi aradım, kim bilir kaç kişiye "Portakal çiçeğini bilir misin?" diye sordum.

Oysa her zaman gözümün önündeydi "portakal çiçekleri".

Olgunlukları ile gençlikleri yan yanaydı kadınların.

Yılların getirdiği bilgelik ile terk edilmemiş çocukluk...

Verimlilik ile tazelik...

Geçmiş ile gelecek...

Mazi ile umut...

Meyve ile çiçek...

*

Zamanın tüm acımasızlığına karşın, yaşam bahçelerimizde bizlere olgunluk ile tazeliği birlikte göstermeyi sürdürüyorlar.

Meyve ile çiçek aynı daldadır.

Olgun bir tazelik görürseniz, odur:

Portakal çiçeği...

...

Kadınları ne kadar onurlandıran bir yazı değil mi? Bilge, anaç, çilekeş, sevecen, merhametli, sabırlı, kanaatkâr, itaatkâr, vefalı ve her koşulda gülümseyebilen kadınlar gelmedi mi gözünüzün önüne?

Onlar hem meyve, hem de çiçek gibidirler gerçekten; Bir yanda olgunlukları, diğer yanda çocuksulukları ile.

Antalya'da bu mevsim ayrı bir güzellik var bu yüzden. Portakal ağaçları insanları şaşırtmaya devam ediyor, meyveleriyle yanyana duran çiçekleriyle. Ölüm ve dirim gibi sanki; hem yaşamın başlangıcı, hem de sonucu gibi. Çiçekleri mi geleceği simgeliyor, yoksa meyveleri mi, karar veremiyorsunuz. Sanki meyveler çocuklarımız, çiçekler de ruhumuz.

Portakal ağaçlarındaki sihir, tıpkı biz kadınlarda varolan sihir gibi; ne anlaşılabilir, ne de vazgeçilebilir...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Portakal çiçeği kokusu bilgisayarımın başında iken çıktı geldi. Şimdi o kokuyu sindire sindire yazıyorum. Oh be dünya varmış. Akdeniz kentlerinde bütün yol kenarlarını portakal ve turunçla doldurmalı. Konuklar da duysun o kokuyu. Saygılar. ÜŞD

Ünal Şöhret Dirlik 
 10.03.2010 22:50
Cevap :
Ünal ağabey, babam ne kadar çabaladı bu konuda, bilemezsiniz. Mısır'dan tanesi 300 dolara palmiyeler getirtip diktiler şehrimize. Babam da ' Portakal ve turunç Antalya'nın simgesidir, parkta dolaşırken portakal çiçeği kokusu duymak istiyoruz ' dedi belediye başkanına. Söz de verildi ama, değişen bir şey olmadı. Şimdilerde portakal ağaçlarını kesip rezidans yapıyorlar. Sahi, sizin oraların sığla ağaçları korunuyor mu bari? Saygılarımla...  11.03.2010 8:31
 

ehhh erkekler de sadece portakal çiçeğinin kokusuna takılır da ağacın varlığını sürdürmesini umursamazsa... sorun burada... çiçek açsın koklayalım, gerisini boş ver... ağaçlar kurumaya başladı... insanın ve insanlığın yarısı ölmekte...hem de kendi kendine ihanet ederek.. birisi çıksın da blogunda "kadın kadının kurdudur desin" ve bunu da yorumlasın.

Ahmets 
 10.03.2010 16:34
Cevap :
Ağaç; tüm güzelliklerini - meyve ve çiçek - kuşanmış bekliyorsa, takdir edilmeyi bekliyordur sadece. Varlığını sürdürmeyi umursamaları bir yana, yanına bir baltayla yanaşmasınlar, gövdesine çentikler atmasınlar, yeterlidir. sadece güneş, su, toprak istemek kadar yalındır portakal ağacının arzusu. Kadının arzusu da bu denli yalındır, sevgi ve saygıyla kuşatılmak gibi. Sevgi ve saygılarımla...  10.03.2010 23:06
 

Ben de yakından görmedim...Fakat, kokusu her yerde; içimde, terimde, serimde, sözümde ...Çiçeğin, özünde, dalında,ışığında, mayasında, gözünde, renginde ve sözünde olan herkesin hayatı hep bahar olsun....Daima portakal çiçeği tazeliği ve bereketinde kalabilmemiz... Sevgiler...

RANA İSLAM DEĞİRMENCİ 
 09.03.2010 23:31
Cevap :
Başka bir yoruma yazdığım gibi, ben de kar yağarken sadece iki kez gördüm, yarım asrı aşan ömrümde. Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş / Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar...dizelerini okurken hayâlimde canlandırmaya çalıştım özlemle. O zaman bir ekleme yapayım yorumunuza; portakal çiçeği tazeliği ve bereketinde, karlar kadar beyaz ve kardan adamlar yapmış çocukların neşesinde kalalım. Sevgilerimle...  10.03.2010 22:51
 

Akdeniz'e gelene kadar pek bilmediğim bir şeydi portakal çiçeği kokusu. Geçen yıldan anısı kalmış biraz belirsiz. Bahar bu kokuyla geliyor buralarda. Kuşatıyor her yanı, içine alıyor ne varsa, karşı konulmaz bir yayılışla. Gönüllü bir teslim oluşla bırakıyor insan kendini. Evet sabırsızlıkla bekliyorum bu hala alışmadığım kokuyu. Geçen gece balkonda duyar gibi oldum belirsiz. Bugün anlamlı bir gündü... yazı da öyle...

Haşmet Şenses 
 09.03.2010 1:29
Cevap :
Benim de - içtenlikle söylüyorum - en bildiğim kokudur portakal çiçekleri. Hele Antalya'nın bir turunç çiçeği kolonyası vardır ki, koklamaya doyamaz insan. Antalya hep portakal çiçeği kokar bu mevsimde. Çiçekler bitince de kokar; ya kolonya, ya reçel, ya da çayın içinde bergamut tozu olarak:) Her gününün anlamlı olması dileğiyle, sevgiler...  09.03.2010 17:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 261
Toplam yorum
: 2348
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2080
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

1954 Antalya doğumlu ve Antalyalı'yım. Ülkemin ve özellikle bu şehrin sevdalısıyım. Sanatın pek çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster